
Güngör URAS
Olayların içinden
Üretim artarsa enflasyon iner iş imkânı ve gelir artar
Başkasının döviziyle ucuz ithalat yapınca enflasyon düşer ama, buna karşılık üretim geriler, işsizlik artar. (Ucuz ithalatla üretimi artırmak, işsizlere iş bulmak imkânsızdır. Her yıl daha fazla borçlanılarak, başkasının döviziyle başkasının malını kullanarak işsizliği, fakirliği önlemek imkânsızdır.)
Bu politikanın "alternatifi", üretimi artırmaktır. Üretim artınca, iş imkânları da artar. Ülke ihtiyacı olan dövizi borçlanarak değil, satarak kazanır. Enflasyon da döviz fiyatı da üretim bolluğu nedeniyle geriler. Buna "sağlıklı ekonomi" denilir.
Her şeyin başı "üretim"dir. Üreteceğiz ki bu üretimi yapacaklara iş bulalım. Üreteceğiz ki, bu üretimin karşılığı olarak, üretimi gerçekleştirenlerin geliri artsın. Bu üretimin karşılığı olarak, ülkeye döviz girsin.
Üretim denilen şey "katma değer" yaratmaktır. Bir mal veya hizmetin değerine değer katmaktır. Pamuk yetiştirmek bir üretimdir. Bir katma değer yaratmaktır. Pamuğu olduğu gibi satarsanız, üretimdeki katma değeriniz sınırlı ölçüde olur. Pamuğu, iplik yaparsanız, ipliği beze dönüştürürseniz, bezi giysi haline getirirseniz her aşamada ürüne katma değer eklersiniz. Giysi üretmek önemlidir ama giysiyi markalı olarak üretmek daha da yüksek katma değer sağlar.
(Katma değer, üretimin her aşamasında ürünün değerine yapılan eklemedir. Ürünün çıktı fiyatı ile girdi fiyatı arasındaki farktır. Emek, sermaye, müteşebbis ve doğa olmadan katma değer yaratılamaz. Yaratılan katma değer de, katma değeri yaratanların arasında, ücret, faiz, kâr ve kira olarak paylaşılır.)
İhracat şart
Üretmek önemlidir ama (1) Pazarı-alıcısı-talebi olan bir mal üretilemiyorsa, (2) Üretimde en yüksek katma değer elde edilemiyorsa, emekler boşa gider.
Üretmenin temel şartları (1) Başkalarının üretemediğini üretmek (2) Veya başkalarının ürettiğini daha kaliteli ve daha ucuza üretmektir.
Bu açıklamalardan sonra gelelim Türkiye için "alternatif" üretim politikasına.
Bizim nüfusumuz 73 milyon ama, fakir nüfus. Kişi başı ortalama milli gelir rakamımız düşük. Genelde halkın satın alma gücü zayıf. Gelir dağılımı bozuk olduğu için de nüfusun büyük kısmının talebi düşük. İşte bu nedenle iç pazara güvenerek üretimi artırmak imkânsızdır.
Çözüm, bizim durumumuzda olan başka ülkelerin yaptıklarını yapmaktır. Çözüm dış pazara, küresel pazara yönelmektir. Küresel pazar büyük ve zengin pazar. Bu pazarda "talebi olan malları kaliteli ve rekabet edebilir fiyatla üretebilmemiz halinde" üretimi sınırsız olarak artırma imkânına sahip oluruz.
Ucuz dövizle olmaz
Açık anlatımıyla, sadece iç pazara dönük olarak üretimi artıramayız. Üretimde iç ve dış pazarı birlikte hedef alacağız. Ama üretim artışını ihracatla sağlayacağız.
Talebi olan, en kaliteli malı üretiniz, fakat fiyatını yüksekse satamazsınız. İç ve dış pazarda fiyat oluşumunda "döviz fiyatı"nın baskısı vardır. Eğer döviz fiyatı (olması gereken rakamın altındaysa, ucuzsa) ülkeye ucuz ithal malı girer. Üreten, iç pazarda satamaz.
Döviz fiyatı ucuz olduğu için, ihracat yapamaz. Bu durumda üretim geriler. Kimse yeni yatırım yapmaz. Üretimin gerilemesi, işsizlik demektir. Üretim geriler, ihracat yapılmazsa ülkenin döviz geliri olmaz. Çarkı döndürmek için ülke dışarıdan borçlanır. Varlıklarını satar. Bu paralarla ucuz ithalatı finanse eder.
Burada seçimi yapacak olan halktır. Neyi istiyoruz? Başkasının döviziyle ucuz ithalat ve işsizlik mi? Yoksa kendimiz üreterek herkese iş ,herkese aş, ülkeye döviz ve hızlı kalkınma mı?
Seçimi yapacak olan halktır ama, halka neyin ne olduğunu, alternatifleri birileri anlatmazsa halk nasıl seçim yapabilir ki?
guras@milliyet.com.tr

