|
 |
|
|
Şİİ TÜRKMENLER, KÜRTLERİ AYNI İFADE VE KARARLILIKLA UYARIYOR:
Kerkük, 'Kerbela'mız
Şii ve Sünni Türkmenlerin Kerkük konusundaki görüşleri örtüşüyor. Onlar da Kerkük'ün hiçbir zaman Kürt kenti olmadığını belirterek, 'Kerkük, Kürtler için Kudüs ise o zaman bizim için de Kerbela'dır' diyor
KERKÜK YENİ SARAYBOSNA MI?
Semih İdiz 'Ateşin düşeceği' kenti gezdi
FOTOĞRAFLAR: Namık Durukan
Türkiye'den bakılınca Türkmenlerin Irak'ta "yekvücut" bir varlık oluşturdukları sanılıyor. Oysa daha önceki bölümlerde böyle olmadığını yansıtmaya çalıştık. Nitekim Irak'taki Türkmen gerçeğini anlamanın başka bir yolu da yok. Aksi takdirde, Irak'ta Aralık 2005'te yapılan genel seçimlerde Türkmenlerin aldıkları sonuçtan Ankara'da duyulan hayal kırıklığının ileride de yaşanması kaçınılmaz görünüyor.
Nitekim o seçimlere Şii Arapların listesinden katılan Şii Türkmenlerin, Irak Parlamentosu'na beş milletvekili sokabilecekleri Türkiye'de son ana kadar öngörülememişti. Ankara tüm yatırımını parlamentoya sonunda sadece bir milletvekili sokabilen Irak Türkmen Cephesi'ne (ITC) yapılmıştı. Bu bile Türkiye'de haklarında en az şey bilinen kesimin Şii Türkmenler olduğunu kanıtlamaya yetmişti.
Kerkük ve Erbil'de yaptığımız konuşmalarda Şii Türkmen olgusu ile ilgili bilgi toplarken ilginç bazı gerçeklerle karşılaştık. Bunların başındaysa Şii Türkmenlerin Irak'taki toplam Türkmen nüfusunun içindeki sayısı ile ilgiliydi. Her şey gibi bu konuda da havada farklı yüzdelerin uçuştuğunu gördük. Sadece, Amerika'nın Irak ordusunun desteği ile kanlı operasyonlar gerçekleştirdiği Türkmen kenti Tel Afer'i ele alacak olursak, bu gerçek daha belirginleşiyor.
Nüfus tam bir bilmece
Şii Türkmenler, kentteki Türmen nüfusunun yüzde 70'ini oluşturduklarını söylerlerken, Sünni Türkmenler bu oranı ters çevirip, yüzde "70 Sünni, yüzde 30 Şii" diyorlar. Bu karmaşa Şii Türkmenlerin yoğun olarak yaşadıkları Tuzhurmatu ve Tavuk gibi kentler için de geçerli.
Erbil'in en iyi okullarından sayılan ve "Işık Lisesi"ni de bünyesinde barındıran "Feza Eğitim Şirketi"nin Genel Müdürü Talip Büyük'e sorduk bunu. Kuzey Irak'ta yaşayan ve "cemaat bağlantılı" olduğunu varsaydığımız bir Türk olarak olsa olsa o bilir diye düşündük. Büyük hiç çekinmeden, Türkmen Şiilerin genel Türkmen nüfusunun yüzde 65'ini oluşturduklarını söyledi.
Aynı şeyi Türkiye'ye dönüşümüzde ITC temsilcisi Ahmet Muratlı'ya sorduğumuzda, o da bu karmayı yansıtırcasına son derece pratik bir yanıt verdi. "Sünniler 'yüzde 65'iz diyor, Şiiler de aynısını kendileri için iddia ediyor. Biz ise 'fifty fifty' (50-50)' diyoruz" diye konuştu.
Kısacası, Irak'ta ciddi nesnel ve ayrıntılı bir nüfus sayımı yapılmadan önce, zaten toplam sayıları tartışmalara neden olan Türkmenlerin yüzde kaçının Sünni, yüzde kaçının ise Şii olduğu pek anlaşılamayacağa benziyor.
Mezhep, milliyetten önde
Kerkük'teki bir diğer gerçek de, etkin bazı Şii Türkmenlerin de "anlaşmazlık" yüzünden daha önce çalıştıkları ITC'den ayrılıp kendi başlarına hareket etmeye başlamış olmalarıydı. Bunlardan biri de Fevzi Ekrem Terzioğlu.
ITC'nin Selahattin kentindeki enformasyon sorumlusuyken, kendi ifadesiyle "yaşanan bazı problemler yüzünden" Cephe'den ayrılarak Arap Şii lider Mukteda el Sadr ile anlaşmış. Aralık 2005 seçimlerine Şiilerin Birleşik Irak İttifakı listesinden katılarak Irak meclisine Süleymaniye Milletvekili olarak girmeyi başarmış.
