'Beyni yıkanmış'
Carlos'un transferi açıklandığında, emeği geçenleri kutlamış bir de "erken uyarı" ile bitirmiştim lafımı:
"Küresel reklamın tersi de vardır... Gidişi Ortega, Anelka, Hooijdonk gibi olmasın."
Vay efendim, Ortega kendisi tuhafmış; Anelka ve Hooijdonk ile kötü olan ne yaşanmış?
Anelka "Mutsuzum" diye bağıra bağıra gitti.
İşte Hooijdonk'un geçen hafta söyledikleri:
"Aziz Yıldırım beni neden sevmiyor inanın bilmiyorum. Ancak şu bir gerçek ki Aziz Yıldırım ve ben, bir dost değiliz. Beni en çok üzen şeyse Fenerbahçe için yaptığım fedakârlığın karşılığında kulübün kapısının yüzüme kapanması. Aziz Yıldırım hakkım olan son maaşımı hâlâ ödetmedi. Bu yüzden Fenerbahçe ile FIFA'lık oldum. Mahkeme hâlâ devam ediyor. Bunları hak ettiğimi sanmıyorum."
Sorunu kendinden menkul olanları geçtik... Ama en ufak itaatsizlikte en büyük düşmanlar listesine yazılmak Fenerbahçe ile çalışan, emek veren, Fenerbahçe'yi seven insanlar için de kaçınılmaz bir durum.
* * *
Tuncay da bu listeye eklenmek üzere.
Tuncay'ın Fenerbahçe'ye verdiklerinden, aşkından, bağlılığından şüphe edilemeyeceğine göre; nasıl girecek "düşmanlar" listesine?
"Beyni yıkanmış"!
Bu cümle "Eski Tuncay'ı unutun" anlamına geliyor.
"O yok artık... Yenisi, bizi sevmiyor. Biz de onu."
Nasıl olur?
"Beyni yıkanmış".
Daha bir sürü beynin "yıkanmaya" ihtiyacı var belki de.
Bahar ölüm demek bizde
Her bahar karlar eridiğinde, kan kokusu sarıyor güzel ülkemi.
Zorbalık, haksızlık, kalleşlik tohumları keleş olup, mayın olup patlıyor.
Bayrağına sarılan genç vatanseverleri, bayrakları sarıyor son kez.
Yetimlerin yüzünde kainatın en acıklı öyküleri.
Bahar, ölüm demek bizde.
24 yıldır böyle.
Her bahar, Anadolu'yu saran kan kokusunun ardında kalıyor güzel olan, önemli olan ne varsa.
Ve her bahar aynı duyguları yaşamaktan, aynı yazıları yazmaktan usanıyor insan.
Durum, 5 Mayıs 2006'da neyse aynen öyle:
* * *
"Nasıl spor yazayım!
Birileri 23 yıllık PKK kabusunu hortlatmak için düğmeye basmışken insanın içinden gelmiyor spor yazmak. Dile kolay; 23 yıl... Eruh ve Şemdinli baskınlarını gazeteden okuduğumda daha mesleğin çıraklığında ve ömrümün ortasındaydım... Kan gövdeyi götürdüğü 1995'te ise Güneydoğu'da...
Defalarca gittim, aylarca kaldım. Öyle, havaalanından otele, otelden stadyuma değil; köyüne mezrasına kadar.
Çobanın bazlamasına ortak oldum, korucunun "keleş"ini denedim, Zap Suyu'nun kenarında örgüt militanlarının tuzağından kıl payı kurtuldum.
Omzunda otomatik silahla ders veren İstanbullu idealist öğretmenler de gördüm, "bir kilo toz bir otobos" fırsatçılığıyla ellerini ovuşturan sütü bozuk kimi bölge insanı da.
Bingöl Yolçatı'nda 33 silahsız erin kurşuna dizildiği yere saygımı bıraktım, Hakkari Çukurca'da haybeden taranan evlere taziyelerimi.
