
Güneri CIVAOĞLU
Bugün
Çankaya ruhu
"Türban ve davetler" konusu zaten bir "master" tezi olacak kadar yayınlarla işlendi.
O nedenle bir başka görüntüye paragraf açıyorum...
Yeni First Lady, Çankaya Köşkü'nde nasıl bir düzenleme yapacak?
Bir süre önce Hayrünnisa Gül, sanat çevrelerinin yakından tanıdığı, sergileri, yönettiği müzayedelerin yanı sıra koleksiyonculara danışmanlık katkılarıyla da bilinen ünlü bir isimle konuşmuş. Onu 1 buçuk saat süreyle dinlemiş.
Sadece resimler değil, diğer objeler için de bir ufuk turu yapmışlar.
Bu ufuk turunda özellikle "yabancılara verilen devlet hediyeleri" üzerinde durulmuş.
Pek bilinmez ama yabancılara verilen devlet hediyeleri bazen rüküşlüğün daniskasıdır.
Hediye alan, protokol nezaketi gereği bir şey söylemez ama içinden neler geçirdiğini Allah bilir.
Hele o hediyelerin bir yerine mutlaka "lale motifi" yerleştirme işgüzarlığı, komikliğin üzerine tüy diker.
Bu hediyeler arasında zaman zaman elbette bu ülkenin kültürünü zarafetle ve ağırlıklı olarak yansıtan örnekler de yok değildir ama ne yazık ki, onlar istisna.
Daha çok o dönemin dışişleri protokol genel müdürünün eşinin gustosuna ve bu işlere bakan zevatın görgüsüne endekslidir.
Anlaşılan Çankaya Köşkü'nün tabloları, objeleri gibi cumhurbaşkanının yabancı konuklarına vereceği devlet hediyeleri için de sanat danışmanlarından yararlanılacak.
Sanıyorum İstanbul sanat çevrelerinin başka isimleri de devrede olabilir.
Ondan sonra 9 cumhurbaşkanı Köşk'ten geldi ve geçti.
Şimdi de Gül ailesi...
Ama Çankaya Köşkü hep Atatürk'le anılır.
Düzenlemeler yapılırken tarihin, cumhuriyetin, devrimlerin, en önemli kararların alındığı toplantıların taşına, toprağına sindiği Çankaya ruhu da, yeni düzenlemelere yansımalıdır.
Atatürk, sadece bir büyük komutan, ebedi şef, devrimci değil, ince zevklerin ve derin kültürün adamıydı.
Bütün bunlar için Atatürk'ü anlayabilmiş tarihçilerin, onun psikolojisini anlatan tek yapıtın yazarı Princeton Üniversitesi'nden Prof. Vamık Volkan gibi isimlerin de katkıları sağlanmalıdır.
...........................
Dışişleri konutu, yeni ev sahipleriyle yeniden düzenlenmiş.
14. Louis Abdul" (!!) denebilecek, öyle bağıran altın yaldızlı koltuklar, gösterişli çay masaları falan yok.
"Az, çoktur" (less is more) söylemini düşündüren "sade şık" görüntüler...
Gündüz yabancı büyükelçilerin eşlerine sunulan yemeklerden de tattık.
Beni etkileyen bir görüntüye işaret edeyim...
Servisi bir erkek ve -başı örtülü olmayan- bir genç kız garson yaptılar.
Sessiz, etkin ve ciddi.
Servis yapan genç kızın tarzı ve yeteneği, turizm okulu diplomalı olduğu izlenimini veriyordu.
Dışişleri konutuna gelen yabancı diplomatlar ve devlet adamları için iyi bir görüntü.
Abdullah Gül'ün gerginlik üretmeyen siyaset anlayışının bir yansıması gibi algılanabilir.
...........................
Gül ile hayli eskilere dayanan bir dostluğumuz vardır ama çok seyrek görüşürüz.
Sisler arasındaki duyarlı 2007 için parametreler saptamak üzere görüşmek istemiştim.
Nezaket gösterdi, konutunda konuk etti.
Dünyanın hiçbir yerinde, birinin adının ya da sıfatının önüne "sayın" karşılığı bir kelime konulmaz.
Bay Başkan, Bay Başbakan, Bay Bakan gibi tercüme edebileceğimiz Mr. President, Mr. Prime Minister, Mr. Minister...
Generallere de General, komutanlara Komutan denir. (General, Commander.)
Hiçbirinin başında "sayın" hitabı yoktur.
Bizde "sayın" yetmez, "m" abartısı da eklenir; "Cumhurbaşkanım", "Başbakanım", "Bakanım ..."
"Sayın"lı ve "m"li abartılar işte son törenlerde olduğu gibi yeri geliyor soruna dönüşüyor.
Sadeleşmeliyiz.
gunericivaoglu@milliyet.com.tr

Cafe