
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
Medyanın haberle imtihanı
HALİDE Edip Adıvar'ın romanının adı "Türkün Ateşle İmtihanı"dır; Türk medyasının bir bölümünün geçen hafta girdiği sınavın adı da "medyanın haberle imtihanı"ydı...
Sonuç:"Sıfıra sıfır, elde var sıfır!"
Hele televizyonlar...
1954'ten beri bu işlerin içindeyiz, Fahrettin Kerim'in, Taksim'deki kalabalık için İsmet Paşa'ya "İşte Paşam İstanbul" dediğinden bu yana, nice mitingler, nice kalabalıklar gördük, ama hepsi örgütlü, planlı, militanlı mitinglerdi.
Ama 14 Nisan'daki Ankara'da laik cumhuriyete sahip çıkan miting bambaşkaydı; örgütü yoktu, militanı yoktu, çığırtkanı yoktu.
Türk halkının laik kesiminin bir bölümü, gönlünden, cebinden vererek koşup Ankara'ya gelmişti; gelemeyen, evinin kapısına, penceresine bayrak asmıştı.
***
PEKİ, nasıl oldu bu iş?
O pısırık dediğimiz halk nasıl coşup yüz binlerle Tandoğan Meydanı'na, Anıtkabir'e koşup gelmişti.
***
MSP'nin Ecevit ortaklığıyla iktidar olduğu günlerde dostumuz bir MSP'li dert yandı:
"Bu milletin kanına öyle bir virüs sokmuşsunuz ki!"
Neymiş acaba?
"Laiklik virüsü, ne yapsak, ne etsek çıkaramıyoruz!"
"14 Nisan" günü Ankara'da yürüyen yüz binlerin kanında bu vardı, örgüte ne hacet...
Onlar "laik cumhuriyet"e yakalanmışlardı, onları tedavi edecek ilaç daha icat edilmemişti, çok şükür...
İcat edilemeyeceğinden de hiç kuşkumuz yoktu, bırakın ilaç tedavisini, bağışıklığına bile aşı yoktu, çok şükür...
Üstelik yaygındı, salgındı, karşısındakiler "Laikliği kaldıracağız" deyince daha güçlenip tedavi etmek isteyenlere öyle bir direniyordu ki!
Evet, MSP'li dostumuzun teşhisi doğruydu...
Yüz binler Ankara semalarını "Türkiye laiktir, laik kalacaktır" diye inletirken, karşısındakilerin yapacağı bir şey yoktu.
***
ANKARA mitingi bizleri, bizim gibi düşünenleri ferahlattı, rahatlattı, yalnız olmadığımızı anlattı, lakin, mitingin sonunda bizi düşündüren bir yargı var:
"Bu memleket sahipsiz değildi!"
Doğru, birtakım adamlar bu memleketin sahibi olduklarını sanıyorlardı, Ankara mitingi onlara şunu gösterdi:
"Siz, bu memleketin tek sahibi değilsiniz, bizler de varız."
Şimdi bizler de "Bu memleket sahipsiz değil!" derken onlar gibi düşünmemeliyiz.
"Türküm diyen, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım!" diyen herkes bu memleketin sahibidir, ortak mülkiyet vardır.
Türkiye'yi bölmek, Türkiye'yi parçalamak, Türkiye'yi sömürgecilere teslim etmemek için bu ortak mülkiyet şarttır.
"Bu memleket hem bizimdir, hem sizindir, bu memleket ortak vatanımızdır."
Bu gerçeği "14 Nisan"a kadar göremeyenler, artık görmelidirler.
Tayyip Erdoğan da Çankaya'yı çıkarken bunu asla unutmamalıdır, arada sırada "14 Nisan" görüntülerini videoya takıp seyretmelidir.
***
CHP Genel Başkanı Baykal ile DSP Genel Başkanı Sezer "14 Nisan"ın onlara hangi yönü gösterdiğini herhalde anlamışlardır.
"Bölücüler" ile "Dönekler" el ele işbirliği yaparken, siz hâlâ sırt sırta düşman kardeşleri oynayacak mısınız?
"14 Nisan"ın size verdiği emir budur.
Karşınızda öyleleri var ki!
***
"FERMUAR" mizah dergisinin son sayısında bir karikatür, "Ömür/Hakan" çizmiş... Tayyip Erdoğan pencereden bakıyor, Tandoğan Meydanı'ndaki kalabalığı görüyor, arkasındaki Abdullah Gül'e soruyor:
"... Abdullah, Atatürk 10 Kasım'da ölmemiş miydi? O halde niye Anıtkabir'e yürüyorlar?"
"Ne bileyim, spor olsun, diyedir."
"14 Nisan" mitinginin ne demek olduğunu, onlara anlatmalısınız...
h.pulur@milliyet.com.tr

