
5 dakika bekle git
Sakarya'da Aykut Adıyaman'ın anısına organize edilen ve birçok kulüp taraftarının destek verdiği organizasyonu yazacaktım aslında. O gün biraz geç gittiğim için Adapazarı'na, Aykut'u ziyaret edememiştim mezarında, Fenerlisi, Galatasaraylısı, Karşıyakalısıyla beraber... Ancak orada bulunan sevgili Feryal Pere'den alabilmiştim küçük detayları... Ve yazacaktım bugün...Musa'yı yazacaktım bir de... Ayağı kırılmıştı genç adamın ama, nasıl da olgun ve vakurdu hadiseden sonra. Sahada ona müdahale edilirken, Trabzonlu ve Galatasaraylı adamların Musa'nın acısını paylaşan yüz ifadelerini yazacaktım.
Agali de vardı aklımda... Marsilya'da, Schalke'de, Nice'de ve de Nijerya Milli Takımı'nda oynamış, henüz 28 yaşındaki yetenekli bir sporcunun ne kadar insani nedenlerle futbolu bırakma noktasına geldiğini yazacaktım. Nijerya'da yaşayan ailesini özleyen bir gencin problemiyle patlama noktasına gelene kadar neden ilgilenilmez, neden eşi çoluğu çocuğu Türkiye'ye getirilmez, onu soracaktım kendime...
...
Yazamadım, olmadı... Her şey Bursaspor-Fenerbahçe maçının başlama düdüğünü beklerken uçtu aklımdan... Kamil Abitoğlu, bir beş dakikamızı rica etti düşünmek için... Muhtemelen birilerinin ömrünün en uzun, ömrünün en utanç verici, ömrünün en sıkıntılı, ömrünün en düşündürücü 5 dakikasıydı o 5 dakika... Aynı şeyi ona sokakta yapmaya kalksanız acaba ne olurdu diye düşündüğüm, üniforması çekiştirilen -ve hatta yırtılan- bir genç adamın soğukkanlılıydı, medeniyetle (ve de medeniyetsizlikle) yüzleşmeydi o 5 dakika... Ve toplumsal travmanın hangi boyutlara geldiğinin göstergesiydi o 5 dakika...
Her geçen yıl fütursuzlaşan, nihayet bu sezon ar sınırlarını zorlayan yönetici, futbolcu, teknik adam, yorumcu şuursuzluğuydu o beş dakika... Şimdi Türkiye'de hakemler ne düşünüyor bilmiyorum. Belki de bu ülkede hiçbir maça çıkmamalılar, onu da bilmiyorum. Belki de (Cüneyt Çakır maçı tatil etmemeliydi sözlerine inanamadım ve) abartıyorum... Bilmiyorum... Siz yine de bir sonraki hafta ekran başında fazla kalmayın . Belki gelmezler, gelemezler... 5 dakika bekleyin gidin...
Kirazlıtepe'nin çocuklarıAlparslan Hoca aradığında hiç düşünmeden kabul ettim, Kirazlıtepe İlköğretim Okulu'nun söyleşi davetini. Benden önce sevgili Kaan (Kural) buluşmuş Kirazlıtepelilerle... O da, benim gibi çok mutlu ayrılmış Üsküdar'dan... Mevki olarak Üsküdar'ın tepesinde, imkanlarıysa İstanbul ortalamasının diplerinde bir okul burası... Buna rağmen İstanbul il çeyrek finallerine kalmış bir futbol takımları var. Ha bir de, doğudan kan davalı olarak göç etmiş çocukları aynı sıralarda eğiten harika bir eğitimci kadrosu...
Daha önce Nilüfer Coşkun İlköğretim Okulu'nun nazik davetiyle orada da bir panele gitmiş ve çatı katında halı saha bulunan bir okulu görmüş birisi olarak, Kirazlıtepe İlköğretim'in spor salonunun olmaması canımızı acıttı tabii. İBB'nin yapacağı 50 spor salonundan birine ev sahipliği etmek için uğraşıyorlarmış okulun eğitimcileri... Mutlaka o salonlar ihtiyacı olan okullara yapılacaktır, ve gerçekten çok kısıtlı imkanlarıyla bir ihtiyaç sahibi de bu okul olabilir gibi geldi bize.
