
Hasan CEMAL
Bir şans kapıyı çalıyor ama...
DİYARBAKIRKaç gündür dolaşıyorum, Diyarbakır, İdil, Cizre, Kasrik Boğazı'yla Kızılsu, Şırnak, Terkan ve Fis ovalarıyla Murat Nehri, Genç, Bingöl, Çeltiksuyu köyü...
Yine dikkatimi çekiyor:
Devlet, pek çok yerde duvarların, dikenli tellerin, çitlerin, kum torbalarının arkasına çekilmiş. Silahların namluları dışarıya doğru çevrilmiş. Buralarda devletin askeri, polisi, yargıcı, memuru böyle yaşıyor, çalışıyor duvarların arkasında.
Bir yerde bölünmek bu değil mi?
Diyarbakır'da Tavacı ve Ciğerci Muharrem Usta'nın dükkânında, kebapla birlikte ayran köpüğüyle meyirlerimizi kaşıklıyoruz.
O da anlatıyor:
"Irak Kürdistanı'ndaki gelişmeler bölgede büyük bir kazanım olarak görülüyor. Türkiye'nin askeri müdahalesi bütün Kürtleri birleştirir. Böyle bir müdahaleyi, 'Kürtleri vurmaya gidiyor Türkiye!' diye görüyor bölge insanı. PKK'yı vurmaktan çok, Kuzey Irak'taki kazanımı yok etmeye gidecek asker görüşü yaygın. Müdahale, Irak, Türkiye, İran ve Suriye Kürtlerini birleştirir."
Ve ekliyor:
"Müdahale, Türkiye'yi batağa sokar!"
İdil'de çarşı sohbeti.
DTP'nin ilçe yöneticisi genç bir adam. "1992, 93, 94'te tam bir cehennemdi buraları. Şimdi öyle değil, değişti. İşkence yok. Gözaltı süreleri kısaldı. Olağanüstü hal yok. Çocuklarımıza istediğimiz isimleri koyuyoruz artık" diyor.
Ve örnek veriyor:
"Hem de üçer tane Kürtçe isim koydum çocuklarıma. Biri, Heval Agır Neçirvan, öteki Hevi Zilan Tolhıldan..."
Öyle, Kürtçe sorun olmaktan büyük ölçüde çıktı. Ama bir de Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirtaş var, belediye hizmetlerini Türkçenin yanı sıra Kürtçe, Arapça gibi dillerde de duyurduğu için Danıştay tarafından görevden alınan...
Osman Baydemir, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı'yla sohbet ediyoruz.
Şu sözler onun:
"Kürtler ikinci kez kendi kimlikleriyle Meclis'e giriyorlar. İlki 1991'di. Nasıl hapiste bittiğini biliyoruz. Ne örgüt silahla nihai bir sonuca varabildi ne de devlet hukuka aykırı yöntemlerle bir başarı elde etti. Köyler yakıldı, boşaltıldı. Sonra faili meçhuller... Şeyh Said'den 1990'lara kadar isyanlar hep böyle bastırılmıştı. Yine böyle devam mı? Bütün bu yöntemlerin dik âlâsı uygulandı da ne oldu? Ortada sonuç... Dolayısıyla 1991'de Meclis'e giren Kürt milletvekilleri bir şanstı. Değerlendirilemedi. 16 yıllık bir tahribat yaşandı. DEP'liler yaka paça sürüklenerek hapse atıldılar da ne oldu? Bugün hepsi kahraman Kürtlerin gözünde... Bu kez yine büyük bir şans geliyor gündeme..."
Baydemir böyle diyor.
Derin PKK var mı?
Gittiğim her durakta PKK'yı konuşuyorum. İlginç izlenimler edindim. Biri, "PKK'nın da 'sivilleşme'ye ihtiyacı var!" dedi.
Ve ekledi:
"27 Nisan muhtırası karşısında Başbakan Erdoğan dik durdu. PKK'dan böyle bir müdahale gelse, bizim partidekiler böyle bir dik duruş sergileyebilirler mi?"
Bunu bir kenara not edin.
Tek bir PKK da yok. Kandil var, İmralı var, derin PKK var, Kürt diasporası, yani Avrupa var, kısacası değişik saflar var.
Askeri kanat, sivil kanat...
Ve bu kanatların bazen farklı havalar çaldıkları, kapalı kapılar arkasındaki konuşmalardan anlaşılıyor.
Eğer 22 Temmuz sonrası DTP'nin parlamentoya girişi barış açısından bir şans ise bu şansın nasıl kullanılacağı konusunda DTP'li milletvekillerinin tutumu hayati rol oynayacak.
Dağ geçersiz kılınacaksa, eğer silahlar gömülecekse bu konuda yalnız devlet ve siyasal iktidarın adımları değil, Meclis'teki DTP'lilerin yönelişleri de belirleyici olacak.
'Resmin bütünü'nü görebilecekler mi?
Esas soru bu.
Eğer DTP saflarında liderlik boşluğu yaşanırsa, son söylenecek söz en başta söylenirse, tahriklere gelinirse, 'derin PKK'ya karşı dik durulamazsa, bağımsızların Meclis'e girişi olumlu bir dönüm noktası olmaktan çıkar.
Yazın bir kenara:
Dağdakiler inmek istiyor.
Çoğunluğun eğilimi böyle denebilir. Ama bunu gerçekleştirmek öyle kolay değil. Ancak 22 Temmuz sonrası akıl ve sağduyu ağır basar ve sabırlı hareket edilirse barış yolu açılabilir.
Türkiye'nin en yakıcı sorunu, hiç kuşkunuz olmasın, PKK ve Kürt meselesidir. Bu ülkede ister siyasal, ister ekonomik istikrar son tahlilde bu sorunun çengeline asılıdır.
PKK'ya terör örgütü, Apo'ya terörist başı demek yetmiyor. Terör ve şiddeti haklı olarak lanetlemek de yetmiyor. Bir yerde hepsi klişe olarak kalıyor.
İşin aslını anlatmıyor.
Çünkü Güneydoğu'da çoğunluk PKK'yı kendinden sayıyor, Apo'yu kendi kahramanı olarak görmeye devam ediyor.
Ne yapacaksınız?
Tenkil mi, tehcir mi?
Geçiniz. Elde sopayla seksen küsur yıldır gelinen nokta ortada...
İyi pazarlar!
Yarın seçim 7 yazısı Kayseri'den.
h.cemal@milliyet.com.tr

