
İdeal 11'i olmayan ülke
Dünya Kupası 3.'sü Türkiye'nin bugün kalecisi kim? Volkan mı? Pazar yedek olan çokça tartışılan. Hani Rüştü'nün bile veliahtım diyemediği. Bugün hemen yazabileceğiniz bir isim var mı? Hani sakatlandığında, "Yandık be abi" diyeceğiniz bir isim? Zamanın Engin'i sonra Rüştü'sü gibi.
Peki sol beki kim? Kesin, hemen adını yazabileceğiniz bir oyuncu? Hani Abdullah, Ergün, Hakan Ünsal gibi?
Ya sağ bek? Sakatlandığında "Eyvah" diyeceğiniz bir oyuncu? Sabri mi?
Savunma göbeği? Bir dolu standart stoperden ikisi seçiliyor. "Eyvah yandık, Gökhan Zan gitti". Böyle üzülecek bir performansı var mı? Hani Bülent-Alpay gibi bir ikili gördük mü?
Ya santrfor, Rıdvan, Tanju, Hakan Şükür gibi? Vazgeçilmez birileri? Gökhan dışında tüm santrforları yedek bu ülkenin.
Peki nasıl olacak?
Orta sahaları? Necati'nin durumu ortada, Hasan yedek, Tuncay 100 metre drag! Yıldıray, Emre sakatlık, cezalar, suçlamalar!
37'lik Tugay yıllar sonra çağrıldı ve Fenerbahçe'nin bugün yedek olan Brezilyalısı Türkleştirildi.
Bırakın bizleri, Milli Takım antrenörlerine birer 11 yazdırsanız muhtemelen ikisi aynı çıkmaz.
Martın sonunda iki maç oynanacak. Atina'da Yunanistan ve Frankfurt'ta Norveç. 3 puanın altına düşmemek, aslında 4 puan yakalamak lazım. Ama emin değiliz. Hangi 11 çıkmalı? Çünkü öyle bir formsuzluk ve öyle bir belirsizlik var.
İdeal 11'i yok ülkenin. İdeal 10'u da yok, ideal 3'ü bile yok. Peki nasıl olacak?
4 yıl önce ezbere sayıyorduk takımı ve her maça güvenle çıkıyorduk. Sonunda kaybetsek de, rakip kim olursa olsun favoriydik. Hem de vizyonsuz, misyonsuz ve karizmasız bir hocayla.
Şimdi karizma boyu aşmış durumda, vizyon sınırsız, misyon dağlar kadar. Ama 11 yok!
Heyecan yok! Tamam haksızlık ediyorum heyecan var, macera var, aksiyon var. Kavga gürültü, itiş kakış, hakeme dayılanma. Haklarını yemeyelim iyi motive oluyor çocuklar. Mecaz değil, kelime anlamıyla kanlarının son damlasına kadar.
Zaten Milli Takım'dan istenen de budur değil mi?
Vurun aslanlarım!
Ara sıra da topa!
Turkcell'in fanatikleri
Vatan'dan Gökmen Özdemir'le 2004 yazında Portekiz'in tam ortasında bir benzin istasyonunun otoparkındayız. Gecenin bir yarısı. Kim bilir hangi maçtan çıkmışız Porto'dan ve hangi maça gidiyoruz Lizbon'a. TIR'ların arasında frizbi oynayan 4 İngiliz'le kaynaşıyoruz. Muhabbet başlıyor (sonradan hiçbiri ırkçı olduğumuzu iddia etmedi).
25-26 yaşlarında 4 Londralı genç. 4 ayrı takım taraftarı. Beyaz yakalı işleri var. İyi çocuklar. Yanlış hatırlamıyorsam 6'şar biletleri vardı 15 gün için. Ancak ilginç olan biletlerden hiçbirisi İngiltere maçlarına değildi. Bulamamışlar. Çünkü çok, ama çok pahalı.
Neden? Çünkü misal 30 bin kapasiteli stada, İsviçre maçına 60 bin İngiliz gitti de ondan. Talep çılgınca.
Bu 4 genç adam, yıllık izinlerini alıp 15 günlüğüne Portekiz'e gelmişlerdi. İngiltere maçlarında sadece o şehre gidiyor ve takılıyorlardı. Düşünün yıllık izninizi alıp başka bir ülkeye gidiyor, kilometrelerce yol tepiyor ve sizi ilgilendiren maçları seyredemiyorsunuz. Stadın yanında olmanıza rağmen.
