
Ece TEMELKURAN
Kıyıdan
Başörtüsünün gözleri-3
Yeni Bakanlar Kurulu'na bakınca anlaşılıyor ki hükümetin başında kadından sorumlu devlet bakanlığı gibi bir "angarya" olmasaydı herhalde kabine "komple bıyıklı" olacaktı. Kadınların bu kadar vitrininde olduğu, başörtüsü meselesi üzerinden kadınların bu denli ortalara atıldığı, neredeyse bütün kavgaların "eşler" üzerinden yapıldığı bir siyasi harekette nasıl oluyor da hiç kadın olmuyor?
Herhalde cevap "Statüko engel koyuyor" olacaktır. Ama benim merak ettiğim şu:
Niye bu siyasetçilerin hiçbiri son yedi yıldır siyasi tartışmaların merkezi olan eşlerini iktidarın ikbaline tercih etmediler? Niye hiçbiri "Eşimi istemiyorsanız ben de gelmiyorum" diyemedi? Herhalde iktidar, beraber oldukları kadınlardan daha önemli. Meseleye böyle de bakılabilir zannımca.
Gözlere yorumlar
Bir iki hafta önce yazdığım iki bölümlük "Başörtüsünün gözleri" başlıklı yazı tartışmalar yarattı. NTV'nin sitesinde Elif Şafak'tan Yıldız Ramazanoğlu'na kadar birçok kadın "Başörtülüler örtülü olmayan kadınlara nasıl bakıyor?" soruma cevap verdiler. Radikal 2'de Tuğba Benli Özenç sağduyulu bir yazı yazdı bu konuda. Haber 7 başta olmak üzere birçok haber sitesinde ve muhafazakâr basında konu yazarlar ve okurlar tarafından tartışıldı. Bu tartışmanın devam etmesi gerektiği kanaatindeyim. Kadınlar da bunu savunuyor. Bu soruyu sorduğuma bir tek muhafazakâr erkekler sinirleniyor.
Başörtülü 'sürtük' olur mu?
Özellikle Ayşe Böhürler'in Gül'ün cumhurbaşkanlığı adaylığını eleştirmesinden sonra muhafazakâr kesimden aldığı son derece düzeyli (!) "sürtük" eleştirisinden sonra, kadınların, uğruna eğitimlerini, sosyal hayatlarını kurban ettikleri bu hareketi ve bu hareketle bağlarını yeniden gözden geçirmeleri gerekiyor. Bu kadar "bıyıklı" bir hareketin erkeğin ve iktidarın sözünü dinlemeyen kadınlara neler edebileceğinin en çarpıcı ifadesidir bu "sürtük" sözü. Ve emin olun başörtülü kardeşlerim sizi hiçbir örtü, o örtülerle edinilen "hanımlık" statüsü bu ablukadan koruyamaz. Tıpkı örtüsüz kadınlar gibi...
Bir yıl arayla iki haber
Tartışılması gereken ikinci mesele de kendileri hiçbir "mahalle baskısı" altında olmayan kadınların bu harekete verdikleri destektir. Evet, son birkaç yıldır yazdığım ve yazıldığı üzere Türkiye'de merkez ciddi bir biçimde sağa kaydı.
Hatırlayan var mı bilmiyorum. Geçen yıl bu zamanlarda bir gazetede plaj, haşema ve bikini konusunu ele alan haber o gazetenin bir muhabirinin kızının haşemalı adamlar ve kadınlar tarafından dövülmesiydi. Aradan bir yıl geçti ve tam da aynı zamanlarda aynı gazetede yer alan haber şu:
Tesettürlülerin denize girerken çektiği akıl almaz sıkıntılar!
Bu yazı ve haberlerin tamamında sanki bu tesettürü onlara zorla giydiren ve sonra da denize gir emri veren biri varmış gibi bir "mazlum" tonu... Enteresan.
Ve bir soru
Artık "Gül'ü desteklemeyen en adi faşisttir!" histerisi geçtiğine göre bu gibi incelikli konuları tartışacak zamanımız ve mekânımız olsa gerek. Örneğin şöyle bir soru:
Tarhan Erdem'in önceki araştırmalarında çıkan "Türban halk için sorun değil" verisini "Bu meseleyi elit sorun ediyor" diye yorumladı muhafazakâr kesim. Şimdi Erdem'in yaptığı yeni araştırmanın sonucu, muhafazakâr kesimin başörtüsünün üniversiteye girerken çıkarılabileceğini kabul ettiği yönünde. Başörtüsünü çıkarmamak pahasına siyaset alanını bıyıklılara terk edenler üniversiteye gitmek için başörtüsünü çıkaran genç kadınlara nasıl bakıyor? Ya da tam tersi.
ecetem@hotmail.com

Cafe