Wright -Phillips ve Kemal Aslan
Şampiyonlar Ligi çeyrek final maçı Chelsea-Valencia'yı izliyordum televizyondan. Devler Ligi rejisi, Jose Mourinho'nun elindeki kağıtları gösterdi yakın çekimde. Elindeki yeşil renkli, yarım bir futbol sahası şeklindeki önceden hazırlanmış kağıtlara bir şeyler çizdi Mourinho. Kağıdın tepesinde "Defans set oyunu", hemen altında da "Kanat frikikleri" yazıyordu.Aradan 5 dakika kadar geçti, oyuna girmek üzere Joe Cole ve Shaun Wright-Phillips gözüktü kenarda. Bir de baktık, Mourinho'nun yardımcısı Steve Clark, Portekizli hocanın yazdıklarını oyuna girecek iki genç adama anlatıyor. İki oyuncu da bir an gözlerini kırpmadan dinlediler Clark'ı ve sonra gittiler 4'üncü hakemin yanına...
Büyük bir ihtimalle kanat ortalarını filan maç öncesi idmanlarda yüzlerce defa çalıştılar ve Clark'ın onlara gösterdiği kağıtta da çok farklı bir şey yoktu. Ama gerek Mourinho'nun kağıtlara yazış anı, gerek Clark'ın anlatışı, gerekse iki oyuncunun kağıtlara yüzde yüz konsantre olup dinleyişleri, futbolu yeniden keşfediyorlar izlenimi verdi bize. "Saygı" dedikleri bu olsa gerek... Hem "mesleğe saygı", hem de "karşındaki insana saygı"...
Ümitleri hatırlayın
Dalıp gitmişim bu arada ve zihnim beni Euro 2004 Ümitler Şampiyonası elemelerine götürmüş. İngiltere ile oynuyoruz ve Fatih Sonkaya'nın golüyle 1-0 yeniyor uz dev rakibi. İngiliz Milli Takımı'nın genç yıldızları arasında Jermaine Defoe, Glen Johnson ve Wright -Philips de var. O gün bizim milli takımın kaptanı ve de maçın yıldızı Kemal Aslan...Bu arada Portekiz de bizim grupta. Ricardo Quaresma'lı, Cristiano Ronaldo'lu, Postiga'lı Tiago'lu Portekiz'i her iki maçta da deviriyoruz, 4-2 ve 2-1... Sonra da Wiese'li Görlitz'li Lahm'lı Almanya'yla kapışmıştık play-offlarda... Avrupa'nın gözü de bizim ümitlere çevrilmişti tabii... Herkes 21'inci yüzyıl futbolunun büyük yıldızlarını; Ronaldo'yu, Lahm'ı, Phillips'i, Quaresma'yı üzen gençleri konuşuyordu: Hüseyin Kartal'ı, Suat Usta'yı, Selçuk'u, Serkan'ı, Tuncay'ı, Volkan'ı ve Kemal'i...
Bu arada dönüyorum Chelsea-Valencia maçına... Shaun-Wright Philips girmiş oyuna. Aynı dakikalarda Ronaldo'lu Manchester United da Roma'yla boğuşuyor İtalya'da. Önceki gün de Philip Lahm'lı Bayern'i izlemişiz Allianz Arena'da.
Ha unutmadan, bir de onları sadece 3 yıl önce ezip-geçen gençler, Selçuk, Kemal, Tuncay falan vardı diğer kanalda aynı anda canlı yayında... Tam 75 bin kişi izliyor Olimpiyat Stadı'nda onları... El İttihad'la oynuyorlar Suriye'de.. İki hatalı gol yiyen isim, Volkan... Orada da oluyor oyuncu değişiklikleri ve oyundan çıkanlar, ligde oynayamadıkları için şans verilen, ama pek bir varlık gösteremeyenler: Selçuk'la Kemal...
10 bin 784 metre
Şampiyonlar Ligi yayınlarında zaman zaman bir oyuncunun (ve takımın toplam) kaç metre koştuğunu da gösteriyorlar artık altta. Milan-Bayern Münih maçının ilk yarısının sonlarında Bayern'in en çok çalışan oyuncusu yaklaşık 4300 metre koşmuştu, takımın toplamı ise 40,6 kilometre mesafe kat etmişti.
Basit bir matematik hesapla şunu söyleyebiliriz, (kaleci hariç) Bayern'in 10 oyuncusunun her biri maçın ilk 40 dakikasında, 4000 ile 4300 metre arası, birbirlerine çok yakın mesafeler koşmuşlar. Yani kimse kimsenin emeğini çalmamış. Demek ki modern futbolda "birileri birilerinin yerine koşar" diye bir şey yok...
Bir gün sonra Valencia'nın dünya çapındaki forveti David Villa son dakikalarda oyundan çıkarken altta yazan mesafe de tam olarak şuydu: 10 bin 784 metre... Galiba Valencia'da da koşan-koşmayan ayrımı yok.
19-20 yaş
Arsenal'in bugünkü genç ve yetenekli kadrosunun gelişim süreçlerini incelediğimizde ortaya şöyle bir sonuç çıkıyor: Wenger, 15-17 yaşlarındaki sağlam kumaşları topluyor ve onları 2-3 yıl boyunca akademide eğiterek A takıma hazır hale getiriyor. Yani 19-20 yaşındaki oyuncuya olmuş gözüyle bakıyoruz artık... Dünyanın bugün en başarılı ve istikrarlı oyuncuları arasında bulunan 1987'li Fabregas ve Messi de bunun en güzel örnekleri.
Tamam, bir futbolcunun gelişiminin büyük kısmı (belki yüzde 70'i) 20 yaşına kadar tamamlanıyor, ama oyuncu o günden sonra da gelişimini sürdürmek zorunda. 20 yaşlarında karşılaştıklarında Quaresma'yı, Cristiano Ronaldo'yu, Lahm'ı ve Wright-Phillips'i gölgede bırakabilen Tuncay'ın, Kemal'in veya Selçuk'un bugün söz konusu yaşıtlarının beşte biri değerinde olmamalarının tek açıklaması bu: 20 ilâ 24-25 yaş aralığında kendilerini hiç geliştirmediler ve hatta köreldiler.
Rekabet olurdu
İşte bu noktada Süper Lig'de bir an önce Avrupa Birliği oyuncularına serbest dolaşım hakkı verilmesi gerekliliği ortaya çıkıyor. 20-21 yaşlarındaki yetenekli Türk oyuncular (6 yabancı sınırlamasından sebep) gereğinden çok büyük bedellerle 3 büyüklere transfer oluyorlar ve yine bu paralar (ve sınırlı rekabet) yüzünden Avrupa'ya transfer olmak için çaba göstermiyorlar.Tuncay 20 yaşında (Manchester United şart değil) Tottenham, hatta Wigan'a transfer olsa idi bugün Cristiano Ronaldo ile rekabet edebilirdi. Arda için Avrupa Birliği'ni beklemeyiz umarım.
umeleke@milliyet.com.tr

