
Taha AKYOL
Objektif
Felaket senaryoları
PKK İstanbul'da 50 kişinin ölümüne yol açan bir terör eylemi yapıyor! Ankara'da yüksek bir mahkememizin başkanı siyasi bir suikasta kurban gidiyor. Ordu 50 bin kişilik bir kuvvetle Kuzey Irak'a giriyor!..
Amerika'daki Hudson Enstitüsü'nun uydurup tartışmaya açtığı senaryo bu!! Tartışmaya Türkiye'den bazı siviller ve generaller de katılmış! Dahası, "Amerika şu sıralar PKK'ya karşı bir şey yapmasın, seçimlerde AKP'nin işine yarar" gibi hezeyanlar da kusulmuş!
Evet, Hudson Enstitüsü, resmi değil, sivil bir düşünce kuruluşudur. Ama "Neo-Con"lar bir hayli etkilidir.
Bütün ideolojik aşırılar gibi Neo-Con'lar taifesi de senaryolara, komplo teorilerine çok düşkündürler; Daniel Pipes, Michael Rubin gibilerin yazıları, kitapları ortada...
Belki bu zırva senaryoyu çok önemsememek lazım. Amerika'da yüzlerce düşünce kuruluşunda zırvasından ciddisine böyle senaryo konuşulur. Hudson Enstitüsü bu kuruluşların en itibarlı olanlarından biri değildir; yüzlercesinden biridir.
Türkiye'nin bu şekilde istikrarsızlığa sürüklenmesinde Amerikan devletinin çıkarı da yoktur üstelik.
Kendimizi vurmak!
Son derece önemli olan, Türkiye için akıllarına böyle bir "felaket senaryosu"nun gelmesidir. Evet, PKK terörü var; Danıştay'da iki üye canavarca katledildi! Sınır ötesi operasyon da konuşuluyor... Öyle bir "senaryo" için özel zekâ gerekmez!
Vahim olan, Türkiye'nin felaket senaryolarına konu edilmesidir! Buna biz de çanak tutarsak, "geleceği karanlık ülke" imajı Türkiye'ye yapışır ve zararı korkunç olur!
Böylesine bir süreçte "PKK'ya bu sıralar dokunmayın, AKP'ye yarar" şeklindeki gözü dönmüş partizanlığa oradaki resmi görevlilerimizin bir protesto tavrı göstermemiş olmaları son derece esef vericidir!
Maalesef, "kendimizi vurmayı" seviyoruz; bizde böyle bir damar vardır! 1970'lerde de Almanya'daki Türk işçilere "Türkiye'ye para göndermeyin, iktidarın işine yarar" diye propaganda yaparlardı! Adalet Partisi'ne zarar vermek için Türkiye'ye zarar verirlerdi!
Abdülhamid'e suikast düzenleyen Ermeni teröristini "Ey Şanlı Avcı!" diye alkışlamadık mı?
Zor sorunlar
Her ülkenin sorunları vardır. "Kalkınmakta olan ülkeler"in ekonomik ve sosyal sorunları, "etnik gerilimleri" olan ülkelerin de siyasi sorunları daha bir zordur, sihirli çözümleri de yoktur.
Sorunları çözmenin anahtarı ve hızlı kalkınmanın yolu, "yöneten demokrasi"dir; demokrasinin yönetebilme gücüne sahip olmasıdır, siyasi istikrardır.
Bu seçimlerde düşman kamplar gibi davranmamalıyız! Seçimlerden sonra tansiyonu süratle düşürmeliyiz! Türkiye hakkındaki "kötü senaryolar"a bir de "siyasi kriz" eklemekten sakınmalıyız!
En kritik sınav, Meclis'in seçmesi neredeyse kesinleşmiş olan cumhurbaşkanının ekim ayında sorunsuz seçilmesidir. Kamuoyunun büyük kesiminden büyük bir destek gördüğü halde Abdullah Gül'ün "Biz çocuğun annesi gibi davranacağız" sözleriyle verdiği itidal ve sağduyu mesajı bu bakımdan son derece olumludur.
Türkiye'yi "yönetilme zorluğu"na itmekten, kötü senaryolara malzeme vermekten sakınmak, bunun için gerektiğinde feragat sahibi olmak, insanı daha saygın "devlet adamı" yapar.
Çirkin ve yanlış olan, iktidar yıpransın diye PKK teröründen medet ummaktır!
t.akyol@milliyet.com.tr

