|
Devlet Tiyatrosu sanatçıları dizide oynamalı...
FIKRAYI bileniniz çoktur, lakin cuk diye oturunca, yazmamak olmaz.
Cehenneme turistik tur düzenlemişler, turistleri gezdiriyorlar. Koridora girmişler, birçok kapı var. Her kapının arkasında fokur fokur katran kaynayan bir kazan, eli sopalı zebani. Kazanların üzerinde milliyetleri yazılı. Alman, İngiliz, Fransız, İsveçli, Hollandalı gibi...
Anlatmışlar:
"Bu kazanda o milletlerin günahkârları kaynar. Bu zebaniler de kaçmak isteyenleri bir tekmeyle kazanın dibine gönderir."
***
BAKMIŞLAR, "Türkler" yazılı kazan da fokur fokur kaynıyor, ama başında zebani yok. Sorunca, "Haaa onlar mı, Türkler mi?" demişler, "Onlardan biri kaçmak isterse aşağıdakiler ayağına yapışır, içeri çekerler!"
***
DEVLET Tiyatroları'ndaki son gelişmeyi okuyunca bu fıkrayı hatırladık...
Maliye Bakanlığı, Devlet Tiyatroları'na 132 kadro vermiş. Genel müdürlüğün yapacağı atamaları önlemek için, birkaç meslek kuruluşu Danıştay'a gitmişler. Danıştay da atamanın dayanağı olan yönergenin uygulanmasını durdurmuş, bu yönergede "oyuncuların işlerini aksatmadan televizyon dizilerinde oynamalarına izin veren" madde de durdurulmuş, oyuncular dizilerde oynamayacak...
***
OYSA televizyon dizileri, bir ölçüde, devletin tiyatro sanatına yaptığı yatırımı, kimlerin yetiştiğini, kimlerin neler oynayabildiğini göstermesi bakımından çok önemlidir.
Elbette bu oyuncuların asıl görevi tiyatroda oynamaktır, lakin boş zamanlarında, tiyatroda rolleri yoksa dizilerde de oynayabiliyorlardı...
Bize göre çok olumlu bir uygulamaydı...
***
ELBETTE tiyatro birinci görev, lakin seyirci sayısı az, bütün tiyatrolar dolsa, oyunlar uzun süre oynasa, yine de oyuncular dizilerdeki gibi tanınabilir mi?
Oyuncular dizilerde oynamasalardı, sanatçı kişiliklerinden bir şey mi kaybederlerdi?
Hayır, ama kaybeden halk olurdu, böylesine yetenekli oyuncuları tanıyamazdı.
Yaygın tanınmak bir ölçüyse, oyuncular için de bu geçerli...
Tekrar tekrar belirtiyoruz, tiyatroda oynamanın, tiyatro oyuncusu olmanın tadı, oyuncular için başka yerde yoktur.
***
HALDUN Taner'in, "Sersem Kocanın Kurnaz Karısı"nda Münir Özkul'un tiradını unutabilir miyiz?
"Zaten aktör dediğin nedir, biz oynarken varız, yok olunca da sesimiz bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalır, olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız. Görüyorum ki, hepiniz gardıroba hücuma hazırlanıyorsunuz. Birazdan tiyatro bomboş kalacak. Ama tiyatro işte o zaman yaşamaya başlar. Çünkü, Satenik'in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır. Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir. Siranuş'la Virjin'in bir diyaloğu eski kostümlerin birinin yırtığına sığınmıştır. İşte bu hatıralar o sessizlikle saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler. Artık kendimiz yokuz, seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz fısıldaşır dururlar sabaha kadar. Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır... PERDE"
***
BU yanlış düzeltilmeli, Devlet Tiyatrosu oyuncularının televizyon dizilerinde oynamalarının imkânı tekrar sağlanmalıdır.
Seyirci bu oyuncuları görmek ister.
Sumru Yavrucuk'suz "Yabancı Damat" olur mu?
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|