Gerilimi aşağı çekmek için
Milliyet
Cumhurbaşkanlığı, Türkiye'nin en yüksek makamıdır. Ulusun birliğini, ülkenin bütünlüğünü temsil eder. Vatandaşların çoğunluğunun, siyasi çekişmelerin dışında kaldığını görmek istediği, sevgi ve saygıyla yaklaştığı bir yerdir Çankaya.
Herkesi kucaklaması gereken böylesine hassas bir makama seçim yapılırken, mümkün olduğu kadar geniş bir uzlaşının aranması sağduyunun gereğiydi. Bu özenin gösterilmesi, ülkeyi gerilimin karasularına girmekten alıkoyacak en etkili davranış olurdu.
İktidar partisinin bu süreci iyi idare edemediği ortadadır. Sandıkta oy kullanan seçmenin yalnızca yüzde 34'ünün oyu ile TBMM'deki koltukların üçte ikisini kazanmış olan AKP, "çoğunluk her şeye kadirdir" anlayışıyla, Köşk seçimini kendi bildiği şekilde yönetmiş, ana muhalefet ile diyaloğa girmekten kaçınmıştır.
Bu süreçte "dindarlığın" Cumhurbaşkanı'nın ehliyeti için bir kriter gibi tanımlanabilmiş olması, laik bir ülke açısından üzücü bir durum olmuştur.
***
Ana muhalefet partisi, hükümetin bu tutumuna, Anayasa Mahkemesi'ne usulle ilgili bir itirazda bulunarak karşılık vermiştir. Bir ülkede Cumhurbaşkanlığı seçiminin parlamentoda hangi esaslara göre yapılacağı konusunun yüksek yargıya götürülmesi, o ülkede henüz demokrasinin teamülleriyle tam olarak yerleşmediğine işaret eder.
Yine de anayasal zeminler içinde kalındığı sürece bundan çekinmemek gerekir. ABD'de de 2000 yılındaki Başkanlık seçiminin sonucu aylar süren bir anlaşmazlıktan sonra Yüksek Mahkeme tarafından çözüme bağlanmıştır. Demek ki, dünyanın en gelişkin demokrasisinde bile böyle şeyler olabiliyor.
Bütün gözlerin Anayasa Mahkemesi'ne çevrildiği bir sırada, Genelkurmay Başkanlığı'nın önceki gece yarısı yaptığı açıklama, denklemi birden altüst etmiştir. Şimdi Anayasa Mahkemesi'nin CHP'nin başvurusunu en objektif kriterler üzerinden kabul ettiği bir senaryoda bile, herkes bu kararı ordunun duyurusu ile ilişkilendirecektir.
Askerlerin yaptığı bu içerikte açıklamaların sivil kurumların inandırıcılığını ve saygınlığını gölgelemesi kaçınılmazdır. Bu tür gölgeler, maalesef demokratik süreçleri zedeliyor, kırılgan demokrasimizin güçlenmesini önlüyor ve Türkiye'nin dış dünyadaki algısını olumsuz yönde etkiliyor.
***
Benzer şekilde, laikliğin üzerine düşen gölgeler konusunda da duyarlı olmalıyız.
AKP iktidarının laiklik konusunda duyulan kaygıları bir türlü giderememesi, toplumun bu konuda duyarlı kesimlerinin seslerini yükseltmeye başlamalarına yol açmıştır. Ankara'da iki hafta önce gerçekleştirilen Cumhuriyet yürüyüşünü, bugün İstanbul'daki Çağlayan mitingi izleyecektir.
Bu reflekslerin güçlenmesi sevindiricidir. Türkiye, geldiği noktada artık sorunlarını bütün güçlüklere rağmen demokrasiden uzaklaşmadan, demokratik sabırla aşma olgunluğunu kazanmak zorundadır.
Genelkurmay'ın yaptığı açıklama ve ardından hükümetin bu açıklamaya demokrasinin kurallarını hatırlatarak verdiği köşeli yanıtla birlikte ortaya çıkan gerilimin daha fazla tırmanmadan aşağı çekilmesinde Türkiye'nin çıkarları bakımından sayısız yarar vardır.
Son günlerin gelişmeleri aslında 2002 seçimleriyle başlayan TBMM'nin 22'nci döneminin hizmet ömrünü artık tamamladığını gösteriyor.
Ülkenin esenliği, bir an önce erken seçime gidilmesinden geçiyor.

