
|
|
|
 |
|
|
KİTAPLIĞIMDA DOĞAN HIZLAN'DAN ALINIP GERİ VERİLMEMİŞ TEK KİTAP YOK!
Hızlan'ın edebiyat günlüğü
Doğan Hızlan'ın "Çalıntı Kitap Deposu"nu ekin ve yazın dünyamızın bir tür günlüğü gibi okumaya giriştim.
Tahsin Yücel / Deneme
Doğan Hızlan'ın son kitabı "Çalıntı Kitap Deposu"nun adı ilk anda bir roman ya da öyküyü çağrıştırıyor. Ama adın hemen altındaki 'denemeler' sözcüğü yanılgıya olanak bırakmıyor: Bu kitap da yazarının ustası olduğu türe girmekte; adıysa, içindeki yüzü aşkın deneme arasında yer alan "İlginç bir çalınmış kitap deposu" başlıklı bir parçadan kaynaklanmakta.
Kitabın önsözünde de kısaca dokunuluyor başlığa: "Çalıntı kitaplar, her kitapseverin bildiği, yaşadığı bir olay. Benim kitaplığımda çalıntı kitaplar var mı? Hiç yok diyecek bir kitap meraklısı tanımıyorum. Ancak bazı kişilerin kitaplığında benden alınıp verilmemiş kitapların sayısının daha fazla olduğundan şüphem yok".
Oldu olacak, ben de kendi durumumu belirteyim: Kitaplığımda Doğan Hızlan'dan alınıp da geri verilmemiş tek kitap yok; ama kendisi ya da yardımcılarınca benden alınıp da masalarının karışıklığında yitip gitmiş birkaç kitap bulunduğundan kuşkum yok.
Karışık masa, açık zihin
Doğan Hızlan bu son kitabında masasının olağanüstü karışıklığına da dokunuyor. Bu arada da benim bir açıklık ve düzenlilik örneği olarak gördüğüm ortak dostumuz Ruşen Keleş'in bu karışıklığı kendi masasının karışıklığına benzettiğini, arkasından da bir akıl hastalıkları uzmanının bu konudaki bir saptamasını aktardığını yazıyor. Bu uzman kişi "Masası temiz olanların zihinleri açık değildir" dermiş. Yani, ona göre, kafası karışık olanlar düzgün tutarmış masalarını.
Ben "Çalıntı Kitap Deposu"'nu okurken, Doğan Hızlan dostumuz bu 'karışık masa = zihin' varsayımının kapsamını iyice genişletmek istemiş gibi bir izlenime kapıldım. Nasıl mı? Kitapta yer alan denemelerin en eskisi 1970'te yazılmıştı, ama ta 220'inci sayfada yer alıyordu. Öyle anlaşılıyordu ki yazarımız kimi denemeleri tek tek kimi denemeleri deste deste alıp yerleştirmişti kitaba. Böylece, 26.03.1989'da yazılmış bir yazı 05.11.1989'da yazılmış bir yazının ardından geliyor, onu da 1988'de yazılmış bir yazı izliyordu.
Kitabın bölümlere ayrılmamış olmasına karşın, izleklere göre bir düzenleme söz konusu olabileceğini düşündüm, bir de buna göre gözden geçirdim; ama, hayır, böyle bir düzenleme de yoktu: Hızlan masasının dillere destan düzeni içinde sunmuştu yazılarını. Ama düzensizliğin de güzel bir yanı vardı.
Öyle ya, biz, yılların alışkanlığıyla, okumamızı baştan sona doğru sürdürdüğümüzü sanırken, nerdeyse her üç sayfada bir, bir zamandan başka bir zamana, bir oluntudan başka bir oluntuya, bir kişiden başka bir kişiye, bir kitaptan başka bir kitaba geliyorduk. İçlerinde bildiklerimiz, bilmediklerimiz vardı, unuttuklarımız, unutmadıklarımız vardı.
Can Yücel'in toplatılan kitapları
Ne var ki, tüm bunlar böyle herhangi bir sıra izlemeden, birdenbire, yalın ve dost bir ses aracılığıyla bize ulaşınca, kimi zaman acı kimi zaman tatlı ama her zaman hoş bir rastlantı niteliği kazanıyordu.
Örneğin Can Yücel'in kitaplarda kaldıkları sürece fincancı katırlarını ürkütmeyen şiirlerinin 1987 Türkiye'sinde kasete okununca ürkütücü bir nitelik kazanarak toplatıldığını okumak güldürüyordu bizi; Ruhi Su'yu, Celal Sılay'ı, Mehmet Seyda'yı, Çetin Emeç'i anarken duygulandırıyor, bir zamanların gözde romancısı Kerime Nadir'in cenazesini ya da Ankara Caddesi'nin kimlik değiştirişini anlatırken de gözlerimizi yaşartıyordu. Buna karşılık, kendimizinkine ters düşen görüşleri karşısında bile kızmıyorduk.
"Çalıntı Kitap Deposu"nu ekin ve yazın dünyamızın bir tür günlüğü gibi okumaya giriştim. Hızlan'ın odasında Beethoven'in "Dokuzuncu Senfoni"sinin ezgileri ve Schiller'in "Neşeye Övgü"sünün dizeleri yankılanmaya başlayınca da baktım ki 354 sayfayı devirivermişim.
|
|
|

|
|