Cizre - Şırnak arasındaki Kasrık boğazında demli çay da içtim, örgüt elinde olduğu devirde üzerinden Skorsky'le de geçtim.
İnsanlarını tanıdım.
Bazen gözyaşlarımı tutamadım hallerine.
Bazen hiç acımadım çocuk katillerine.
Şehitler, gaziler, kimi vicdansız kimi kandırılmış teröristler... Ve fillerin ayakları altında ezilen taze çimenler... Gözleri fersiz, ihtiyar bakan bebelerden gözlerimi kaçırdım...
Orayı iyi öğrendim; öğrenmez olaydım.
Orayı ve terörlü halleri bilirken, şimdi nasıl spor yazayım...................."
Carlos eline su dökemez!
Beşiktaş Futbol Şube sorumlusu Celalettin Kolot'un "Roberto Carlos'dan daha iyisini alacağız" açıklaması, "özgüven"den çok "kıskançlık" ve "hamaset" koktuğu için ince ayar gecikmedi.
Beşiktaş Kulübü Basın Sözcüsü ve İletişimden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Gülnaz Arsel, Kolot'un "hangi kıstasa göre iyi dediğine bakmak lazım" dedi.
"Daha genç mi mesela"...
Valla Beşiktaş'ın kriterleri bu kadar bolsa, içinden çıkamayız bu işin... Lepiska saçlı bir sol bek bulurlar; Roberto Carlos eline su dökemez.
Geçin bunları bir kalem.
"Sıra futbola mı geldi"
Temmuz ayında "Futbol Şurası" yapılacakmış...
Siyasetçiler, kulüp başkanları, medya mensupları, hakem ve teknik adam temsilcileri, futbolun dernek ve taban birlikleri bir araya gelip tepeden tırnağa futbolun sorunlarını masaya yatıracaklarmış.
Ben çok sevindim de sayın Başbakan'ın tepkisini bekliyorum şimdi!
Malum; "Federasyon'un Başı'ndan" pek hazzetmez...
Ya "Kaç tane sorunu var ki bu futbolun" diye sorarsa:
"Beş yüz"!
"Peki memleketin"?
"Beş bin"!
"Yahu memleketin sorunlarını bitirdik de sıra futbola mı geldi" derse ne olur bu şura?
Cinnet hali
Kuyuya taş atılmış bir kere...
Taşın üzerine de koskoca isimler kazınmış:
"Haluk Ulusoy - Fenerbahçe"
Kuyu derin... Kuyu karanlık... Çıkar çıkarabilirsen. Akıl, mantık yetmiyor bu işe.
Mekan Kırıkkale.
Kırıkkale Fenerbahçeliler Derneği'nin düzenlediği gecede ismi "Haluk" olanlara davetiye gönderilmemiş.
Yetmemiş... Makine Kimya Endüstrisi Düğün Salonu'nda düzenlenen 100. Yıl Balosu'na gelen davetliler sıkı bir kontrolden geçirilmiş. Özel güvenlik elemanları, 600 misafirin davetiyelerini tek tek inceleyerek "Haluk" ismi var mı diye incelemiş.
Haberde köpürtme falan yok yani...
Kırıkkale Fenerbahçeliler Dernek Başkanı Sırrı Zengin, baloda kimlik kontrolü yapıldığını ve ismi 'Haluk' olanları baloya almadıklarını doğrulamış.
Galatasaraylı ya da Beşiktaşlıların bile geceye katıldıklarını belirten Zengin, "Fakat 'Haluk' isimli insanları baloya çağırmadık. 30 kişiden oluşan yönetim kurulumuz bu kararı aldı. Fenerbahçeli dahi olsa 'Haluk' isimli kişilere yönetim kurulu tarafından kota kondu" diye konuşmuş.
Bu nedir şimdi?
Adını ben koyarsam dava açılıyor.
Anlayan anlıyor.
eguven@milliyet.com.tr
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

