
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Gecesi yıldızlı beldelerden, yıldızları kaybolmuş kentlere göçlerin sonuçları
Köyceğiz günleri, geldi yine sonuna; öbür gün İstanbul'dayız. Gözlerimde büyümüyor değil, doğduğum kente yeniden geri dönmek de.
Köyceğiz geceleri sakin, sessiz ve çocukluğumun Göztepe'sindeki yaz gecelerini anımsatmakta...
Bendenizin çocukluğunda Göztepe'nin yaz geceleri, gökkubbeyi sırmadan geniş bir kemer gibi kaplayan Samanyolu'yla, dağılıp gitmiş değişik ışıltılı yüz binlerce yıldızın muhteşem görüntüleri altında yaşanırdı.
* * *
Köyceğiz gecelerinde de, karşımızdaki okaliptüs korusunun üstünden görünüveren Kutup yıldızıyla gözlerim buluştuğunda; çocukluğumun kaybolup gitmiş dünyalarından sanki "küçük bir el sallama" beliriyor kararmaya başlayan sonsuzluklarda.
* * *
Cumhuriyetçilerin tek partili döneminde Türkiye, lüks pastanelerdeki hediyelik çikolata kutularının paketleri gibi, rengarenk kurdeleli ve fiyonkluydu.
Ancak paketi açıp içine bakmak, yasak mı yasaktı. Güvenlik güçlerimiz de, yasalarımız ve yargı erkimiz de; aşırı bir titizlik gösterirlerdi paketin açılıp içine bakılmaması için.
* * *
1947'de ABD'nin baskısıyla karayolları seferberliği başladıktan sonra; bilmiyorum kimsenin aklına geldi mi, bitip tükenmeyecek bir iç göç seferberliğinin de başlayacağı ve sakıncalı çalkantılarla, üstesinden gelinemeyecek tümörlü tıkanıklara neden olacağı?
* * *
Osmanoğulları döneminde, "memalik-i Osmani" sayılan ve padişahlara ait olan tüm ülke toprakları; Hazine arazisi olarak, Cumhuriyetçilerin egemenliği altına girmişti ve herhangi bir kadastro çalışmasından da yoksundu.
* * *
Karayolları seferberliğiyle birlikte, hızlanan bir iç göç akımı sonucu, yağmalanıp giden Hazine arazileri...
Yeterli altyapıdan yoksun İstanbul'un, güngünden artan nüfusu; bir zamanların sinek kâğıtlarına yapışıp kalan sinekleri gibi, yollara yapışık kalmış arabalarıyla, çözümsüz bir trafik kesmekeşi ve belalı kanlı kabarmalarla asayiş sorunu...
* * *
İç göçler devam edip gitmekte ve vaktiyle açılıp içine bakılmamasına büyük özen gösterilen süslü püslü paketin; kurdeleleriyle fiyonkları, sarmalandığı fiyakalı paket kâğıtları yırtılıp; kutunun içindekiler dışarı dökülmekte...
Sefaletin kirli, delik perişan çorapları, pis mendilleri, yamalı mintanları, yıkanmamış donları...
* * *
Kimsenin bilemediği yüz milyarlarca dolarlık harcamalar nedeniyle; yığınları kendi yörelerinde kaliteli bir hayata kavuşturacak yatırımlar, savsaklandığında ve görmezlikten gelindiğinde; başta İstanbul olmak üzere, batı kentlerine doğru bir iç göç tsunamisinin de başlaması ve sürüp gitmesi doğal değil mi?
* * *
Bütçede bakanlıklara ayrılan paylar arasındaki dengesizlik bir yana; ulusal gelir dağılımı açısından da ortaya çıkan tablo korkunç; yüzde 1300 oranında bir uçurum var, ülkenin doğu ve güneydoğusundaki köylerle Nişantaşı arasında.
* * *
Başbakan olur olmaz, ülkeyi selamete kavuşturacağını iddia eden siyasal tosuncuklarla, "şan, şeref, onur, gurur, vatan, millet" nutukları çekenler ve düşük yoğunluktaki savaşları, büyük yoğunluğa dönüştürme nağraları atanlar; vazgeçtik 5 yıl, 10 yıl sonrasını, bir dahaki yılın Haziran 16'sında ne tür bir gündemle karşılayacaklarını öngörebiliyorlar mı?
* * *
Süslü püslü bir paketin içine bakmak yasaklı, Hazine arazileri de kadastrosuz olduğunda ve hesapsız kitapsız hamasi bir babalanmanın kutsallaştırılmış ezberleri ayyuka çıktığında...
* * *
Evet ama, kimler neden korktular da, yasaklayıp durdular; ambalajı albenili paketin içine bakılmasını?
Neden Hazine'den geçinmeli makam sahipleri, "devlet" sayıldılar da; paketin içindekiler ve çıplak hayatla pençeleşerek geçinmeye çalışanlar "millet" sayıldı?
Bu tür soruların yanıtları, açık seçik ve net olarak ortaya konabilseydi...
* * *
Şiddet eylemlerinin kırmızı bayraklı cenazeleri yanında, pek de hatırlanması istenmeyen bir İstanbul depreminin yaklaşmakta olduğunu ima eden haberler de, birden boy atmaya başladı.
Dünkü Milliyet, bu konudaki açıklama ve uyarıları şu başlıkla veriyordu:
"Prof. Görür, denizdeki araştırma konusunda bilgi verdi:
Marmara'nın dibi hareketli - Marmara Denizi tabanında yapılan araştırmada, sürekli gaz ve su çıkışları belirlendi. Prof. Naci Görür, 'Bu durum fayın aktif olduğunun belirtisi, dikkat edilmeli' dedi"
* * *
Ne 21. yüzyılın çarkları, ne doğa göz yumuyor; kutsallaştırılmış ezberlerle, halk yığınlarını "gizli bir iç sömürge bataklığına gömmeye kalmışçasına" uyutup, tepesinde 180 bin resmi arabalı bir demagoglar saltanatı kurulmasına.
* * *
Sakin sessiz Köyceğiz geceleri ne kadar da güzeldi; hele okaliptüs korusunun dalları arasından Kutup yıldızı da görünüverdiğinde...
Vatan kurtarıcılığına soyunmuş onca tosuncuğun nutuklarına rağmen, daha uzun yıllar bir kahırlar cenderesi olmayı sürdüreceğe benzeyen İstanbul'a, yine dönüyoruz işte...
c.altan@prizma.net.tr

