
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
O da yalan, bu da yalan; fili yuttu bir yılan
Bugün cumartesi...
"Türkiye şuraya gidiyor, buraya gidiyor" diye hiç enseyi karartmayın. Sonra da önünüzdeki 10 yıl içinde, kendinizin nereye doğru gitmekte olduğuna bir bakın; bir de dünyanın nereye gitmekte olduğuna.
Hiç enseyi karartmayın, şayet seçim nutukçularının sıktığı martavallarla da, eğlenebilme düzeyine varmışsanız.
* * *
Küçük Asya insanın hayatı boyunca; kaç yalan söyleyip, kaç yalan dinlediğinin hiç hesabı yapılmadı.
Bir yanda kendi ezik kimliğini üstün gösterme avuntusunun yalanları; bir yanda "sıradan vatandaşlar" etiketiyle de olsa, "kul yığınları" tepesinde 180 bin resmi arabayla bir saltanattan pay alma yalanları ve bürokratik bir egemenliği kimseye kaptırmama yalanları.
* * *
Eski seçim kampanyalarında, bol keseden savurtulmuş yalan vaatler de yavaş yavaş ekranlara gelmeye başladı.
- Tüm vatandaşlara 2 anahtar; bir ev, bir araba...
- ...
- Hububat alımlarına kim ne veriyorsa, benden 5 fazlası...
- ...
- Atalarımızın kanıyla sulanmış olan bu topraklarda; dış düşmanlarla, iç düşmanlara karşı hep birlikte, el ele...
* * *
Enseyi karartmayın...
Şeffaflık, meffaflık vız... Madem yalanlarla buğulanmış bir ortamda; palavralar sıkıp, palavralar dinlemenin tadıyla oyalanıyoruz; daha da genişletelim megalomanyak nağralanmalarının sınırlarını...
Söz aramızda, biraz da eğlenelim.
* * *
21. yüzyılda gerek ABD, gerek AB gibi kendi ülkelerini oligarşik bir ortaçağ düzenin cenderesi içine kilitlemiş olan politikacıların dünyalarını; gerek refah, gerek özgürlük, gerek gelişmişlik açısından "çağdaş bir uygarlığa" kavuşturmak da bize düşmektedir.
* * *
Buradan o zavallı insanların dünyasına sesleniyorum.
Sizleri kurtarmak için, gerekirse bayrağımızı Washington'un, Londra'nın, Brüksel'in, Paris'in, Berlin'in, Roma'nın göbeğine dikmekte asla tereddüt etmeyiz.
* * *
21. yüzyılın, küreselleşme sürecini hızlandırması demek; insanların, kendi despotlarının gaddar pençesi altında kıvranıp durmasından da kurtulması demek...
Şayet bizler, bugün dünyadaki tüm insanlığın yararlanmakta olduğu ampulü, telefonu, sinemayı, gramofonu, radyoyu, telefonu, televizyonu icat ederek; Kozmos'un kendi içinde sakladığı olanakları değerlendire değerlendire, modern çağları yaratmasaydık; düşünebiliyor musunuz hangi karanlıkların içinde ne körebeler oynayacaktık?
* * *
Şu anda uzaydaki 124 uydumuzun sağladığı elektronik iletişimleri kilitleyiversek...
Tokyo'dan Washington'a 15 dakikada giden A-158 uçaklarını; gerek borçlanma, gerek hibe yoluyla turizm şirketlerinin hizmetine vermesek; kim nereden nereye, ne kadar zamanda giderdi acaba?
* * *
Eğer bugün Peru'daki bir hasta, Ankara'daki uzmanların ekranlardan yansıyan direktifleriyle hayata geri dönüyorsa; eğer bugün Afrika çöllerinin sıcakları, bizim uzayda yarattığımız hava akımlarının serinletici rüzgarlarıyla geri püskürtülüyorsa; eğer bugün Pekin'deki bir deprem, bizim "yer'in 30.000 metre derinliğindeki fay hatlarını, uzaydan kontrol ederek kutup bölgelerini birbirine bağlayan tünellerin sarsıntıları emici denklemleriyle engelleniyorsa; Filistin'de El Kaide gençleriyle, Hamas'ın gençlerinin birbirlerini öldürmeleri de, anlamsızlaşmıyor mu?
* * *
Bugün 4.000'i aşkın üniversitemizde, çeşitli dallarda Nobel ödülünü alanların sayısı 76'yı geçiyorsa ve sade kendi galaksimizdeki güneşlerden değil, boyutları saptanamayan başka galaksilerdeki güneşlerden de enerji sağlanmasına çalışılıyorsa; neden ABD, neden AB, kendi despotlarının pençesi altında kıvranmalı?
* * *
21. yüzyılın sonunda tüm dünya; hastaneleriyle, okullarıyla, eğlence yerleriyle, otoyollarıyla, transatlantikleriyle, ortak bir dil olarak Türkçe'yi konuşan büyük bir kent durumuna gelecek...
Övünmeyelim mi arkadaşlar?
* * *
Madem atıp tutmak ve mangalda kül bırakmamak sevdasıyla mahrumuz; hiç değilse biraz daha kuru sıkıları -baruta bile gerek duymadan-, gümbür gümbür gümbürdetmeyelim mi?
* * *
Enseyi karartmayın...
200-300 kelime arasına sıkışmaya başlayan Türkçe'nin, yazı doruklarındaki lezzetinde öyle muskalar keşfedebilirsiniz ki; angutluk epidemisinin yaygınlaşmasına boşverir:
- Meğer buradan da iyi adamlar geçmiş, der ve onlarla bütünleşememişlere acıyarak, dudak bükmekle yetinirsiniz.
c.altan@prizma.net.tr

