
Can Dündar
Ada
La Diva Turca
Fazıl Say'ın büyük şef Zubin Mehta ile vereceği konser için Floransa'dayız. Konser sabahı Zeynep Oral müjdeyi veriyor:"Bugün bir etkinlik daha var. Leyla Gencer Caruso ödülünü alacak."
İnanması zor: Aynı gün, aynı şehirde iki Türk sanatçısı, iki saat arayla peşpeşe sahneye çıkıyor.
Biri "hayatının konseri" için... Diğeri İtalya'nın itibarlı ödüllerinden birini almak için...
Eşsiz sefire
Önce Caruso'dan söz etmekte yarar var:
Enrico Caruso 1921'de ölen bir büyük tenor... Leyla Gencer'in deyişiyle, "Hâlâ dünyanın en büyük tenoru sayılıyor."
İtalyanlar 1979'dan beri onun adına ödül veriyorlar.
Bu yılki ödüle, "La Diva Turca" (Türk divası) Leyla Gencer layık görüldü.
Tören, Caruso'nun Floransa'nın hemen dışındaki malikanesinde yapılacak.
Nebil Özgentürk'le birlikte yola çıkıyoruz.
Yol boyu Leyla Gencer'in adını büyük harflerle yazmış afişler, "Bel Canto'nun dünyadaki eşsiz sefiresi, büyük soprano"nun ödülünü duyuruyor.
Bir sarayı andıran malikanenin dış bahçe kapısından girdikten sonra, eve varmak için harikulade bir koruluğun ve güzelim bir bahçenin içinden, yasemin kokuları solunarak yürünüyor.
Nihayet vardığımız bu müze-evin terasından uçsuz bucaksız, yemyeşil bir vadi görünüyor.
Bahçede, sandalyeler dizilmiş. Girişe bir piyano konmuş. Vadiye genç şancıların sesi yayılıyor.
Ve Milano'dan Leyla Gencer'in gelmesi bekleniyor.
Hâlâ onurlandırılmak
Az sonra Gencer, mavi parlak kumaştan ceketi, siyah pantolonu, sade şıklığını tamamlayan inci takıları ile görünüyor.
İzleyiciler, saygıyla ayağa kalkıp alkışlıyor.
Gencer, Zeynep Oral'ın koluna girip törene kadar bekleyeceği salona yürüyor.
Orada bizimle tanışıyor. Töreninde Türkiye'den konuklar görmenin sevinci gözlerinden okunuyor.
Bizi çevresindekilere tanıştırıyor.
Yanındakilerden biri ünlü ressam Zonaro'nun torunu...
Ayrıca İtalya'nın kalburüstü müzik camiası orada...
Kibar bir İstanbul Türkçesiyle, Caruso'nun ve ödülün önemini anlatıyor bize:
"Caruso'yu çocukluğumda dinlemiştim" diyor, "Onunla ilgili yarışmalara da iştirak etmiştim. Onun adını taşıyan bir ödülü almak onur oldu benim için... Hâlâ onurlandırılmak çok önemli... Doğrusu beklemiyordum da... Sürpriz oldu."
Tanrıça edası
Ahmet Say da orada... Oğlunun konserini dinlemek için Floransa'ya gelmişken Leyla Gencer'le de tanışıp onun ödül mutluluğunu paylaşmaya gelmiş.
Fazıl'dan söz ediyorlar bir süre...
"Fazıl çok büyük piyanist" diyor Gencer ve ekliyor:
"Adı geçtiğinde yüreğim titriyor. Lütfen söyleyin Milano'ya gelirse mutlaka bana uğrasın..."
Az sonra alkışlar arasında sahneye çağrılıyor.
Herkes ayakta...
80'ini aşmış Gencer, yüzünde mutlu bir tebessüm, halinde bir tanrıça edasıyla, sahneye yürüyor.
Seyirciyi zarafetle selamlıyor, uzunca bir teşekkür konuşması yapıp ödülünü alıyor.
Yanımda Zeynep Oral, daha bir gün önce Gencer'in telefonda halsizlikten, yorgunluktan yakındığını "Nasıl gideceğim?" diye kaygılandığını anlatıyor.
"Başarı" diyorum. "Daha büyük bir gençlik ilacı tanımıyorum. Meslek aşkı, hayranların alkışı ya da emeğin ödüllendirilmesi, bir ölüyü bile diriltebilir."
Gururumuz perçinleniyorÇıkışta böylesine bir kariyerle Leyla Gencer'in dünyanın en varlıklı sanatçılarından biri olması gerektiğini konuşuyoruz. Ve hiç de öyle olmadığını, mütevazı bir hayat yaşadığını öğreniyoruz.