Bunu yaptıran nedir? Başka bir terim aramayın. Bunun adı fanatizm. Bir çeşit çılgınlık.
Kısıtlı tecrübelerimden kesin sonuçlar çıkarma derdinde değilim, ama gördüğüm 3 büyük turnuvanın da havası İngilizler gidince söndü, birden. Evet şiddet ihtimali de ortadan kalktı, ama kupa kupalığını kaybetti hep.
Fanatizm (holiganizm değil) olmadığı zaman futbolun gazı kaçıyor. Sonuna kadar ve her ne şart altında olursa olsun takımının yanında olmak fanatizmdir. Takımınız çok kötü oynasa da, küme düşse de onu alkışlayabilmek de fanatizmdir. O 4 İngiliz'in ve daha nicelerinin yaptığı futbolu futbol yapan. Fanatizm olmasa, TV'den rahatça seyredebileceğin oyun için binlerce kilometre yol tepmezsin. İşini gücünü, sevgilini, karını, çocuğunu bırakıp evinde stada (hem de Türkiye'deki gibi statlara) gitmenin manası ne? Oraya seni götüren fanatizmdir. Mantıklı bir açıklaması yoktur çünkü bu eziyetin.
Gereksiz kuyruklar, kötü davranışa maruz kalma, cebindeki paraya, çakmağa el konulması, iğrenç tuvaletler, oturmanın mümkün olmadığı koltuklar, yağmur çamur... Bitmeyen bir sıkıntı yumağı. Bunu ancak bir fanatik yapar. Şiddete, başvurmuyorsa bu fanatik, başımızın tacıdır, velinimetimizdir. Çünkü futbolu o futbol yapıyor.
Turkcell'in reklamlarında yer verdiği taraftar da bu tanımın içinde. Bu reklamlara yapılan eleştiriler de fazla steril bir hayat arayanların tepkileri. Hatta maça gitmeyenlerin. Halbuki onlar olmadan olmaz. İyi futbolcudan daha önemlisi iyi fanatiklerdir.
Mesele bu fanatikleri kurallar içinde davranmaya ikna etmek, zorlamak. Başta verdiğim örneğin, 4 gencin ülkesine yaptığı gibi. Yapılması gereken fanatikle holiganı ayırabilmek. Yönetenlerin, fanatiklerin futbolun asli unsuru, holiganların ise izole edilmesi gerekenler olduğunu bilmesi. İngiltere'nin zor da olsa yapabildiği gibi.
Puanlar uçmadı ya
Tayfun Erpek söylemişti. Trabzonspor'u halka açan ekibin başındaki iktisatçı: "Kriz dediğin servetin el değiştirmesi, yeniden paylaşılmasıdır. Hiçbir şey yok olmaz. Sadece yer değiştirir".
Bana öyle geliyor ki, bugün Süper Lig'de yaşanan da böyle bir şey. Tamam liderin puanı hiç olmadığı kadar düşük. Peki La Liga'da durum ne? Sevilla lider. Maç başına puanı 2. Bundesliga'nın lideri Schalke'nin de. Fenerbahçe'nin de.
Uçup gitmiyor ya puanlar! Birileri alıyor. Dengeler destabilize. Tarihin en kötü Trabzon'u denen takım 5 haftada zirveye yaslandı. Vestel şampiyon olacak derken gümbür gümbür gidiyor. Galatasaray kaybediyor, Fenerbahçe, Beşiktaş kaybediyor. Ama buharlaşmıyor puanlar. Birileri kazanıyor. Servet el değiştiriyor yavaş yavaş. Çünkü artık sadece büyüklar para kazanmıyor futboldan. Ligde kalmak para, puan para. Kupa para. Herşey para artık ve Anadolu uyandı. İş doğruya gidiyor.
Peki neden sıkıntıda herkes ? Çünkü bugün için herkes, büyüklerin yandaşı ülkede. Ama bu da değişecek. Trabzon da eskiden hep Trabzonsporlu, tam Trabzonsporlu değildi. Paylaşım dengeli oldukça taraftarlık da dengeli olacak.
Az daha sıkın dişinizi. Birileri çomak sokmazsa herşey daha iyi olacak.
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

