
Derya SAZAK
Siyaset Günlüğü
12 Eylül dersleri
Bizim kuşak, gazeteciliğe 12 Eylül askeri darbesinden önce, demokrasiyi soluyarak başladı.
Haberin peşinde koştururken, siyasilerle araya mesafe koymak, iktidarlara karşı bağımsızlık, eleştirel duruş, karşındaki başbakan bile olsa en aykırı soruyu nezaket içinde yöneltmek ve yanıtını aldıktan sonra çarpıtmadan aktarmak mesleğe giriş dersleriydi.
Okulda öyle öğrendik, ustalarımızdan öyle gördük.
Basın özgürlüğünün değerini ise 1980 sonrasında kavradık!
Parlamento muhabiri olarak Meclis'i izliyorduk; cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılan nafile turlardan "Bugünde sonuç yok!" diye haber yazdırıp evlere dağılırken, tank sesiyle uyanmak için kaç gecemiz daha kaldığını tahmin edebilecek düzeye hızlı ilerliyorduk.
12 Eylül 1980'de ordu yönetime el koydu.
TBMM kapatıldı; siyasi liderler sürgüne yollandı, o sabahtan itibaren milletvekillerinin adresi değişti, ne yazık ki onların bir kısmını tutuklanıp çıkarıldıkları sıkıyönetim mahkemelerinde izlemeye başladık.
O karanlık dönem 3 yıl sürdü.
İdamlar, sürgünler, vatandaşlıktan çıkarmalar.
Gazete kapatmalar.
Siyasi partilerin kapatıldığı, sivil siyasetin kesintiye uğradığı dönemlerde "medya"nın görev ve sorumluluğu artar.
Toplum bir ışık arar.
Medya, tünelin ucundaki ışığı göstermeye çalışır.
1980 askeri rejiminden çıkışta, o zamanki tek kanallı resmi televizyon ortamında demokrasiye geçiş misyonunu gazeteler üslenmişti. Milliyet de, kapatılmayı göze alarak o sınavdan başarıyla çıkmıştı.
Dün de anımsattık.
12 Eylül rejiminin siyasi faaliyetlerin yasaklı olduğu bir ortamda tek taraflı propagandayla Anayasa'ya ve Evren'e "evet" dedirttiği dönemde bile, halkın yüzde 8'i "hayır" oyu kullandı. Ve kimse o insanları yurdundan sürmeye çalışmadı.
Sonuçta şu oldu; askeri rejimin "sakıncalı" bularak vatandaşlıktan çıkardığı siyasal sürgünler 1987'de siyasi yasaklar kalktıktan sonra ülkelerine döndüler. Ve geriye büyük acılar, ayıplar kaldı.
80 rejiminin günahları; 1990'lardan itibaren yükselen siyasal İslamın solun boşalttığı alanlara girip "mağduriyet" söylemiyle iktidara geldikten sonra "azınlık" saymaya başladıkları, "öteki"leştirdikleri laik cumhuriyetçileri "Ya sev ya terk et" noktasına itmeleriyle bugün daha iyi anlaşılıyor.
12 Eylülcülerin hatasını bugün AKP kadroları yapıyor.
Bu tür baskılar demokratik muhalefete ortam hazırlar.
Sol seçenek doğar!
dsazak@milliyet.com.tr

Cafe