Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 11 Eylül 2007 / Salı  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Abromoviç’in Çeşme’ye ilgisi

Satır Arası / Deniz Sipahi

Danıştay 6’ncı Dairesi’nin Antalya, Çeşme ve Alaçatı’daki özel tahsisli turizm ihalelerini iptal etmesi herkesin moralini bozmuştu. Çeşme’deki turizm hareketi iki, üç ayla sınırlı olduğu için bu tür büyük projelerin Çeşme’ye hareket kazandıracağı düşünülüyordu. Özellikle de yatırımcıların İspanya modelini örnek alması umutları daha da artırmıştı.
Danıştay’ın iptal kararı, araya seçimlerin girmesi projeyi bir başka bahara attırmıştı.
Geçen hafta Çeşme sahillerini hareketlendiren bir haber yayıldı.
Rusya’nın en zengin işadamı Roman Abramoviç, Çeşme’ye yatırım yapacaktı.
Belediye Başkanı Faik Tütüncüoğlu, gizli yürütülen bu operasyonu geçtiğimiz gün doğruladı.
Abramoviç, Çiftlikköy’de Kum Beach olarak bilinen bölgeyi satın almıştı.
160 dönümlük bu arazi Çeşme’nin en güzel koyları arasında gösteriliyor.
Birçok kişi İzmir’in dezavantajları arasında Çeşme’yi de gösterir. Çeşme’nin kente bu kadar yakın olmasının İzmirlileri tembelliğe ittiğini söyler.
Oysa ben, İzmir’in bu güzel tatil beldesini yeteri kadar kullanmadığını, bu büyük avantajı yeteri kadar ekonomik hayatına katamadığını düşünüyorum.
Roman Abramoviç, Çeşme’de bir yer satın aldığı için bunları söylemiyorum.
Öyle bir kent düşünün ki, dünyanın en güzel sahillerine en fazla bir saat uzaklıkta olacak ve bunu dezavantaj olarak görecek.
Herhalde bu yer İzmir’den başkası değildir.


Bardağın dolu tarafına bakın

İlköğretim öğrencileri okullarına başladılar.
Ben, çocukların sıfırla yedi yaş arasındaki eğitimlerini çok önemsiyorum.
Çünkü karakter denilen olgunun yüzde 70’i bu dönemde kazanılıyor.
O yüzden ilköğretimde alınacak eğitim, bir çocuğun hayatının diğer kısmı için çok daha önem kazanıyor.
Mehmet Barlas bir yazısında şöyle yazmıştı:
''Geçenlerde kamuoyu eğilimleri konusunda dünyaca ünlü bir uzman kuruluşun Amerikalı yöneticisi ile uzun uzun sohbet ettik. Sadece ana-babaları değil, toplumları da ilgilendirmesi gereken bir gözlemini anlattı bana, özetle şöyle dedi:
- Çocuğunuz devre sonunda okuldan karnesini getirince, başarıyı yansıtan notlarına değil, aldığı zayıf nota takılırsınız genellikle. O zayıf notu yükseltmesi için özel ders aldırırsınız mesela. Oysa çocuğunuzun başarılı olduğu dersler, onun hayatta hangi alanda temayüz edebileceğinin de işaretçileridir. Zayıf olduğu dersleri takip ettiğiniz kadar, başarılı olduğu dersler konusunda da onu teşvik edip destek verirseniz, evladınızın sadece okuldaki değil, yaşamındaki başarısına da katkıda bulunmuş olursunuz.''
Amerikalı yöneticinin bu gözlemi Türk toplumunun günlük hayata bakışıyla da ilgili çok önemli ipuçları veriyor.
Bizler genellikle bardağın dolu tarafına değil, boş tarafına bakmayı tercih ederiz.
Başarı öykülerini değil, başarısızlıkları konuşmayı tercih ederiz.
Alkışlamayı değil, eleştirmeyi biliriz.
Sizlere tavsiyem, çocuklarınızı yakından takip etmeniz.
Hepimizin eğitim hayatında yaşadığımız bir gerçek var ki, bazı alanlara daha fazla ilgi duyarız.
İşte o alanlar çocuklarımızın da, geleceğimizin de başarı öyküleridir.

dsipahi@milliyet.com.tr








EGE
Emeklilik hakkında her şey
Başkan ne diyor çalışanlar ne yapıyor
Dikili Festivali
Abromoviç’in Çeşme’ye ilgisi





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Necati Çetiner
Özgür Kaynar
Engin Önen
Deniz Sipahi

   
© 2006 Milliyet