Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 21 Şubat 2007 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
PAUL AUSTER'LA YAZMAK, YAŞAMAK VE TÜRKİYE ÜZERİNE...
Benim dinim demokrasidir

Amerikalı roman yazarı, şair ve senarist Paul Auster, "Demokratlık, yasalar karşısında eşitliğe inanmaktır; herkesin ayrı bir ruhu, ayrı bir iç dünyası olduğuna inanmak, herkesin hayatının değerli olduğunu bilmektir. Roman da o noktada başlar; merkezinde bireyin özgürlüğü vardır" diyor

YASEMİN ÇONGAR New York

Brooklyn'de bir öğleden sonra...

Paul Auster, 3 Şubat'ta 60 yaşına bastı. O gün ona bir mektup yazdım. Son romanı "Yazı Odasında Yolculuklar"ı yeni bitirmiştim. Hrant Dink cinayetiyle kararan ruhuma iyi bir refakatçiydi bu roman. Yıllar boyu yarattığı karakterlerin, 'Sen gideceksin, ama biz kalacağız' deyip yazardan intikam alırcasına ortalıkta gezinmesini izlerken, yazmak üzerine, hafıza üzerine, hayata asılmak üzerine düşünebilmiştim.
Bunlardan konuşmak istediğimi belirttim mektubumda. Auster, birkaç gün sonra arayıp buluşmayı önerdi.
19 Şubat'ta, Brooklyn'in Park Slope mahallesindeki taş evin kapısını açtığında, fotoğraflarından farklı, yüzü daha ince, saçları kır, omuzları hafiften çökmüş bir adam vardı karşımda. Gri-yeşil gözleri, daha doğrusu görebildiğim sol gözü yorgundu. Sağ gözünün üstünde, buz sarılmış kırmızı bir havlu tutuyordu.
Korneasını çizmiş, gözünü açamıyormuş. "Başka zaman geleyim, siz de doktora gidin" diye ısrar ettim, dinlemedi:
"Hayır, konuşacağız."
25 yıllık hayat arkadaşı, karısı, romancı Siri Hustvedt'le birlikte yaşadığı evin az eşyalı salonunda sırtımızı, Brooklyn soğuğunu tutan büyük pencerelere verdik; ben yüzümü, Auster'ın 1974'ten beri kullandığı Olympia marka daktilonun, ressam Sam Messner'ın fırçasından çıkma yağlıboyalarına döndüm. O tek gözüyle kâh bana kâh yere bakarak konuştu.
Sonrası, teypte kayıtlı 2 saat 19 dakika. Auster'ın, yılların puro keyfinin derinleştirdiği sesiyle anlattıkları. Yazarlığa, romana ve başka yazarlara bakışı; babasıyla, karısıyla ilişkisi; hayat felsefesi; resim, sinema, müzik, New York, Türkiye, dünyamızın halleri ve siyaset üzerine düşündükleri. Satırbaşlarını bugün ve yarın okuyacağınız bu söyleşi...

"New York Üçlemesi"nin ilk kitabı "Cam Kent" (tam 17 yayınevinin reddetmesinin ardından) yayımlanalı 22 yıl oldu. Şiir, deneme, çeviri maceranız ise 40 yıl geriye gidiyor. 60 yaşına bastınız. Yaşlanıyor musunuz? "Yalnızlığın Keşfi"nde kullandığınız o cümledeki gibi, bunun "Küçük bir oğlanın başına gelmesi çok (mu) garip?"
Hayatın içinde yürürken ve herkes gibi, insan olmak anlamına gelen o iç diyaloğu kendimle sürdürürken, aynı kaldığımı hissediyorum. Hâlâ çocukluğuma, gençliğime çok bağlıyım. Değişmişim gibime gelmiyor. Bunu çok düşündüm. Bunca kitap yazdıktan sonra bile, her kitap ayrı bir zorluk, ayrı bir macera. Daha önce gitmediğim bir yer. Kendime her seferinde yeniden öğretiyorum yazmayı.
Geçmişin esamesi okunmuyor. Her zaman ilk zaman. Tek fark şu; eskiden yazamayınca, ki her yazar takılır, paniklerdim. Şimdi daha sabırlıyım; takılırsam çözümü bulabileceğime, bilinçaltımda güveniyorum. Kendimi yaşlı hissetmiyorum; biliyorum bugün karşınıza yaşlı halimle çıktım. Oysa içimdeki oğlan çocuğu hiç büyümedi. Baksanıza, hâlâ ortalıkta blucinlerle dolaşıyorum. Tabii, gelecek benim için gitgide kısalıyor. Ama son günümüzün ne zaman olduğunu bilmiyoruz ki.

Yazmak, dünya kurmaktır...
"Her zaman ilk zaman" ise bir Paul Auster kitabında veya filminde, neden hep aynı dünyanın içine girmiş hissine kapılıyorum?
Aslında, mesela "Son Şeyler Ülkesinde", "Timbuktu", "Ay Sarayı" ve "Yükseklik Korkusu" diğer romanlarımdan çok farklıdır, ama dediğinizde haklısınız. Roman yazmak dünya kurmaktır. Belki aynı karakterleri geri getirdiğim için böyle bir tanıdıklık hissi doğuyor. Karakterlerim bana yapışıp kalıyorlar. Bazısı yaşlanıyor, değişiyor; bazısı aynı. O karakterler ve hâkim duyguları benim dünyam. Her romana başlarken, önce bir karakter gelip bulur beni. Sonra, beni bulan adamın neler yaşayabileceğinin peşine düşerim.

