
Güneri CIVAOĞLU
Bugün
Boyacı küpü değil
Demokraside "Madem öyle, işte böyle" yöntemi tehlikelidir. Türkiye'nin 84 yıllık "Meclis Hükümeti" rejimi bir gecede alınan kararla kökünden değişebilir mi?
Olacak şey mi bu...
Erdoğan'ın Anayasa Mahkemesi'nin "367 kararına" duyduğu öfkeyle "Cumhurbaşkanını halk seçsin. 24 Haziran'da milletin önüne iki sandık koyarız" diye açıklama yapması anlaşılır gibi değil.
Bir gecede cumhurbaşkanı adayı saptayacak, bir saatte karar alacak, 54 günde cumhurbaşkanı seçim sandıkları kuracaksın...
Bu Anayasa değişikliğini gerekirse "referanduma götürmeyi de göze aldığını" söyleyeceksin...
"Boyacı küpü" mü bu?
Cumhurbaşkanının halk tarafından iki turda seçilmesi yöntemini bu köşede çok kez yazdım. Fransa'dan örnek verdim.
Ne var ki, bunu yapmak ciddi çalışmalar gerektirir. Çünkü, cumhurbaşkanını halkın iki turda seçmesi sadece bir şekil düzenlemesidir.
Öz ne olacak?
Nasıl bir sistem olacak bu?
ABD'de olduğu gibi "başkanlık sistemi" mi?
Fransa'yı model alan "yarı başkanlık" sistemi mi?
Hangisi olursa olsun, başkanın yetkileri, hükümetin oluşumu, anayasal kurumların yeniden düzenlenmesi, yeni yasaların yapılması gibi çok geniş ve birbiriyle uyumlu hukuk yapısı oluşmalıdır, yoksa... Şekil, sadece kabuktur.
Örneğin...
Tırnakları kesmek
Tutun ki Anayasa değişikliği Anavatan'ın da 20 oy katkısıyla Meclis'te gerçekleşti.
Ve 24 Haziran'da ya da temmuz başında milletin önüne cumhurbaşkanı seçimi için sandık konuldu...
Bugünkü cumhurbaşkanı yetkilerini bile fazla gören ve bunların bir kısmının budanmasını isteyen şimdiki iktidar değil miydi?
Meclis'in seçtiği değil, halkın oylarıyla seçilecek cumhurbaşkanı, çok daha büyük güç kazanacaktır.
Prof. Duverger'nin tanımıyla "seçilmiş kral" olacaktır.
Satırlarımın arkasındayım. Cumhurbaşkanını halk seçmelidir ama altı kaval, üstü şişhane çarpık bir hukuk ucubesiyle değil.
Anayasa Mahkemesi'nin son kararı da böyle yorumlanmalı. Saygı duyulmalı.
Başbakan Erdoğan, Anayasa Mahkemesi'nin bu kararı bağlamında "Demokrasiye kurşun sıkılmıştır" söylemiyle tüyler ürpertici kuşkulara neden olmuştur. Adres Anayasa Mahkemesi ise hukuk devletinin omurgası olan yargıya vurmuştur.
Oysa, yüce yargıya ve onun kararlarına en fazla saygı göstermesi gereken kurum Başbakanlık olmalıdır.
Başbakan'ı çocuklar ve gençler de dinliyorlar. Onlara yüce Anayasa Mahkemesi'nin bir hukuk devleti için önemi, güven işlevi, vazgeçilmezliği böyle konuşmalarla mı içselleştirilir?
Türkiye'yi yönetmek iddiasındaki bir Başbakan'ın "hukuka saygı" örneği olması gerekir.
Kişiler gelip geçicidir, ama kurumlar kalıcıdır. Onlara özen ve saygı gösterilmelidir.
Erdoğan da kendini hedef alan hakaretlere tepki gösterirken, "Bu hakaret bana değil, Başbakanlık'adır. Ben bütün Türkiye'nin başbakanıyım, Başbakanlık mevkiine saygı gösterilmelidir" demiyor muydu?
Bunda haklıdır.
Ancak... Kendisinin de aynı özen ve saygıyı Türkiye'nin yüce mahkemesine göstermesi gerekir.
Başbakan'ın "demokrasiye kurşun sıkanlar" söyleminin Anayasa Mahkemesi üyelerini hedef haline getirmesi olasılığı nedeniyle, kısa süre önce Danıştay Dairesi'ne yapılan silahlı saldırı iyi hatırlanmalıdır.
Erdoğan elbette böyle bir "hedef göstermek" amaçlı konuşmuş olamaz, ama sözlerinin nereye gideceğini iyi düşünmeliydi.
Şu satırların yazılmasından sonra, Erdoğan'ın "Anayasa Mahkemesi'ni değil, Baykal'ı kastetmiştim" açıklaması geldi. Öyle olması bile, güzel mi?
gunericivaoglu@milliyet.com.tr

