
Derya SAZAK
Siyaset Günlüğü
Terör ve seçim
Ulus Anafartalar'daki intihar saldırısı, gergin bir seçim kampanyasına hazırlanan Türkiye'de "terör"ü de gündeme taşıdı.
Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, kent merkezlerinde yaşanabilecek terör saldırıları karşısında halkı uyarıyor.
Ankara'da patlayan bomba 6 insanın canını aldı, 100'e yakın yaralı var.
Çarşıda, durakta bekleyen masum insanların arasında gerçekleştirilen terör eylemi uluslararası medya tarafından Beyrut ve Filistin'deki çatışma haberleriyle eşzamanlı olarak verildi. Türkiye'yi bombalı saldırılarda her gün yüzlerce kişinin öldüğü Irak'ın durumuna düşürmek ve Ortadoğu'nun şiddet sarmalına sürüklemeye çalışmak büyük haksızlık.
Siyasi tartışmaların boyutu ne olursa olsun bu tuzağa düşmemeliyiz!
Türkiye, cumhurbaşkanlığı sorununun yol açtığı "kriz" ortamında seçime gidiyor. Dışarıdan bakıldığında, ülkede "laik-İslamcı" bölünmesi yaşanıyor. Kürt sorunu da buna eklenebilir. Ordunun siyasetteki rolü ve etkisi artıyor. Güneydoğu'da PKK'ya karşı 60 bin askerle kapsamlı bir operasyon yürütülüyor. Sınıra yığılan birlikler Kuzey Irak'ta bir "sıcak takip"i her an gündeme getirebilir.
Böyle bir ortamda ABD'li bir generalle PKK'ya karşı önlemlerde "eşgüdüm"ü sağlamak üzere göreve getirilen emekli orgeneral Edip Başer'in hükümet tarafından görevden alınması dikkat çekicidir.
Türkiye, devlet kurumları arasında "güven"e en fazla ihtiyaç duyulduğu bir dönemde, pek çok iç ve dış sorunu birlikte yaşıyor. Ankara'da ki bombalı eylemle, buna terör ve güvenlik sorunu da eklenmiştir.
Eylemin, savunma sanayii fuarı resepsiyonu nedeniyle Genelkurmay Başkanı Büyükanıt ve komutanların geçeceği güzergâhla ilişkilendirilmesi de ayrıca düşündürücüdür.
Siyasi iktidar, cumhurbaşkanlığı seçiminin Meclis'te "krizsiz" aşılabilmesi şansı varken, uzlaşma aramayarak Türkiye'yi erken seçime sürükledi.
Anayasa değişikliği yoluyla "cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinde" ısrar, 22 Temmuz'da seçimle birlikte referandumu da gündeme getirebilir.
Sezer, "veto" edeceğine kesin gözüyle bakılan Anayasa değişikliğini halkoyuna sunabilir. Böylece bütün bir yazı ve sonbaharı "referandum" tartışmalarıyla geçirebiliriz.
Dönemini tamamlamış bir Meclis yarın PKK nedeniyle Kuzey Irak'ta bir "sıcak takip" gereği ortaya çıksa, toplanamayacak ama siyasiler aylarca "Cumhurbaşkanını halk mı seçsin, TBMM mi?" tartışmalarıyla oyalanacaktır. Oysa Türkiye'nin terör ve bölgesel tehditler nedeniyle bu tür tartışmalarla oyalanma lüksü yok.
2007 yazında oluşacak Meclis süratle cumhurbaşkanını seçerek yeni hükümetle sorunları çözmenin ve ülkeyi normalleştirmenin yollarını aramalıdır.
dsazak@milliyet.com.tr