Bu elbette ki Şiilerin, ITC'ye tümüyle sırt çevirdikleri anlamına gelmiyor. Zira, Şii ve Sünnilerin Kerkük konusundaki temel görüşleri örtüşüyor. İki taraf da Kerkük'ün tarihte hiçbir zaman Kürt kenti olmadığını ve bu yüzden Kürtlerin eline geçmemesi gerektiğine inanıyor. Onun için yer yer birlikte hareket etmeye devam ediyorlar. Ancak nüanslar göze çarpıyor.
Örneğin, "Kerkük Kürtler için Kudüs ise o zaman bizim için de Kerbela'dır" diyen Şiilerle karşılaştık. Bu da bir yanda Şii Türkmenlerin - ITC gibi - Yerel Kürt Yönetimi'ne duydukları derin antipatiyi yansıtırken, diğer yanda "aidiyet" olarak mezhep bağlantılarına verdikleri önemi ortaya koyuyor.
Zaten konuştuğumuz Sünni Türkmenlerin birçoğu, Şiilerde "mezhep bağlantısının milliyet bağlantısından önce geldiğini söyledi. Erbil'de konuştuğumuz Türkmenler de buna işaret ederek, "Bağdat'ın artık Şiilerin elinde olduğuna" işaret ettiler. Bu nedenle, Kerkük'ün Yerel Kürdistan Yönetimi'ne değil de Türkiye'nin ve ITC'nin istediği gibi, Bağdat'a bağlanması durumunda, bunun şehrin Türkiye'nin değil, İran etkisine girmesi anlamına geldiğini söylediler.
Şiiler de bu yaklaşımı "tutarsız" olarak değerlendirip bir yandan ITC'nin, diğer yandan da Erbil'deki Türkmenlerin kendi dindaşlarına yöneldiklerini söylüyorlar. Başka bir ifadeyle Sünni Türkmenlerin, siyasi ihtiyaçlarına göre, Sünni Kürtlere ve Sünni Araplara meyil ettiklerini savunuyorlar.
Mehdi Ordusu büyüdü
Öte yandan, daha geçen Cumartesi Kerkük' te patlayan yedi araba bombasından ikisinin hedefinde olan Şii Türkmenler de zaten, kendilerini korumak amacıyla dindaşları ile hareket etmeyi yeğlediklerini gizlemiyorlar. Bunun önemli bir nedeni, kuşkusuz, 2003'te Amerikalıların hemen arkasından Kerkük'e akın eden Peşmergelerin saldırılarına uğradıkları zaman savunmasız olmaları ve çok kayıp vermeleri.
Bu saldırıların artması üzerine 2003 ve 2004 yıllarında Şii Türkmenlerin Şii Araplarla birlikte Kerkük'te büyük gösterilere katılmaları ise kime meyil ettiklerini daha başından göstermiş. Nitekim Mukteda El Sadr da Ağustos 2003'te yaptığı bir açıklamada Kürtlerin bu saldırılarını kınamış, Kerkük'ün bütün Irak'a ait bir şehir olduğunu belirterek oradaki Şiilerin korunması için Mehdi Ordusu'na bağlı 2 bin milisini kente gönderdiğini açıklamıştı.
Geçen zaman içinde bu milislerin sayısının Türkmenlerin de katılımıyla arttığı belirtiliyor. Zira sadece Kürtlerin değil Amerikalıların da kendilerini "İran ajanı" olarak görüp bu nedenle kötü muamele etmeleri, birçok genç Şii Türkmen'i Mehdi Ordusu'na katılmaya itmiş.
Kürtlerin Kerkük'ü ele geçirme planlarının sürmesi halinde ciddi çatışmaların beklendiği Kerkük'te kimlerle kimlerin karşı karşıya geleceği ve kimlerin arada kalacağı da böylece daha iyi anlaşılıyor.
İşbirlikçi suçlaması
Kerkük konusunda örtüşen görüleri nedeniyle yer yer işbirliğine gitseler de, Sünni ve Şii Türkmenlerin arasının tozpembe olduğu da söylenemez. Burada da geçmişten kalan duyguların ön plana çıktığını görüyoruz. Çünkü Saddam döneminde Şiilere genel olarak uygulanan şiddet, Türkmen Şiilere de uygulanmış. Hatta sırf Türkmen oldukları için daha vahşi olmuş.
İşte bu husus Şii ve Sünni Türkmenler arasında hâlâ süren bir tartışma konusu. O kadar ki, ABD ordusunun Irak ordusu ile birlikte Tel Afer'de giriştikleri kanlı operasyonlar konusunda bile karşılıklı suçlamalar işittik.
Saddam zamanında çok acı çeken Tel Afer'in Şii Türkmenlerinin, Sünni Türkmenleri Baas rejimiyle işbirliği yapmakla suçladıklarını, bu yüzden de bazılarının Amerikalılara Tel Afer'e girmeleri için davet çıkardıklarını, Şiilerin elinde olan Bağdat'ın da buna onay verdiğine ilişkin iddialar duyduk.
