
Hasan CEMAL
Hayat onun hızına yetişemedi!
Bizim meslek bir tuhaftır. Kafanın arkasında hiç durmadan dönen bir teyple yaşarsın.Çünkü, uzun yıllardır her Allah'ın günü yazı yazarak hayatını kazandığın için bir şeyler sen farkında olmadan da o teybe sürekli kaydedilir. Sanki günlük yaşantında böyle bir mecburiyet varmış gibi...
Ufuk'un ölüm haberi geldi.
Hiç beklemediğim bir anda...
Savaşıyordu kanserle. Hep yırtacağını düşünüyordum. Belki bir mucize bekliyordum. Hayata nasıl asıldığını bildiğim, gördüğüm için öyleydi belki de. Ayrıca Gaya'nın sevgisi de onun yanındaydı.
Pazar sabahı telefon, "Ufuk'u kaybettik!" Her ölüm kendi acısını getirir. Ufuk'unki de öyle oldu.
Bir an donup kaldım.
Yine o çaresizliği hissettim ölüm karşısındaki. Neredeyse otuz yıllık arkadaşımdı, değerli bir meslektaşımdı.
Böyle ölümlerde hep olduğu gibi onunla birlikte benden de, bir daha yerine koyamayacağım bir şeylerin kopup gideceğinin farkındaydım.
İçimdeki acı büyüdü.
Ama işte tuhaftır, ölüm haberinin acısıyla birlikte Ufuk Güldemir yazısını da düşünmeye başladım.
Doludizgin yaşamıştı!
Bu kendi sözüydü.
Geçen yıl eylül ayında bir gün Teksas'da, San Antonio'daki uçsuz buçaksız bir av çiftliğinde güneşi batırırken böyle demişti, "Doludizgin yaşadım. Artık bazı hırsları bir yana koymak lazım. Ama kanseri yeneceğim."
Bu sözlerini hatırladım Ufuk'un. Ve yazımı etrafında döndürebileceğim bir başlık düştü aklıma:
Hayat onun hızına yetişemedi!
Hoşuma gitti.
Gazeteci milleti böyledir. Kendini sever! Zaten böyle olmadan da, zamanla yarış halinde ve gerilimi hayat tarzı seçerek yaşanan bu meslek kolay yapılamaz.
Ufuk da öyleydi.
Bu mesleğin her alanında otuz yıl koşturdu. Hep acelesi vardı! Gerçek gazeteci hep huzursuzdur, yerinde duramaz. Habercilik başka türlü yapılmaz.
Ufuk da yıllar yılı haberin peşinden gitti. Washington gibi gazeteciliğe çok şeyler katan bir başkentte yıllarca temsilcilik yaptı. Yetinmedi, kitaplar yazdı. Gazete ve televizyon yönetmenliği yaptı. İnternet gazeteciliğinin öncüsü oldu Türkiye'de. Yapmadığı avcılık kalmadı. Üstelik sonunda bizim yapamadığımızı da başarıp patron da oldu Ufuk...
Ayrıca yaşamayı çok sevdi. Keyif almasını bildi hayattan. Gerçekten doludizgin yaşadı. Evet, hayat gerçekten onun hızına yetişemedi!
Geçen yıl Almanya'da, Dünya Kupası sırasında meşin yuvarlağın peşinde koştururken o hiç bitmeyen tren yolculuklarımdan birinde Ufuk'a bir e-mail göndermiştim. Bu yaşta kendimi ne diye hâlâ yollara vurduğumu, kaybolan zamanı yakalamak gibi beyhude bir çaba içinde olmanın nedenlerini merak ettiğimi belirtmiştim.
Houstan'da tedavi gören Ufuk'tan yanıt daha benim tren yolculuğu bitmeden gelmişti:
"Bizim hayatımız böyle Hasan abi. Geniş çevreli yalnız adamlar! Sen de öylesin, ben de... Bütün bu kalabalığın, gürültü patırdının arkasında karaca gibi sessiz, elusive yaşamlarımız var. Kim bilir, belki de budur, bizi biz yapan şey..."
Tuhaftır bu gazeteci milleti!
Sonra kendi kendime kızmıştım, o soruyu Teksas'da niçin Ufuk'a sordum diye. Ama n'apayım işte kendimi tutamamıştım. Belki mesleki bir dürtü ya da deformasyon...
"Houston'daki doktor, sana birkaç aylık ömrün kaldığını söyleyince neler hissettin?"
Sanki bu sorumu bekliyordu. Sakin karşıladı. Sükuneti şaşırtmıştı beni:
"Kanser olduğunu öğreniyorsun. Sana bir tebliğ yapıyor, birkaç ayın kaldı diye. Sana söyleyecek bir şey bırakmıyor. Birden bütün hayatın gözünün önünden geçip gidiyor. Elinde değil. İnsan iyi tarafını görmek istiyor. Kanserle birlikte yaşarım diyorsun. Ama çocuk değilim, biliyorum, kanser sonunda seni teslim alıyor."
Şöyle devam etmişti:
"Çok ağır Hasan abi, çok ağır. Ama bir kaç ayın kaldı deyince, işte o gün bir eşik çıkıyorsun, ölümlü bir varlık olduğunu anlıyorsun. Halbuki o zamana kadar ölümsüz gibi yaşamışsın. Sonra öleceğini anlıyorsun ve bir eşik atlamış oluyorsun böylece.
Hasan abi,
Bir de üçüncü eşik varmış. Ölüm yaklaşırken ayların günlere düştüğü zaman da o üçüncü eşiği atlarmışsın. Bir şeyi daha itiraf etmem lazım. İtikatsız insanlar galiba ölüm karşısında daha çok sıkıntı çekiyorlar, bu eşikleri atlarken. Kadere inanan insanlar daha farklı..."
Güzel yaşadın Ufuk.
Doludizgin yaşadın.
Hayat senin hızına yetişemedi!
Güle güle sevgili kardeşim.
h.cemal@milliyet.com.tr

