Henry, Hillwood'a selam vermezse
TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Köksal Toptan, spor müsabakalarında şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair kanunun işlevsizleştiğini kabul ediyor, Tam Saha dergisine verdiği röportajda... Zira valiler, özellikle kulüp yöneticilerine verilen cezaları uygulamakta yetersiz kalıyor. Mesela, bir kulüp yöneticisinin yasak beyanda bulunması halinde spor müsabakalarını izlemekten men edildiğini, ama o kişinin maç sırasında karakola gelmeyi bırakın, müsabakayı kendi özel locasından izlediğini belirtiyor Toptan... Yani "yasa yetersiz" edebiyatımız burada tıkanıyor, esas ürkütücü gerçek ortaya çıkıyor: "Vali, yasayı uygulayamıyor. Kulüp yöneticilerini kanun da durduramıyor"Sporcuları sollamışlar
Bugün Süper Lig'de futbolcu olmak için sağlam bir yeteneğe, en az 8-10 yıllık bir altyapı mücadelesine ve bir lisansa ihtiyacınız var. Teknik adam olmak isteseniz, birkaç kursu başarıyla bitirmeniz ve yine ilgili lisansı almanız, belki ikinci ligde yıllarca çalışıp kendinizi ispat etmeniz gerek. Yok, "Ben bir kulüpte psikolog veya masör olayım" deseniz, ya da en spor gazetecisi olmak isteseniz, 4 yıllık ilgili bölümü bitirmeniz, bir-iki yabancı dil bilmeniz, bilgisayara-internete ve dahi dünyaya hakim olmanız beklenecek bu sefer de... Ha "Ben bir kulübe yönetici olayım" diyorsanız hangi şartlar aranıyor, pek iyi bilmiyoruz. Esasında "spor yöneticiliği" diye de bir bölüm var spor akademilerinde, ama bugüne kadar bu okullardan kulüp yöneticisi çıktığını da duymadık.Üstelik de kulüpler, Batı Avrupa'daki benzerleri gibi tam anlamıyla halka arz edilmediği ve yöneticiler de ciddi hissedarlar olmadığı için, yönetim kurulunun gerçek anlamda maddi bir sorumluluğu da yok. Yani 2 yıl kulübü yönetip, milyonlarca dolar zarara uğratıp, rahatlıkla ibra olup çıkabiliyorlar kapıdan... Çoğu, popülaritesini de artırıyor tabii, zira Medya Takip Merkezi'nin Mart ayı raporlarını incelediğinizde basında adı en çok geçen 7 spor adamı içinde sadece 1 futbolcu (Hakan Şükür) yer bulabilirken, iki kulüp yöneticisi , haber sayısında bütün sporcuları sollamayı başarmışlar.
Yöneticinin asli görevi
Şimdi düşünebiliyor musunuz, Arsenal Başkanı Hillwood'un maç öncesinde elini sıkmak istediği Rooney ile basın yoluyla tartıştığını...Ya da koridorda gördüğü Henry'yi kendisine selam vermediği için azarladığını... Başkan Hillwood'un statlara girmeme yasağı olduğu halde Vali Livingstone'un onu engelleyemediğini... Ben düşünemiyorum...
Hayır, Rooney, Henry ya da Livingstone çok iyi adamlar olduğu için veya İngilizler yasayı daha iyi uyguladığı için değil... Arsenal Başkanı Hillwood'un daha önemli işleri olduğu için... 24 yılda kulübün gelirlerini 24 katına çıkarmakla meşgul olduğu için... Bu sayede menajer Wenger'e transferde daha büyük bir bütçe sağlamakla uğraştığı için... Japonya'da, Belçika'da, Fildişi Sahili'nde yeni futbol okulları açmak çok zamanını aldığı için...
Stat güvenliği
Avukat Zuhal Kızılot'un Turgay Şeren'le kitapçık haline getirdiği 5149 sayılı yasa, cezai yaptırımların yetersizliği dikkat çekiyor, ama Köksal Toptan'ın röportajında yasanın eksiklerinin iyi tespit edildiği, sahaya çakı sokmanın yeni cezasının hapis olacağı, kanunu uygulamayan yerel idarecinin de artık suçlu sayılacağını anlıyoruz.
Yalnız benim dikkatimi çeken, esas problemin, yani stat güvenliği konusunun yasada detaylandırılmamış olması... Herkes şiddet hadiselerinin tüm taraftara mâl edilemeyeceğini, olayların münferit olduğunu kabul ediyor. Yani mesele, hadiseyi çıkaran, şiddeti örgütleyen birkaç kişiyi topluluğun arasından çekip çıkarabilmek... Bunu yapabilmeniz için de statların güvenliğini tam temin etmeniz, teknolojik donanımınızın yeterli olması gerek. Ve hangi stat bu donanıma sahip değilse, kusursuz olarak güvenlik kriterlerini tesis ve temin edene kadar orada müsabaka yapılmasına izin verilmemesi gerek...
Yoksa elimizde iyi yapılandırılmış, ama teknolojik yetersizlikler nedeniyle sağlıklı uygulanamayan yeni bir yasa kitapçığı olacak, hepsi bu.
Şike hadiseleri
Mevcut (ve de yenilenen) yasa, şikeyi hapisle cezalandırma yolunu öngörüyor. Oysa, yazın İtalya'da yaşananlardan çok iyi gözlemlediğimiz bir şey var, futbolun içindeki problem, futbol yargı organları yoluyla çözülmeli... Juventus kulübünün cezaya itiraz için bölgesel mahkemeye başvurmak istemesinin üzerine FIFA'nın tüm İtalya'yı uluslar arası futboldan men etmekle tehdit ettiğini biliyoruz. Bizde de böyle arızalar yaşanmaması için, UEFA Asbaşkanı Sayın Erzik, yasa yapıcıları uyarıyor: "Şike ve benzeri hadiselerde federasyon yetkilendirilmeli, idari yaptırımlar uygulanmalı"...
Allah'tan Türk futbol yönetiminin bu kadar güvensizleştiği bir ortamda, kıtanın en tepesinde bir yerlerde bir Türk var ve yıllardır ülke sporuna kol kanat geriyor.. Yoksa halimizin bugün Macar futbolu gibi dibe vurmuş, yeniden yapılanma sancıları içinde UEFA'ya-FIFA'ya muhtaç bir halde olması hiç de küçümsenecek bir ihtimal değildi.
umeleke@milliyet.com.tr

