
|
|
|
 |
|
|
'ŞİDDETLE HASSAS' BİR YAZAR!
Hiçbir getto uzak değil bize
Yapı Kredi Yayınları, James Baldwin'in "Sokağın Dili Olsa"sını Seçkin Selvi'nin Türkçesiyle yeniden yayımladı.
Füsun Akatlı
James Baldwin'i '60'lı yıllarda "Giovanni'nin Odası" ile tanımıştım. Yanılmıyorsam Tektaş Ağaoğlu çevirisi, küçük bir kitaptı. Yakıcı bir tutkuyu olağanüstü bir içtenlikle anlatan bu yazarın peşine düşmesem olmazdı. "Bir Başka Ülke"yi (Another Country) o sıralarda bulup okudum.
Hem eşcinsel hem Amerikalı bir karaderili olması, zaten ruhen azınlık olan bu yazarın, ayrımcılığa karşı yükseltiği sesine fazladan bir haklılık ekliyordu sanki. Trajik olanı yaşamın ta içinden söküp çıkaran bir yazardır James Baldwin. Romanlarıyla ve denemeleriyle, karaderili edebiyatın çok tanınmış yazarları arasına katıldıysa da, bizde hak ettiği ölçüde buluşamadı okuruyla.
Siyahları siyahlar, eşcinselleri eşcinseller, falanca yönden azınlık olanları da filanca yönden azınlık olanlar okuyacak olsalardı sadece; dünya ne kadar yoksullaşırdı, bir düşünsek ya! "Türkün Türkten başka dostu yoktur" söyleminin daha da kapsamlısı ("sunturlusu" desem daha mı iyi ifade ederim acaba?), dolayısıyla daha da hapsedicisi, boğucusu olurdu böylesi bir yaklaşım.
Baldwin'in sesi
Yıllar yılı, 'bizim sorunumuz'" olmadığını düşündüğümüz sorunlara eğilen edebiyatlara soğuk bakılmıştır bizde. Sanki o gerine gerine telaffuz ettiğimiz 'biz', acı çekmezmişiz, ezilip paramparça olmazmışız, ikilemlerin cenderesinde boğulmazmışız gibi! Sanki 'biz' insan değilmişiz gibi! "Giovanni'nin Odası" ve "Bir Başka Ülke" bunları bir kere daha düşündürmüştü bana. Üstelik James Baldwin'in, en şiddetli duyguları dile getirirken bile yumuşacık kalan 'ses'i, "Nihil humanum alienum est" (İnsani olan hiçbir şey bana yabancı değildir) diyen Latin şairinin sesiyle uyum içerisinde kulağıma iyice yerleşmişti.
Epeyi yıl sonra, "Sokağın Dili Olsa" geçti elime. Seçkin Selvi'nin lezzetli Türkçesiyle, sevdiğim yazar Baldwin'i okumak bir armağandı sanki. "Another Country"nin (Bir Başka Ülke) İngilizcesini bulup okumuştum. Diğer Baldwin'leri de ele geçirmeye çalışıyordum. "Sokağın Dili Olsa"yı aslından okumadığıma hiç pişman değilim. Çok iyi bir çeviri bulunca, insanın kendi dilinde okumaktan aldığı zevkin yanında, yabancı dilden (yani kendi çevirinizle) okumanın tadı yavan kalıyor sanki.
Yapı Kredi Yayınları'nı kutlamak gerek. "Sokağın Dili Olsa"yı yeniden yayımladılar, yine Seçkin Selvi çevirisiyle. "Bir Başka Ülke" (Çiğdem Öztekin'in çevirisinden, eski gözağrımı yıllar sonra bir daha okuyacağım), "Giovanni'nin Odası" ve "Ne Zaman Gitti Tren" ile birlikte dört Baldwin romanını Türk okuruna toplu olarak sunmuş oldular. Ve bir de küçük bonus: "Bundan Sonrası Ateş". "Zindanım Sarsıldı" ve "Çarmıhta" başlıklı iki nefis mektup / deneme yer alıyor bu kitapta da. Kıvanç Güney çevirmiş. Irkçılık denen insanlık ayıbını ak sanılan yüzlere vuran bir kitap.
Katıksız edebiyat şöleni
Edebiyatı; insanlık macerasını, en çok ortaklaşılan yönlerinden tutun da, hiç kimseyle paylaşılamayanına kadar, bütün düzlükleri ve engebeleri ile 'dile dolayan' bir etkinlik olarak düşünürsek ve öyle düşünelim, kazanırız! Baldwin gibi yazarlar, bu etkinliğin en gözükara kılavuzları arasında yer alırlar.
Gözükaradırlar; çünkü kaybetmekten daha çok umursadıkları bir şeyler olmadan yaşayamazlar. İzlerini sürerseniz, iz sürmeyi öğretirler size. Yolunuz İncil'e bile varsa, orada ilkin "Kardeşini sev!" cümlesini değil; "Tanrı Nuh'a gökkuşağını gösterdi / Artık su yok, bundan sonrası ateş!" cümlesini bulursunuz. O ateşin yalımında "Bir insanı sevmekle başlar her şey" diyen Sait Faik'in yüzü parıldayıp geçer önünüzden. "Akrep gibisin kardeşim" diyen Nâzım'ın sıcağında kavrulursunuz.
"Eğer Tanrı kavramının bir geçerliği ya da yararı varsa, bu ancak bizi daha büyük, daha özgür ve daha sevgi dolu kılacak olmasıdır. Tanrı bunu yapamıyorsa, ondan kurtulmanın zamanı gelmiş demektir," diyen bir yazarın 'sokağın dili'ni konuşarak, acıdan, kâbustan, lânetten ve dehşetten söz açarak coşkuyu, sevgiyi, merhameti ve erdemi anlatması, öylesine katıksız bir edebiyat şöleni!
Giovanni'yi, Tish'i, Fonny'yi, Rufus'u... Jimmy'nin bütün insanlarını, yaşayan karakterler olarak hayatlarımıza katmak bize nefes aldıracak, günümüzün çok sözü edilen 'kimlik', 'öteki', 'yersiz-yurtsuzluk' gibi kavramlarına '60'lı yıllardan ışık düşüren güçlü ve 'şiddetle hassas' bir yazarla tanışmak, insanı moda kavramlar şablonundan tanımak ile, insanın kederinden trajik kavramlara varmak arasındaki derin farkı somut olarak görmemizi sağlayacak. James Baldwin'in bugünü ve bugünden yazdığını düşünmek hiç de fantezi sayılmaz.
|
|
|

|
|