Şiilerin Amerika'yı düşman kabul etmeleri gibi bazı gerçekler ışığında bize biraz çelişkili görünen bu tür iddiaların elbette ki tarih karşısında kanıtlanması gerekiyor. Fakat Şii ile Sünni Türkmenler arasında ciddi görüş ayrılıklarının olduğu gerçeğini de göz ardı edemiyoruz.
'Kerkük tüm Iraklılara açık bir şehir olmalı'
Kerkük'ün Tisin mahallesinde yoğunlaşmış bulunan Şii Türkmenler, Sünni kardeşleri gibi Kerkük'ün geleneksel olarak bir Türkmen şehri olduğunu söylüyorlar. Ancak "gerçekçilik" adına bu durumun son 50 yıl zarfında değiştiğinin kabul edilmesi gerektiğini belirtiyorlar.
Zengin petrol kaynakları nedeniyle şehrin büyük stratejik önene sahip olduğunu söyleyerek, "Kerkük asıl bu nedenle hiçbir kesimin kontrolünde olmamalı. Tüm Iraklılara açık bir şehir olmalı. Yoksa hep büyük ihtirasların ve bunlardan kaynaklanan çatışmaların odağına kalacak" diyorlar.
Kentin "Kürdistan"a bağlanmasına ise şiddetle karşı çıkarak, bunun bir "savaş nedeni" olacağını söylüyorlar ki, bu bile bu talihsiz şehri kötü günlerin beklediğini çağrıştırıyor. ITC'nin aksine Şiiler Irak'ın Federal bir ülke olmasına da karşı çıkmıyorlar. Fakat , kanlı çatışmalara neden olacağı için, ülkenin bu yoldan etnik ve dini esaslara göre bölünmesini istemiyorlar.
Bu yıl yapılması gereken Kerkük referandumuna da ilke olarak karşı olmayan Şii Türkmenler, ancak bunun, ortamın yatışmasından ve demografik manipülasyonlardan arınmış gerçekleri yansıtan sayımların yapılmasından sonra 2010 yılına ertelenmesini istiyorlar. Yapıldığında da sadece Kerkük'te değil ülke çapında yapılması gerektiğini söylüyorlar.
ANKARA'YA SİTEM VAR:
Türkiye yanlış yapıyor
Şiilerin Türkmenlerin Türkiye hakkındaki görüşleri de karmaşık. Bir yandan Türkiye'yi çok önemsediklerini belirtiyorlar. Ancak diğer yandan Türkiye'den esas desteğe ihtiyaç duydukları sıralarda hiç yüz görmediklerini söylüyorlar.
Şii Türkmenlerin liderlerinden olan ve Kuzey Irak'taki Bedir Tugayları'nın temsilciliğini yürüten Hacı Ebu Eyyüp, Türkiye'nin sadece tercih ettiği ve siyasetine uyan Türkmen gruplara yardım ettiğini, kendilerini ise bugüne kadar görmediğini söyleyenlerden.
'Tümüyle unutulduk'
Şii Arap liderlerinden Abdülaziz el Hekim ile Ankara'ya yaptıkları ziyaret sırasında işittikleri güzel laflara rağmen Türkiye'den hâlâ destek almadıklarını belirten Ebu Eyyüp, Zaman gazetesine verdiği demecinde "Tümüyle unutulmuş durumdayız" ifadesini kullanıyor.
Şii Türkmenlerini Türkiye'ye karşı ciddi şekilde soğutan bir olay ise bundan sadece iki ay önce yaşandı. Türkiye'nin alenen Şii düşmanı olan Sünni Araplara İstanbul'da toplantı yapmaları için vermesi Türkmen Şiiler arasında büyük tepki ile karşılanmış.
12-13 Aralık'ta yapılan toplantıda "Şiilerin aleyhine hakarete varan çok ağır sözlerin sarf edildiğini" belirten Şii Türkmenler, toplantıya katılan Suudi Arabistanlı köktendinci Salman el-Avda'nın "Şiilere karşı Sünni dayanışmasının önemine" işaret ederek "bu toplantıya izin verdiği için Türkiye'ye içten teşekkürlerini sunmasını" da "not etmişler."
'İzin bir hataydı'
Duyulan kızgınlığın arka planındaysa, Türkiye'de bu toplantı ile ilgili olarak bilinmeyen bir gerçek yatıyor. Şii aleyhtarı Sünniler bu toplantıyı aslında Suudi Arabistan'da yapmak istemişler ama kendilerine izin verilmemiş. Mısır'a yaptıkları başvuru da reddetmiş. İstedikleri izni sadece Türkiye'den alabilmişler.
Burada Anakara tarafından atılmış kasıtlı bir adımın mı, yoksa bilgisizlikten kaynaklanan bir durum mı söz konusu olduğunu zaman gösterecek. Ancak Türkiye'de siyasiler tarafından Irak ve Kerkük konusunda büyük lafların sürekli olarak sarf edildiği şu sıralarda, Irak'taki durum hakkında gerçek bilgilerin edinilmesi ve siyasi kararların ona göre alınmasının acil gereği bu olayla bile ortaya çıkıyor.
YARIN: Türkiye'nin Kerkük politikası ne olmalı?
|
|
|

|