İdeoloji, romanın hayatını bitirir
Dünyanın her yerinde, hâlâ siyasi ve tarihi hesaplaşmaları roman aracılığıyla yapmaya yeltenen yazarlar var. Woody Allen bana, "Asla siyasi film yapmam. Çünkü kullanım süresi hemen dolar. Ben, kalıcı duyguların filmini yapıyorum" demişti. Siyasi romana bakışınız ne?
Sinagoga, kiliseye, camiye gitmeyen bazılarımız kendisine demokrasiyi din olarak seçti. Benim dinim de demokrasidir. Demokratlar, bireyin değerini ve ona saygıyı içselleştirirler. Demokratlık, yasalar karşısında eşitliğe inanmaktır; herkesin ayrı bir ruhu, ayrı bir iç dünyası olduğuna inanmak, herkesin hayatının değerli olduğunu bilmektir.
Roman da o noktada başlar. Roman, özü gereği demokratiktir; merkezinde bireyin özgürlüğü vardır. Romanın bir biçim olarak gelişmesi, demokrasinin yaygınlaşmasına paraleldir. Bu bakımdan her roman biraz siyasidir. Ama onun ötesinde, Woody Allen çok haklı. İdeolojilerin, siyasi tavırların emrindeki yazar, romanın hayatını, iç demokrasisini de bitirir. Yaşamaz; popüler olur, konuşulur ve unutulur. Gençken bu konuda büyük kararsızlık yaşadım. Siyasetle iç içeydim; Vietnam Savaşı'na karşı hareketin parçasıydım, ama yazar olmak istiyordum. Her ikisini birden yapmanın modelini aradım.
Marksist model, sosyalist gerçekçilik çok kötü bir seçenekti; romanı öldürüyordu. Gerçeküstücülerin denediği, avant-garde yaklaşıma ise saygı duydum, ama başarısız oldular. Üçüncü model, siyaseti roman üzerinden yapmamaktı; sonunda onu seçtim. Yine de romanlarımda siyasi referansları hep korudum.

Orhan Pamuk'a yapılanı anlamak imkânsız

Paul Auster'la uzun sohbetin sonunda, Türkiye'ye geliyor söz. Yakın arkadaşı olan Orhan Pamuk hakkında konuşurken, dikkatle seçiyor kelimeleri:
"Orhan Pamuk'a yapılanı anlamak mümkün değil. Demokrasilerin özelliği, açıklanan görüş beğenilmese de, hatta düpedüz yanlış olsa da, o görüşe saygı göstermektir. Orhan Pamuk gibi bir yazarı ifadesi nedeniyle hedef tahtası yapabilen insanlar, şu soruyu sorduruyor: 'Türkiye bir demokrasi değil mi?'"
2003'te "The Paris Review" dergisiyle söyleşisinde, en beğendiği yazarlar arasında Orhan Pamuk'u da sayan Auster, Pamuk'un romancılığını bana da överken, "Orhan, olağanüstü bir hayal gücüyle yazıyor. Türkçesini okuyamasam da, anlıyorum ki, çok iyi de bir üslup ustası" diyor.

Türkiye geçmişiyle yüzleşebilmeli

Auster, Hrant Dink cinayeti sonrası Türkiye'de yaşananları yakından izlemiş. "Türkiye'yi izlerken, Amerika'yı düşündüğünü" söylüyor:
"Her ülkenin tarihi ayıplarla dolu. Almanların, o büyük ayıpla yüzleşme çabasını biliyorsunuz. Amerika'ya bakın; biz Amerikan yerlilerini neredeyse tümüyle yok ettik. Siyahları yıllarca köle olarak kullandık. Bu yapılanlarla yüzleşmememiz mümkün mü? Türkiye'nin gocunacağı tek şey, her şeyi serbestçe tartışamamak olmalı."

Kimdir?

Paul Auster, Columbia Üniversitesi'nde İngiliz, Fransız ve İtalyan edebiyatı üzerine eğitim aldı. Auster'ın başlıca yapıtları arasında New York Üçlemesi, Yalnızlığın Keşfi, Yanılsamalar Kitabı, Kırmızı Defter, Leviathan, Kehanet Gecesi, Duman, Yükseklik Korkusu bulunuyor.
İspanya'nın saygın ödüllerinden olan 'Asturias Ödülü'nü edebiyat dalında Paul Auster kazandı. 26'ncısı düzenlenen "Asturias Prensi" ödüllerinde, aralarında Orhan Pamuk'un da yer aldığı 18 ülkeden 26 yazar aday gösterilmişti.

YARIN

"11 Eylül'ün romanını yazmaya hazır değilim"...
"Karım benim her şeyim"...
"Bush'a öfkem, son romanıma yansıdı"...





GÜNCEL
Milli politika ve diyalog şart
MEMO'NUN MUCİZESİ
Benim dinim demokrasidir
'Apo' kitabından vazgeçtiler
PKK, Tarım Bakanlığı'na kadar sızmış
Doğan ile Üçer'e Doğubayazıt'tan plaket
DÜZELTME






Melih AŞIK
Uzan'dan Royal'e
Prof. Tarık Altınok, Cem Uzan'ın iktidara yön...
Hasan PULUR
Ölüm...
YAHYA Kemal "Ölüm, asude bir bahar ülkesidir,...
Çetin ALTAN
Renkli rüzgârlarda uçuşan yıllar ve dostluklar
Tarihin kendine özgü kovanlarında ballanıp pe...

© 2006 Milliyet