
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Elemterefiş kem gözlere şiş
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
- Hoca, "lanetli bir adam, bir vatan haini" olma damgasını yeme pahasına; yine de buzlanmış beyinlerin hipnozlarını "kuşkuculuk" çakmağıyla biraz olsun normalleştirme çabasını göze alsan, ne yapardın?
* * *
Hoca, gülümseyerek sakalını sıvazlamış:
- Çok basit, demiş; TC'mizin uzak ve yakın tüm tarihinde ağır cezalara çarptırılmış ozan, yazar ve düşünürlerin yasaklanmış eserleriyle; kırılmış, renkli boyalarla perişan edilmiş ve meydanlardan kaldırılmış heykellerden, sonunda müzeye de dönüşecek bir sergi açardım.
- Buzlanmış beyinlerin hipnozlarını çözmeye yardımcı olur muydu böyle bir sergi?
Hoca:
- Evet, demiş; hele öyle bir sergiyi gezenler arasında cins-i latif çoğunlukta olursa... En azından abazanlık öfkesi, serinlemeye başlardı yelpazelenerek.
* * *
Resmi protokollerden çıkarılan anlamlar ve yapılan yorumlar kadar kıvrak bazı absürd fıkralar da...
İşte onlardan biri:
Sağır ve dilsiz bir koca her gece rüya görüyor ve gördüğü rüyaları da, el kol işaretleriyle yansıtmaya başlıyormuş.
Yaptığı el kol işaretleri, pornografik kere pornografikmiş.
* * *
Karısı ise, kocasının rüyalarında ne haltlar çevirdiğini saptayabilmek için, elektriği bir türlü söndüremiyor ve sürekli uykusuz kalıyormuş.
* * *
Böyle bir fıkradan, "seçilmiş"lere karşı "atanmış"lar mı alınır; yoksa "atanmışlar"a karşı "seçilmişler" mi, kestiremiyoruz.
* * *
Sağır ve dilsizlerin rüyalarında yaptıkları işaretleri değerlendirmek de kolay değil; gerçekte kimlerin sağır ve dilsiz olduğunu tam anlayabilmek de...
* * *
Üstü başı dökülen bir çulsuz, bir rastlantı sonucu siyasal bir mitingin içinde bulmuş kendini.
Kürsüdeki hatip:
- Sevgili vatandaşlar, diyormuş; laiklik, sadece hali vakti yerinde olanların tekelinde bulunacak ve açlık sınırının da altında yaşayanların, öldükten sonra Kevser şarabı içme hayalleri dahi şeriatçı bir tehlike sayılacaksa; orada demokrasiden söz edilemez.
* * *
Ve devam ediyormuş:
- Adalet demek, nüfusun sadece yüzde 20'sinin "vur patlasın çal oynasın" bir hayat sürmesi mi demektir? Ülkenin şu bölgelerinde doğanlarla, bu bölgelerinde doğanlar arasında gerçek bir "fırsat eşitliği" yoksa, orada hangi adaletten dem vurulabilir? Siyasetteki riyakârlığı bırakılım arkadaşlar, içimiz de dışımız da şeffaf olup görünmeli...
* * *
Bütün bu konuşmaları dinleyen çulsuz, arkadaşlarıyla birlikte her gün yeniden başlayan çöp bidonlarını karıştırma seferberliği sırasında, onlara:
- Bizleri, demiş; bugün çok övdüler çok...
* * *
Arkadaşları sormuş:
- Nasıl övdüler?
- Bizlerden başkalarının demokratik yaşamadığını, o nedenle de, öldükten sonra bile sadece bizlerin şarap içmeyi hak ettiğini söylediler.
* * *
- Başka?
- Bizler arasında fırsat eşitliği olduğunu, berduş olmayanların böyle bir eşitlikten yararlanamadığını söylediler. Ama en çok da giysilerimizi övdüler.
* * *
- Söyle nasıl övdüler be?
- İnsanın içi dışı görünmeli, dediler; yani tıpkı bizler gibi.
* * *
Vaktiyle bir gemiden denizin dibine indirilen bir dalgıcın telefonu çalmış. Bir ses:
- Hemen yukarı çık, gemi su almaya başladı batıyor, diyormuş.
* * *
Bu fıkranın da, hangi siyasal lidere daha çok yakıştığına isteyen karar vermeli...
* * *
Celal Sahir'den bir şiirle bitirelim yazıyı:
Başımla gönlüm
Başım dedi: Dinlen; gönlüm dedi: Koş!
Başım dedi: Durul; gönlüm dedi: Coş!
Başım yüreksizdi, gönlüm başıboş;
Varlığım arada oynadı gitti...
Başımla gönlümü edemedim eş;
Biri yüz yaşında, biri yirmi beş.
En sonunda sardı saçağı ateş;
Varlığım arada kaynadı gitti.
c.altan@prizma.net.tr

Cafe