Küçük Kaymaklı'yı bilir misiniz?
İddaa iki hafta durunca Türk futbolunun 80 milyon YTL'lik bir kaybının olduğu yazıldı geçen hafta... Anlaşılan ülke futbolunun kaderi bu oyuna ciddi biçimde bağlanmış durumda. Oynanmamasını öneremiyoruz, ama en azından kaynakların aktarımı daha verimli hale getirilebilir gibi geliyor bana. Örneğin, siz Küçük Kaymaklı diye bir futbol kulübü duydunuz mu? Ya da Yenicami, Çetinkaya?
Kuzey Kıbrıs Süper Ligi'nde mücadele ediyor bu takımlar... Ülkenin çok kısıtlı imkanları çerçevesinde gençler spor yapmaya çalışıyorlar adada... Şampiyonun da kazandığı bir şey yok tabii, prestijden gayrı... Avrupa kupalarına gidemiyorlar mâlum...
İddaa ihalesi yapılma aşamasındayken, acaba Kuzey Kıbrıs da hatırlanabilir miydi diye düşündüm kendi kendime... Adada ne kadar büyük bir bahis pastası döndüğünden haberdarlar ve legalize etmeye çalışıyorlar bu pastayı... Orayı hatırlamışken, KKTC Süper Ligi'ni de maç programına alabilirler mi? İngiltere dördüncü ligi bile var bu listede... Kuzey Kıbrıs Ligi de olabilir pekâlâ kanımca.
Oğuz Sabankay
Futbol dergilerinin sayılarının (ve aralarındaki rekabetin) artması bizim gibi okurlara yarıyor tabii. 4-4-2'nin piyasaya girmesinden beri, Goal de atak yaptı sanki... Ogan'ın (Tarhan) köşesini zevkle takip ediyorduk (ki bu sayıda savunma oyuncuları ve ofsayt taktiği ile ilgili harika bir yazısı var)... Okay Karacan da yazmaya başlamış Goal sayfalarında... Ne mutlu biz futbol âşıklarına...
Goal'de ayın araştırması, bahar çıkışları... Ronaldo gibi, Mario Gomez gibi, Diego gibi oyuncuların bahar aylarında çıkış yapmasını bekliyor Kristian Borell... Benim patlama beklediğim bir diğer oyuncu ise Toulouse'lu Elmander.
Düşündüm de, Süper Lig'de bu bahar kimler çıkış yapar acaba? Başta Sinan Kaloğlu olmak üzere, Eren Şen ve Erdal Güneş düzenli oynadıkça milli takıma göz kırpıyorlar(!) bizce... Daha fazla oynama fırsatı bulursa Türk futbolunun yeni Emre'si olacağına inandığımız Oğuz Sabankay'ı da merakla bekliyoruz tabii. Bir de Charleroi'lı İzzet Akgül var. Onu da uzaktan izliyoruz gururla...
Erken yarı finaller
Hep erken final deriz ya erken kritik eşleşmelere, bu kez iki erken yarı final var UEFA Kupası'nda... 8 çeyrek finalist içinde favori gözüken 4 takım birbirileriyle eşleşti bu turda... Yarı finaldeyse kalan 4 takımdan gelenlerle oynayacaklar. Dolayısıyla finalin AZ-Bremen galibiyle, Sevilla-Tottenham galibi arasında olacağını söyleyebiliriz sanırım... Bir Bremen-Sevilla finalinin de Şampiyonlar Ligi finalini aratmayacağını düşünüyorum doğrusu. Harika bir UEFA Kupası yaşıyoruz bu sene...
Şampiyonlar Ligi eşleşmelerindeyse sürprizi yapabilecek takım yine Roma gibi duruyor... Dezavantajları kulübelerinin çok kuvvetli olmaması, ama ligdeki pozisyonlarının neredeyse şimdiden belirginleşmesi onlara fazla sıkıntı çıkarmayabilir. Avantajlarıysa son 8 takım içinde takım halinde savunma ve takım halinde hücumun gerçek uygulayıcısı olarak ön plana çıkmaları...
umeleke@milliyet.com.tr

