
Meral TAMER
Cumhurbaşkanı eşi, Türkiye'yi AİHM'ye şikâyet eder mi?
Ne tuhaf! Türkiye'nin 11. Cumhurbaşkanı'nın seçiminde, AKP'nin iç hesaplaşmaları belirleyici rol oynayacak. 4 ay önce birisi böyle bir kehanette bulunsa, "Hadi canım sende" diyerek gülüp geçerdik.
Günlerdir 2 eski "dava arkadaşı" Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül arasında, kıran kırana süren bir satrancın hamlelerini izliyoruz.
Başbakan seçim gecesi "Bize oy vermeyenlerin hassasiyetlerini de dikkate alacağız" vaadinde bulunuyor. Başbakan'ın bu hamlesine karşı Gül basın toplantısı düzenleyerek "Adaylığım sürüyor" diyor.
Karşı hamle, Erdoğan'ın yakın çevresinden geliyor; "İstikrar ve uzlaşma adına Gül adaylıktan çekilmeli" söylentileri yayılıyor. Erdoğan, basın mensupları çok zorladığında "Gül kardeşim ne isterse o olur" dese de, el altından Gül kardeşine "Vazgeç bu işten" mesajları yolluyor.
Anlaşılan AKP grubu da bu konuda ikiye bölünmüş durumda.
Neden Çiçek olmasın?
Yazılarını ilgiyle izlediğim Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan, dünkü yazısını "Hâlâ daha bu ülkede AKP seçimi % 47 oyla kazanmamış gibi davrananlar var ve 'Gül'ü Cumhurbaşkanı yapıp, gerginliklere neden olmayın' diye tavsiyelerde bulunuyorlar," cümlesiyle noktalıyor.
Ben kendi hesabıma AKP'nin % 47 oy aldığının farkında olmakla birlikte, her fırsatta ailece türbanın militanlığını yaptıkları için Gül'ün Çankaya Köşkü'nde ipleri gereceğinden korkarım.
Sorun tek başına türban değil. Örneğin eşinin başı açık olduğu halde tüm bakanlara tabanca armağan eden Milli Savunma Bakanı, kesinlikle Cumhurbaşkanı olmamalı. Buna karşılık Cemil Çiçek'in eşi türbanlı, ama pekâlâ Çankaya'nın First Lady'si olabilir.
Güller'in türban ısrarı
Güller'in türban konusunda ailece aktivist tutumlarına her fırsatta tanık oluyoruz. Örneğin Abdullah Bey zamanında eşi Hayrünisa Hanım'ı, üniversiteye götürerek türbanıyla kayıt ettirmeye çalışmış (Almayacaklarını bile bile). Ardından Hayrünisa Hanım önce Türkiye'de, yargı yolları tükenince de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde hakkını aramak için dava açmış.
Aynı yıllarda ben de 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'le sürdürdüğüm hukuk mücadelesi çerçevesinde, Türkiye'deki yargı yolları tükendiği için AİHM'ye başvurmuştum. (Ve geçen ay da davayı kazandım.) Dolayısıyla Hayrünisa Hanım'ın AİHM'de hak aramasına da sempatiyle bakabilirim.
Ancak burada sorun gerek kendisinin, gerekse önceki ay Bilkent'teki diploma törenine türbanla katılan tek öğrenci ayrıcalığına sahip olabilen kızı Kübra'nın ve Dışişleri Bakanlığı'nın forsuyla ona diplomasını başörtülü olarak vermekte direnen babası Abdullah Gül'ün, türban konusunda birer aktivist olmasında...
Buna da kimsenin itirazı olamaz, yeter ki Abdullah Bey 72 milyonun % 47'sini değil, tamamını temsil edecek bir göreve talip olmasın.
AKP'nin adayı Köksal Toptan, dün CHP'nin de oylarıyla TBMM Başkanı seçilirken, Meclis'te herkesin yüzü gülüyordu. Umarız Cumhurbaşkanı'nın seçildiği gün de TBMM'den aynı iyimserlik, ekrandan tüm Türkiye'ye yayılır.

mtamer@milliyet.com.tr

Cafe