
Güneri CIVAOĞLU
Bugün
Yıldızlara yürümek...
Ufuk Güldemir de "görünmez" oldu. Sevgili kardeşimi, en son cuma öğleden sonra gördüm.Eşi Gaya'ya "bizi görmek istediğini" söylemiş.
Ufuk'un, mesleğe ilk başladığı gazetenin o zamanki genç patronu ve bugünlere kadar en yakın dostlarından biri olan Mustafa Özkan'la birlikte evine gittik.
Ancak... Biz vardığımızda Ufuk uykuya dalmıştı.
Gaya'nın anlattığına göre çok sancı çekiyormuş. Morfin iğneleriyle uyutmak zorunda kalmışlar.
Mustafa'yla üst kata çıktık. Ufuk uyuyordu. Çok zayıflamıştı. Zorlukla nefes aldığı belliydi.
Ona dualarımızı ve sevgimizi ilettik.
Gaya'nın yanında boşalmamak için kendimizi zorluyorduk.
Bahçe kapısına vardığımızda neredeyse yarım yüzyıllık sevgili arkadaşım Mustafa Özkan'la birbirimize sarıldık, bir süre öyle kaldık.
Mustafa, sarsıla sarsıla ağlıyordu.
Ben ne haldeydim, bilemiyorum...
Romantik kahvaltı
O gün sıkıntılı geçmiş. Cumartesi daha iyiymiş.
Gaya'yla birlikte kahvaltıyı, yatağa gelen tepsilerle yapmışlar.
Tıpkı balayı sabahı olduğu gibi...
İkisi de bu romantik dakikaların "son kahvaltı" olduğunu akıllarından geçirmemiş olmalılar.
Ancak... Gece fenalaşmış, sabahın ilk saatlerinde de kardeşi Şafak'ın kollarında, yaşam öyküsüne noktayı koymuş.
"Ufuk zayıflamışsın, durgunsun, bakışların da daha bir bilgece" dedim.
Gülümsedi.
Meğer menhus hastalığı, o sabah öğrenmiş.
Eşi Gaya ve kardeşi Şafak'ı hastanede biyopsi için bırakmış, aramızda bulunmaya gelmiş.
O yemekte, MAYO CLINIC'in, yüreği insan sevgisiyle dolu doktoru Sait Tarhan da konuğumuzdu.
Houston'ı telefonla aradı.
ABD'nin en önde gelen kanser uzmanlarından birinden pazartesi için randevu aldı.
Ufuk, "işte mucize" demişti.
Tarhan'la böyle bir günde karşılaşmasını "iyi işaret" olarak görüyordu.
........................
Ufuk'la ABD'ye gittikten sonra sürekli haberleştik.
Genelde mesaj atıyordu.
Bu arada Teksas'ta ava çıktı. Dönüşünde Alaska'ya, Kuzey Kutbu'nda da ava gitmişti.
Dr. Tarhan, MAYO CLINIC'teki kanser uzmanı doktor arkadaşlarına bunları anlatınca, herkes şaşırmış:
"Sait, eğer bahsettiğin gibi bir kanserse, değil ayı avına, tuvalete bile zor gider. Galiba teşhis yanlışlığı var. Buraya gelsin, bir de biz bakalım" demişler.
Ufuk, bu kez MAYO'ya gitti. Dr. Sait Tarhan'a emanetti.
Ancak... Dr. Tarhan, "Ne yazık ki daha önceki teşhisler doğru çıktı" derken üzüntülüydü ama aynı zamanda hayretler içindeydi.
Çünkü... Bu kez de Ufuk, Afrika'ya aslan avına gitmişti.
Dr. Tarhan'a göre "Bu bir mucizeydi." Ama mucize, sadece 2 hafta daha sürebildi.
Sevgili kardeşimin üzerine ışık yağsın.
Bunu sevgili Melih Meriç'e söyledim.
Az sonra telefon açtı:
"Güneri Abi, biliyorsun, Ufuk Bey kamera karşısına geçmeyi hiç sevmez ama Güneri Abi'nin programı için seve seve" mesajını göndermiş.
Çekimi, evinde yaptık. Anılarım sinema şeridi gibi aktı.
HABERTÜRK sitesini ilk kurduğunda kadeh kaldırışımız... Bekârlık günlerindeki partiler... En son Gaya ile birlikte verdikleri davet...
Çekimde, bir söylem ve bir sahne belleğime kazındı.
"Ben hayatı, kendi yolumda yürüdüm. Öldüğümde düzenlenecek törende Frank Sinatra'nın My Way'i çalmalı..."
Sahne ise, "Gaya'nın piyanoda, Ufuk'un gitarda göz göze müzik yapmaları ve son notaya bastıklarında birbirlerine öpücük göndermeleri..."
gunericivaoglu@milliyet.com.tr

