Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 18 Şubat 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
DYP ve MHP’nin gözü sadece taşranın oylarında mı?

Satır Arası / Deniz Sipahi

Önümüzde iki seçim var. Cumhurbaşkanlığı elbette genel seçimleri etkileyecek, çünkü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın liderlik özellikleri ister istemez AKP’nin alacağı sonuçları etkileyecek.
Ben uluslararası yatırım kuruluşlarının aksine bir görüşteyim; Erdoğan’sız bir AKP’nin oylarını artıracağını düşünmüyorum.
Kaldı ki; şubat ayı anketleri AKP’nin oylarında bir düşüşün olduğunu gösteriyor. Belki de son aylardaki en düşük seviyeye, yüzde 26’lara gerilemiş bir AKP var.
* * *
Son yirmi yılda seçmenin profilinde çok radikal değişimler var.
Örneğin köy nüfusu eriyor, güneye kaçanlar artıyor.
Türkiye’nin bu yıl 72.9 milyon olan nüfusunun 2010 yılında 76.5 milyona kadar yükseleceği tahmin ediliyor. Bu dönemde nüfusu en fazla artacak il yüzde 12.6 ile Antalya olacak. 2010 yılında İstanbul’un nüfusu 12.8 milyona, Ankara’nınki 4.6 milyona ve İzmir’inki ise 3.9 milyona yükselecek.
Kent nüfusu yüzde 8.1 artarak 53.5 milyon olacak. Köy nüfusu ise yüzde 2 azalarak 22.9 milyona gerileyecek. Köy nüfusunda, kimi illerde yüzde 47’lere varan oranlarda azalma bekleniyor, 10’u deniz kıyısında bulunan toplam 15 ilin ise köy nüfusunun artacağı öngörülüyor.
Demek ki; geçmiş dönemlerde Anadolu’yu oy deposu olarak gören partilerin söylemlerinde farklılıklar yaratması gerekiyor.
Doğru Yol Partisi, merkezde biraz daha ortalama ama bölgelerde aldığı oylarla denge kuran bir partiydi.
Öyle anlaşılıyor ki; DYP yeni bir açılım yapmak zorunda.
Tarım kesiminin memnun olmadığı, AKP’den şikayetçi olduğu bir gerçektir ama buradan alınan oylar DYP’yi ancak baraj sınırına getirmeye yetecektir.
Kent seçmeninin beklentileri de, istekleri de değişmiştir.
Ve buna uygun bir strateji izlemek gerekmektedir.
Gözlemlerim; İzmir gibi büyük şehirlerde seçmenin DYP’den bu tür çıkışlar beklediğidir.
Aynı yorumlar MHP için de geçerli.
* * *
Ben MHP’nin baraj sıkıntısı olmayacağını düşünüyorum.
Ege Bölgesi’nde de MHP’nin gözle görülür bir çıkış içinde olduğunu görüyorum.
Ancak kent merkezlerindeki oyunu artırabilmek için MHP; özellikle ekonomi, Avrupa Birliği gibi konularda tavrını çok net ortaya koymalıdır.
Halkın beklentisi açıktır.
Türk insanı istikrar ve gelecek güvencesi istiyor.
Hem siyasi, hem de ekonomik açılımları yapabilecek MHP kadrolarının da artık vitrine çıkması gerekiyor.
Aslında bu beklentiler her parti için geçerli olmakla birlikte; bugün parlamentoda olacağı düşünülen AKP, CHP, MHP, DYP için çok daha fazla önem kazanıyor.


Elektrikli arabaları kim, neden öldürdü?

Kaliforniya yollarında 1996 yılında görünmeye başlayan ve sayıları hızla artan elektrikli arabalar; sessiz ve hızlı olmaları, egzozlarından küresel ısınmaya yol açan sera etkili gaz yaymamaları ve petrol tüketmemeleri nedeniyle geleceğin arabaları olarak nitelendirilmişti. Ne oldu da bu araçlar 10 yıl içinde neredeyse tamamen ortadan yok oldu? Sony Pictures tarafından hazırlanan ''Who killed the electric car?'' adlı belgesel film bu sorunun yanıtını arıyor.
20. yüzyılda üretilen milyonlarca benzinli arabanın çıkardığı egzoz gazları nedeniyle özellikle büyük şehirlerde astım gibi akciğer hastalıklarında önemli artışlar kaydedilir. 1990’da Kaliforniya’da hava kirliliğini azaltmak için çıkarılan ve araçların yüzde 2’sinin havaya hiç atık salmamasını öngören ''sıfır emisyon talimatı'' adlı yasa gereğince General Motors (GM) EV1 adlı arabayı piyasaya sürer. Ardından Honda EV Plus, Ford Think, Toyota RAV4 EV, Ford Ranger EV, Nissan Altra EV alıcıların beğenisine sunulur. Kullananlar o kadar memnun kalır ki bekleme listeleri uzamaya başlar. Ancak bir süre sonra elektrikli araba karşıtı bazı gruplar ortaya çıkar ve bazı basın kuruluşlarında ''elektrikli arabaların temiz bir çevreye katkısının şüpheli olduğu'' bile öne sürülür.
Kaliforniya’daki ilgili yasa 2003’te yürürlükten kalkar, arabalar tek tek toplatılır, yepyeni arabalar bile ezilerek hurda haline getirilir. Kalan arabaları korumak isteyenler kampanya başlatırlar, bunları satın almak için önerdikleri önemli paralar bile araba firmalarınca kabul edilmez.
* * *
Elektrikli arabaların katilleri kimlerdi? 2003-2005 yılları arasında kârlarını iki kat artıran petrol şirketleri mi? Yağ, filtre, yedek parça gibi gereksinimleri olmayan, hatta doğru dürüst servis bile gerektirmeyen elektrikli arabalar nedeniyle kârları düşecek olan araba firmaları mı? Başta Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve Dışişleri Bakanı Condoleeza Rice olmak üzere, önceden beri petrol şirketleri ile yoğun ilişkileri bulunan Amerikan hükümeti mi?
Büyük bir bölümü böyle bir arabadan yeterince haberdar olmasa da tüketiciler mi? Geliştirilmeye çalışılan hidrojen yakıt pilleri mi? Yoksa bütün suç belli mesafelerde şarj gerektiren pillerde mi?
Filmde cinayetten; petrol şirketleri, araba firmaları, hükümet, tüketiciler, hidrojen yakıt pilleri suçlu sürüş mesafesini önemli ölçüde uzatmayı başaran pillerse suçsuz bulunmuş.
* * *
İzmir’deki ''boynuzlu'' adını taktığımız troleybüsleri anımsadım bir an, bazen virajlarda elektrik sağlayan boynuzların düşmesini, şoförün inip, yerine takmasını...
Yoğun şehir trafiğinde elektrikli arabaların yanı sıra benzer teknolojilerle donatılmış elektrikli otobüslerin de daha temiz bir hava için iyi bir alternatif olabileceği geldi aklıma.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, okulgen@superonline.com)

dsipahi@milliyet.com.tr








EGE
Emeklilik hakkında her şey
DYP ve MHP’nin gözü sadece taşranın oylarında mı?





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Necati Çetiner
Deniz Sipahi

© 2006 Milliyet