
Taha AKYOL
Objektif
ABD-ullah Gül...
MİTİNG meydanlarında "Ne şeriat ne darbe" sloganı eğer "özgürlükçü demokrasi"yi savunmak anlamına geliyorsa elbette çok güzel. Ama bu slogan "Darbenin işini silahsız kuvvetler yapsın" diye bir özlemi yansıtıyorsa vahim bir otoriterliğin işaretidir.
Bu kaygımı besleyen başka belirtiler de var: Pankartlarda ve konuşmacılarda görülen coşkulu Batı düşmanlığı, çoğulculuk düşmanlığı, özelleştirme düşmanlığı, dışa açık ekonomi düşmanlığı...
Çağa sırtını dönmüş, içine kapanmış, rekabet ve özgürlük kavramlarını silip atmış otoriter bir coşku!
Bu tür otoriter, hatta totaliter duyguların evrensel bir unsuru, "komplo" algısıdır: O düşman, bu düşman... Ve "içimizdeki düşman" elbette!
Aynı psikolojiyle Amerikalılar 1950'lerde "Moskova, gizli ajanlarıyla ülkemizi içten işgal ediyor" diye paranoyalara kapılmışlardı! Her yerde komünist görüyorlardı! Sonra, kara listeler, tasfiyeler!
ABD 'tarafsız'
Aynı totaliter ve paranoyak hissiyatın bir örneği, "ABD-ullah Gül" pankartlarıdır!
Eee; Amerika "Ilımlı İslam" projesiyle, "Yeşil Kuşak teorisi" ile zaten Türkiye'yi işgal etmiyor mu?! "ABD-ullah Gül"ü Dışişleri Bakanı yapmış, şimdi de "Atatürk'ün makamına" oturtmak istiyor!
Fakat tuhaf değil mi? Gül'ün adaylığı sürecinde askerin 'muhtıra' vermesine Amerika değil, Avrupa karşı çıktı! Demokrasiyi Avrupa savundu! Amerika "tarafsız" kaldı!
Gazeteciler niye Avrupalılar gibi demokrasiyi savunmuyorsunuz diye sorduğunda, Amerikan Dışişleri yetkilisi Daniel Fried'in verdiği unutulmaz cevap:
"Biz taraf tutmuyoruz!"
Hani Gül, "ABD-ullah" idi?!
Abdullah Gül gibi vatansever ve 'yerli' bir devlet adamından bir "ABD-ullah" algısı nasıl çıkarılabilir?! Ancak Hitler'in Yahudilere, MacCarthy'nin de liberallere ve solculara bakışındaki hastalıklı psikolojiyle!
Beni korkutan, bu totaliter ruh, bu paranoyak mantıktır!
Tek tesellim miting kalabalıklarının tek fikirli olmayıp çeşitli kesimlerden oluşmasıdır.
Avrupa yolunda şeriat?!
Newsweek'in başyazarı liberal Fareed Zakaria, sosyal ve ekonomik değişimle politik ideolojiler arasındaki etkileşimi 'bilimsel' olarak çok iyi bilen bir isimdir. "Özgürlüğün Geleceği" adlı eserini tekrar ve önemle tavsiye ediyorum.
Bu haftaki yazısında Zakaria, AKP'nin "İslami orijinine rağmen... Türkiye'deki en liberal, modern ve açık siyasi hareket olduğunu" yazıyor! Gül'le görüşmüş; takiye ve şeriat gibi konularda Gül'ün şu sözlerini aktarıyor:
"Türkiye'de şeriatı getirmenin imkânı yoktur. Biz her alanda Türkiye'nin kanunlarını Avrupa standartlarıyla uyumlulaştırıyoruz. Bu mu şeriat?"
Haklı değil mi?
Gül'ün adaylığının Avrupa diplomasi dünyasında çok iyi karşılanması, Solona'nın Dışişleri Bakanı Gül'ün başarılarını övmesi; ABD'nin ise "tarafsız" kalması!
Elbette iftiralar ve faşizan paranoyalar karşısında Gül'ü savunuyorum! Benzer durumlarda Kemal Derviş'i, Org. Büyükanıt'ı ve merhum İsmail Cem'i de savunmuştum. "Yeni Sol" dediği zamanlarda Baykal'ı da savunmuştum!
Ama Gül'ün eşi türbanlı?!
Kalkınma, yatırım, dışa açılma, özgürlük, çeşitlilik?! Hayır, ille de gardırop!
Özel hayatında da laik bir bilim kadını olan Prof. Ayşe Kadıoğlu çok iyi anlatıyor: "Batılılık değerlerini değil, Batılılık görüntüsünü vurgulayan bir topluluk..."
t.akyol@milliyet.com.tr

