
Taha AKYOL
Objektif
Kimlikler ve nüfus
LAİK Türkiye hiçbir zaman insanların mezheplerini sorarak nüfus sayımı yapmadı, ama 1965 yılına kadar "anadil"i sorarak nüfus sayımı yaptı.
Bugün elimizde kimliklere dair nüfus sayım rakamları yok. Tahminlere, temennilere göre rakamlar ileri sürülüyor.
Resmi sayımlarda anadili Kürtçe olanların oranı 1965 yılına kadar yüzde 8 civarında. O dönemde ekonomik ve sosyal yapıda önemli bir değişiklik olmadığı için bu civarda sabitleşmiş olması tabiidir.
KONDA'ya göre bu oran artmış. 18 yaşın üstündekilerde anadili Kürtçe olanların oranı yüzde 12, ama "Ben Kürdüm" diyenlerin oranı yüzde 9'dur; aradaki kesim kendisini "Türk, TC vatandaşı" gibi çeşitli kavramlarla niteliyor.
Bu anadil ve aidiyet rakamlarına 18 yaş altındaki nüfusu da ekleyerek hesaplanan Kürt nüfus oranı ise yüzde 15 KONDA'ya göre.
Yüzde 15, yani 11 milyon civarında...
Avrupa Birliği'nin 2004 yılındaki İlerleme Raporu, Türkiye'deki Kürt nüfusun sayısını 15 ile 20 milyon arasında göstermişti. KONDA'nın araştırması, bu iddianın geçersizliğini ortaya koyuyor.
Oranda artış olmasının sebebi belli: elli yılda Türkiye'nin batısında eğitim ve şehirleşme gibi dinamikler doğurganlığı düşürdü; Doğu'da ise yüksek kırsal doğurganlık devam ederken sağlık hizmetlerinin gelişmesi de nüfus oranını yukarıya çekti.
Kürt nüfusu
İranlı Kürtçü Prof. Mehrdad İzady'nin iddiasının aksine, bu trend böyle sürüp gitmeyecek. Çünkü 1980'lerden itibaren bölgede hızlanan göç, şehirleşme ve eğitim gibi dinamikler Kürtlerde de doğurganlığı azaltıyor. KONDA'ya göre, Güneydoğu'da bir çatı altında 6'dan fazla kişinin barındığı kalabalık ailelerin oranı yüzde 46.9'dur, ama İstanbul'daki Kürtlerde kalabalık aile oranı yüzde 35'e düşüyor.
Doğu ve Güneydoğu'da doğurganlık hızı 1973 yılında 7.3 iken, 1998'de 4.2'ye indi. Şehirleşme, eğitim, iletişim, piyasa ekonomisi gibi dinamikler bölgede de doğurganlığı 3'e doğru aşağıya çekiyor.
Konunun diğer yönü, nüfusun ne kadar 'entegre' olduğudur.
Anadolu nüfusu, tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar iç içe geçiyor, entegre oluyor. Ulaştırma, şehirleşme, eğitim, piyasa ekonomisi gibi dinamikler, asırlarca aynı yerde, aynı köyde oturmuş insanları yeniden harmanlıyor. İşte "toplumun üçte biri yer değiştirmiş"tir.
Etnik milliyetçiliklerin tasavvur ettiği "tek tip insan" gerçekdışı kalıyor; onun için Kürtler ve bütün kimlikler yekpare birer siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel bloklar olmaktan çıkıyor, iç içe geçiyorlar.
Alevi nüfusu
Alevi olduğunu "söyleyenlerin" oranı KONDA araştırmasında yüzde 5, yani 4.5 milyon. Ancak Alevilerin önemli bir bölümü kimliğini söylemiyor. Uzun asırların oluşturduğu bir çekingenliğin eseridir bu.
"Değişen Türkiye'de Din, Toplum ve Siyaset" adlı araştırmalarında Prof. Binnaz Toprak ve Prof. Ali Çarkoğlu, 'yan sorularla' ilginç bulgulara ulaşmışlardır: Peygamber'den sonraki en önemli din büyükleri kimlerdir, diye sorulduğunda "Hz. Ali, Hacı Bektaş Veli..." diye cevap verenlerin oranı yüzde 11.4'e çıkıyor.
Bütün kimlik nüfusları bakımından sayıdan daha önemli iki husus vardır:
Türkiye kasisli, keskin virajlı, uçurumlu bir yoldan bu yönde ilerliyor. Düşmeden devam!
t.akyol@milliyet.com.tr

