BİRLEŞMİŞ MİLLETLER KALKINMA PROGRAMI BAŞKANI KEMAL DERVİŞ: (2)
Türkiye artık 'mültilateral'*
Türkiye'de peş peşe uluslararası üç toplantı yapılacağına dikkat çeken Derviş, bunun dünyada çok olumlu etki yaptığını söyledi. Derviş, 'Çünkü Türkiye sadece bilateral (iki yanlı) işbirliği modelini benimsemiyor, mültilateral (çok yanlı) kalkınma programlarını da yürütüyor' dedi
Soru Cevap - Devrim Sevimay
BM Kalkınma Programı Başkanı Kemal Derviş, 11 Temmuz'a kadar Türkiye'de yapılacak üç toplantının çok önemli olduğunu söylüyor. "Çünkü bu toplantılar Türkiye'yi küresel sorunlara çözüm arayan ülke konumuna taşıyor" diyen Derviş, gündeme sadece seçim penceresinden bakan bizlere "başka bir Türkiye" olduğunu da anımsatacak şu ufuk açıcı bilgileri verdi:
En önem verdiğiniz, 9-11 Temmuz'da yapılacak yoksullar toplantısı; niçin?
Çünkü Türkiye, BM'de kalkınma üzerine çalışan teşkilatlar ve bizimle (UNDP) birlikte dünyada en yoksul, en zorda olan 50 ülkeyi masaya yatıracak. Bu bir ilk! Türkiye zaten 10-15 yıldır bölgesinde zor durumda olan ülkelere yardım ediyor. Ama ilk kez bölgesinin de ötesine açılacak. Bu artık onun gerçekten bir dünya ülkesi olduğunu gösteriyor. Hele BM Kalkınma Programı'yla birlikte yapması ayrı anlam katıyor. Çünkü Türkiye sadece bilateral (iki yanlı) bir işbirliği modelini benimsemiyor, artık mültilateral (çok yanlı) kalkınma programlarını da yürütüyor. Bu dünyada çok çok olumlu bir etki yarattı.
'Düzen güçlüden yana'
Toplantıda neler konuşulacak?Başlığı "Küreselleşme ve Kalkınma." En geride kalmış ülkeler açısından küreselleşme ne tür olanaklar sağlıyor, ne tür zorluklar getiriyor, bu tartışılacak. Özellikle de tarım ve dış yardım konuşulacak. Dolayısıyla ben hakikaten çok heyecanlıyım. Bu konferansın Türkiye'de yapılmasından gerçekten büyük mutluluk duyuyorum.
Çünkü Türkiye bu şekilde yoksul ülkelere elini uzatmış oluyor, onların sorunlarını dünya gündemine taşıyor ve küresel bir sorumluluk üstlenmiş oluyor.
Peki böyle bir toplantı ezilenler açısından ne kadar mühim, onların BM'ye ya da Dünya Bankası'na (DB) güvenini sağlayacak ölçüde büyük bir adım mı?
Ne yazık ki dünya düzeni uzun yıllardır zor durumda olanların yararlanacağı biçimde işlemiyor. Düzen güçlü olanın yararına işliyor.
Tam olarak ne kadar zamandır?
Uzun zamandır... Hatta "her zaman"dır diyebilirim... Çünkü küreselleşmenin böyle bir mekanizması var. Ama güçlü olanlar artık sadece Batı ülkeleri ve Japonya da değil. Brezilya, Çin, Hindistan da artık birer güç ve küreselleşmeye katılıyor. Ama bunun tamamen dışında kalan ve dünyadaki büyümeden hiç pay alamayan 50, hatta bazen 60-70 kadar ülke var. Bunlara nasıl destek olunabilir, bu ülkeler kendi kendilerine nasıl yardım edebilir...
'BM'ye güven daha fazla'
Bu biraz sanki sizin Bosna'daki stratejinizi andırıyor?..Evet, ama Bosna'daki sorun biraz farklıydı. Çünkü aslında oranın sorunu politikti. Kendi içinde savaşan bir ülke olmasa Bosna'nın az gelişmiş bir ülke olması hiç de gerekmiyordu. Ama birtakım Asya ve Güney Amerika ülkelerinde yapısal bir yoksulluk var.
Peki, dünya vatandaşlarının BM ile DB'ye güven sorunu nasıl çözülecek?
Aslına bakarsanız BM'ye güven var. Özellikle gelişmekte olan ülkeler BM'ye güveniyor.
Sosyal yardım tarafına belki ama ya güvenlikle ilgili?
Evet, Güvenlik Konseyi konusunda değil. Onda haklısınız. Ama BM'nin kalkınma çabaları son derece meşru kabul ediliyor. Çünkü bu kalkınma çabaları tek bir ulusun egemen olduğu ortamda değil, çok ulusun katıldığı bir ortamda yapılıyor. DB ve IMF'ye gelince o örgütlerde zengin ülkelerin rolü BM'ye kıyasla daha fazla. Dolayısıyla gelişmekte olan ülkeler kendilerini BM'ye biraz daha yakın hissediyor.
Dış ticaret konusunda ısrarcı olmalıyız
Sarkozy'li bir AB, Türkiye için umutsuzluk mudur yoksa çok da endişeye gerek yok mu?
Uluslararası bir görevli olarak maalesef bu tip politik konulara değinemem. Ancak şunu görüyorum; AB'nin şu anda çok fazla sorunu, çünkü çok fazla sınırı var. Euro sınırıyla Şengen sınırı bir değil. Gümrük Birliği sınırını düşündüğümüzde biz o sınırın 11 yıldır içindeyiz, ama Şengen'in içinde değiliz. Savunma ve insan hakları sınırının da içindeyiz, ama AB'nin içinde değiliz. Dolayısıyla bir AB var ve bir de çeşitli birlikte çalışma bölgeleri var. Bu durum bazı anormallikleri de getiriyor.