Klasik müzik salonları sadece yaşlılarla dolu artık...
Eski müzik, yeni nesillerle buluşmakta zorlanıyor.
Dönüş yolunda hepimiz, müziğin kalbinde bu kadar itibar gören bir sanatçıya sahip olmanın gururunu yaşıyoruz.
Törenden Fazıl Say konserine gidince bu gururumuz perçinleniyor.
Yurtdışında Türkiye'nin yüzünü ağartan iki klasik müzik ustasını peş peşe izlemek göğsümüzü kabartıyor.
Yıl sonunda ödül vermek...
Çoğu öğrenciler arasında yapılan anketlerle verilen bu ödüller, bir yıllık emeğimizin boşa gitmediğini, gençlerce fark edildiğini kanıtlayan madalyalar gibi gönendiriyor bizi...
Bu yıl,
Yıldız Teknik Üniversitesi,
İstanbul Üniversitesi,
Erciyes Üniversitesi,
Kadir Has Üniversitesi,
Pertevniyal Lisesi,
Vefa Lisesi tarafından "En iyi köşe yazarı" olarak ödüllendirildim.
Ayrıca, Ankara Hukuk Fakültesi,
Gazi Üniversitesi,
Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği,
Ve E-Medya internet sitesi de NTV'de henüz bir yaşını doldurmayan programımız "Neden"i "En iyi TV programı" seçtiler.
Özyurt İlkokulu'nun "En iyi iletişimci" ödülü ile Mehmet Kaplan Sosyal Bilimler Lisesi'nin "En iyi belgeselci" ödülü de başucumda yerini aldı. Sonuncuda "Yılın Sosyal Bilimcisi" seçilen "hocaların hocası" Prof. Dr. Halil İnalcık ile yan yana oturduk. Okulların ilgisinin ve teveccühünün, yavaş yavaş da olsa popüler kültür starlarından bilim adamlarına döndüğünü görmek ne kadar sevindirici...
Ödülleriyle destek veren tüm genç arkadaşlara Can'dan teşekkürler sunuyorum.
"Kararını açıkladığında İtalya'da herkes çok şaşırdı. 'Nasıl olur? Hâlâ zirvedeyken? Hâlâ çeşitli opera kurumlarından teklifler yağarken?'
Kararı kesindi.
Adieu... Fransızca bir veda sözcüğü... 'Allah'a emanet ol!'
Opera izleyicilerini, otuz yıl birbirinden görkemli, şatafatlı, dramatik rollerle duygu dünyasının en ama en derinliklerine götüren, yaşamın, aşkın, düşlerin, ideallerin, kahramanlıkların, fedakarlıkların, umutların romantizminde dipsiz kuyulara ya da bulutların üzerine taşıyan Leyla Gencer, opera temsillerine veda ediyordu.
Adieu...
Ve bu veda için unutulmaz rollerinden, opera tarihine mal olmuş rollerinden birini değil, 'Ciddi Bir Opera Provası'nı seçmişti. Yani bir primadonnanın kendini mizahla karışık eleştirmesini...
Bütün İtalya, önünde saygıyla eğildi.
Bir kez daha 'farklılığını' kanıtlamıştı.
Hayır, hiç üzülmedi.
Kararını verdi ya, artık rahatlamıştı.
Bütün o korkuların, streslerin, bütün o çılgınca çalışmaların, sinirleri mahveden yarışın bittiğine hiç üzülmedi.
Temsil sonralarının şaşaasını, görkemli kalabalığını, başına üşüşen gazetecileri, fotoğrafçıları, imza vermeleri, resim dağıtmaları hiç aramadı. Hem o zaten nefret ediyordu operanın özüyle ilgili olmayan her şeyden... Meslektaşlarının reklam uğruna giriştikleri çabalardan nefret ediyordu.
Sahneye yağan çiçekleri, aryalarını kesen alkışları, temsil sonunda tiyatronun ayağa kalkmasını hiç özlemedi... Ya da özlemediğine kendini inandırdı.
Hem canım, her şey bitmiş değildi ki:
O tiyatroyu, oyunculuğu bırakmıştı, sahneyi değil. Opera temsillerini bırakmıştı, operayı değil. Konserler, resitaller, seminerler ve hocalığı devam ediyordu.
Hayır, hiç üzülmedi.
Kararını verdi ya, artık rahatlamıştı.
'Misyonunu yerine getirmiş olmanın verdiği huzur...'
Bu 'huzur', artık onu terk edemezdi."
can.dundar@e-kolay.net

