
Melih AŞIK
Açık Pencere
Sezer'e haksızlık
Cumhurbaşkanı Sezer'in görevi süresince karşılaştığı en büyük haksızlıklardan biri o malum suçlama oldu:
"Ecevit'in kafasına Anayasa kitapçığını fırlattı, ekonomik krize yol açtı!"
Koca ekonomi, bir yetkilinin diğerine Anayasa kitapçığı fırlatmasıyla krize girer mi? Ayrıca anayasa kitapçığı gerçekten fırlatıldı mı? Bu soruların yanıtları toplumda fazla önemsenmedi. Ekonominin zaten krizde olduğu ve nasıl olsa bir vesileyle krize gireceği biliniyordu. Suçu cumhurbaşkanının üstüne atmak herkesin işine geldi. Böylece krizin esas sorumluları olan IMF ve Ankara bürokratları perdenin arkasına gizlenmiş oldular.
Sezer, Anayasa kitapçığını gerçekten fırlattı mı? O gün olayın en yakın tanıklarından olan Mesut Yılmaz'ın TBMM Yolsuzluk Komisyonu'nda verdiği ifadeyi TBMM zaptından okuyalım:
"Cumhurbaşkanı, kavgalı MGK toplantısında bazı konuları gündeme getirdi. Hüsametin Özkan ve Başbakan Ecevit, 'Doğru söylemiyorsun' diye tepki gösterdiler. Sezer de, önünde duran Anayasa'yı eliyle hiç kaldırmadan biraz itti. Anayasa atma diye bir olay yok. Başbakan açıklama yapmaya karar verdi. Ben 'Ekonomi olumsuz etkilenir. Sakin olmak lazım' dedim ama açıklama yapıldı. Ekonomik dengeler alt üst oldu faizler fırladı... Bu kavga krizi tetikledi..."
* * *
Krizi anayasanın itilmesi ya da fırlatılması değil, Ecevit'in ülkeyi velveleye vermesi tetiklemişti. Ama olay hep tersyüz edildi...
Org. Büyükanıt diyor ki: "Laikliğe karşı sinsi planlar var."
Bazı tebessümlerin samimiyetinden kuşkulanıyor olmalı...
Haldun Ertem
"Demek cumhuriyetin laiklik bekası, buraya kadarmış, Sayın Cumhurbaşkanım.
Türkiye yine var olur, cumhuriyet de nicelik ve nitelik değiştirip sürer bir zaman daha. Ama artık asla laik olmayacak, olamayacak.
Atatürk'ün açtığı, belki de hiç açılmaması gereken, çünkü hak edilmemiş bir utku parantezinin, sizinle kapanması onurlu bir sondur, Sayın Cumhurbaşkanım. Yedi yıldır bize verdiğiniz onur için, sağ olun."
Şimdiye kadar sızdırılan maddelerin en dikkat çekenlerinden biri türbanla ilgili; "Hiç kimse kılık ve kıyafetinden ötürü eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz" denilerek türbana yeşil ışık yakılıyor. Anayasa hukukçusu Prof. Necmi Yüzbaşıoğlu Anayasa'da laiklik hükmü var oldukça türbanın serbest bırakılamayacağını anımsattıktan sonra şöyle diyor:
"Hiç kimse kılık kıyafetinden ötürü eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz dediğinizde bütün kılık kıyafetleri serbest bırakmanız gerekir. Peki, mutlak bir serbestlik olabilir mi? Kılık kıyafetle ilgili dünyanın herhangi bir ülkesinde mutlak bir serbestlik var mı? Tabii ki yok. O zaman bir sınır koymalısınız. İyi de nasıl bir sınır koyacaksınız ki, sadece türban serbest olacak?"
Ya, yeni anayasanın "sivil anayasa" olacağı söylemleri? Sözü yine Yüzbaşıoğlu'na bırakıyoruz.
"Sivil anayasa, sivil toplumun dinamiklerine öncelik tanıyan anayasadır. Ama bu anayasa taslağına baktığımızda Anayasa Mahkemesi'nin yetkilerinin kısıtlandığını... Ana muhalefete bile Anayasa Mahkemesi yolunun kapatıldığını görüyoruz. Oysa 1961 Anayasası'nda bırakın ana muhalefeti, Meclis'te grubu olan partilerin, kendi alanlarında yüksek yargı organlarının bile Anayasa Mahkemesi'ne gitme hakları vardı. Yargının denetimini ve yargıya başvurma hakkı olan kurumların sayısını sınırlayan bir anayasa nasıl sivil anayasa olabilir ki?"
Erol Atila, Alman yazar Matthias Claudius'un şu sözünü göndermiş:
"Bir insan hakkında karar verirken konuştuğu lafları değil, yaptığı işleri değerlendir; çünkü kötü şeyler yapıp fevkalade güzel laflar edebilirler".
m.asik@milliyet.com.tr

Cafe