Örneğin Türkiye dış ticaret sınırının içinde, ama müzakereci olamıyor. Yani başkası müzakere ediyor, Türkiye o sonuçları kabullenmek zorunda. Türkiye'nin bu konuda yolunu çizmesi ve iradeli olaya iradeli bir biçimde bakması gerekiyor.
Yolunu zaten çizmiş değil mi?
Ama dış ticaret konusunda belki çok daha hızlı bir politik gelişme sağlanabilir. Mademki o alanın içindeyiz o zaman müzakere hakkını istemek konusunda daha ısrarcı olmamız gerekir. AB Türkiye için önemliyse, Türkiye de AB için önemli. Bunu hiçbir zaman unutmamamız lazım.
Yastığımla seyahat etmek güven veriyor
Bir ay içinde ne kadar seyahat etmek zorunda kalıyorsunuz?
Avrupa'ya yaptığım ziyaretler çok önemli değil. Ama ayda birkaç kez 20'şer saatlik uçuşlar yapmak zorunda kalıyorum ki, bu beni gerçekten zorluyor.
Ama hiç değilse bir kurtarıcınız var galiba; yastığınız...
Bunu nereden duyduğunuzu merak ettim, ama evet, öyle. (Gülerek devam ediyor) Hemen hemen her gittiğim yere yastığımı taşırım. Kuştüyü, küçük bir yastıktır. Alıştığım için seyahatlerde uyumama yardım ediyor. Uçakta bile bazen çıkarır, onda uyurum. Ya da otellerde... Sanırım bana güven veriyor.
'AB, KEİ'yi yutmaz'
İkinci önem verdiğiniz toplantı, 25-27 Haziran'da yapılacak olan Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ) Zirvesi?..
Evet, Türkiye'nin bazı sorunlara diğer ülkelerle birlikte yanıt araması açısından ikinci önemli toplantı da bu zirve.
Ama bir endişe var: Bu zirvede kabul edilecek AB deklarasyonuyla AB'nin 15 yıl önce Türkiye tarafından kurulan KEİ'yi yutacağı endişesi?..
Yok, ben öyle bir endişe görmüyorum. Ben Avrupa'yı her zaman her yöne esnek bir yapıyı düşünüyorum. Kaldı ki mesela İspanya da Güney Amerika'yla işbirliği yapıyor. Ama bu toplantının bir iyi tarafı var; o da Türkiye'nin bütün bölgeyi bir araya getirmesi olacak.
'Ölçüm tekniği değişiyor'
27-30 Haziran'daki, OECD'nin yine İstanbul'da düzenleyeceği 2. Dünya Forumu'nda ne konuşulacak?Biz ekonomistler hep bir "Kişi Başına Düşen Milli Gelir" diye tutturur gideriz. Halbuki insan yaşamını etkileyen her şeyi buna sığdırmak mümkün değil. Bu yüzden BM, 1990'lı yıllardan beri farklı bir ölçme tekniğini geliştirmeye çalışıyor.
Yani milli gelirle birlikte insanların eğitim ve sağlık durumunu da katsayıya katan bir tekniği geliştiriyor ve her yıl bunu açıklıyor. Ama bu da yetmiyor. Çünkü insanların mutluluğu ve ilerlemesi sadece gelir, sağlık ve eğitimle açıklanmıyor. Özgürlük, katılım, kadın-erkek eşitliği ve çevre de değerlendirilmeli. Çünkü öyle bir şey olabilir ki, bir şehirde gelir çok artabilir, ama aynı zamanda o kentte son derece kötü bir çevre, yoğun trafik sorunları, teneffüs edilmesi zor bir hava vardır.
Tüm bunlar yüksek gelir seviyesine rağmen yaşam kalitesini düşürücü faktörler olarak kabul ediliyor. Dolayısıyla bu OECD toplantısında yaşam kalitesini nasıl ölçmemiz lazım geldiği konuşulacak. Çünkü ölçemediğimiz bir şeyi nasıl düzelteceğimizi bulmak zor.
Peki, Türkiye hangi ülkelerle aynı dilimi paylaşıyor?
Bütün mutluluk ve ilerleme koşullarını değerlendirdiğimizde Meksika ve Kolombiya. Romanya ve Bulgaristan'dan gelir dağılımımız yüksek, ama diğer şartlar açısından gerideyiz.
'15 Ağustos için bir planım yok'
Dünyanın jokeri gibisiniz... Ne zaman bir yerde bir görev boşalsa hemen orada sizin adınız geçiyor... BM Genel Sekreterliği, IMF Başkanlığı, Dünya Bankası Başkanlığı, Türkiye Cumhurbaşkanlığı?..
Galiba böyle olsun diye bir çaba sarf etmeyince oluyor. (Biraz mahcup gülümseyerek) Aslında niye böyle oluyor diye konuşmak benim için çok zor. Ben bu konuda lütfen bir şey söylemiş olmayayım.
Peki, 15 Ağustos 2009'da BM'deki göreviniz bitince ne yapacaksınız?
Biliyor musunuz, bu aslında yakın arkadaşlarımın bana biraz sinir olduğu bir konudur. Çünkü gerçekten bilmiyorum. Ben biraz olaylara karşı açık bırakırım kendimi. Neler olabileceğini önceden tasarlamak yerine, zamanı geldikçe durum değerlendirmesi yapmayı tercih ederim. Bu yüzden 15 Ağustos için şimdiden bir planım yok.
Cumhurbaşkanlığı... (Hemen kesiyor Derviş)
Aman aman, ne olur bunları sakın sormayın.
* ÇOK YANLI

