Meddah ve Karagöz'lü günler
KONUKLARDAN ÖYKÜLER
Erol Günaydın anlatıyor
1970'lerde TRT'nin İstanbul'a ilk başladığı zamanlarda rahmetli Haldun Taner, Burhan Felek'ler, Sadık Şendil'ler meddahlar yazarlardı. Biz de televizyonlara çıkar meddahlar oynardık. Tabii o meddahları oynadığımız zamanlarda da televizyonun tekniğinden de yararlanarak, makyajlı, değişik değişik tipler yapardık. Daha sonra ben her türlüsünü oynamaya başladım.
Doğrusu ben Türk tiyatrosuna girdiğim zaman hep Batılı oyunları oynuyorduk, tercüme oyunlar. Ben merak ediyordum bizim tiyatromuz neydi, geleneksel tiyatromuz nasıldı?
Eğlence değil, kutlama
Daha sonra bu meddahları tanıyınca geleneksel tiyatroyu da arkasından tanıdım. Ve çok sevdim. O kadar büyük zenginlikler içindeydi ki. İşte o meddahlar yaptığım günler benim için anılardı. Fakat sonradan basındakiler "Ramazan eğlenceleri yalnız eskiden mi olurdu? Şimdi eğlenmiyor muyuz?" diye yazdılar.Halbuki ramazanın eğlencesi değil, ramazanın bir güzellikleri, bir kutlamaları, bir şenlikleri, eski cemiyet hayatı vardı. Onu eğlence diye aldılar bizimkiler. Gazino eğlencelerini getirip günümüze sokuşturdular. Bizleri de meddahlıktan uzaklaştırdılar.
Meddah'tan 'stand-up'a
Daha sonra, meddahların da adları eski olduğu için, "stand-up" gibi isimlerle yeni yeni isimler çıktı. Ve televizyondaki popüler insanların taklitleriyle, bir takım tuhaflıklarıyla dalga geçerek, alay ederek şovlar yaptılar. Oysa ki biz geçmiş hayatı, insanları, insan karakterlerini, o zamanki yaşantıları, örnekleri filan veriyorduk. Bunlardan çok çok uzaklaştık.Ramazanlar geliyor ama şimdi geçmişi bilen yok. Adresimizi kaybettik, tanıyan eden yok. Ramazan nasıldı, nasıl kutlanırdı?
Camilerde kandiller yanardı, şimdi kandil göremiyoruz binalar o kadar yüksek ki. Davulcu davul çalıyor, 30. kattan adam para atsa 10 lira atsa, aşağıya kadar 5 lira olur o. Eskiden sepeti uzatıp patlıcanı alırdı evine, şimdi sepeti uzatıp patlıcanı çekse cuma alsa cumartesi ancak dolaba girer.
Dünya çok değişti, İstanbul çok değişti.
Yoksulluk ve yokluk
Benim o günlerim tabii çocukluk günlerimdi. O zamanın iftarlarını, sahurlarını, cemiyet hayatını, ev içlerinde oynanan oyunlarını bilirdim. O zamanlar Direklerarası orta oyunları, meddahlar, Karagözler vardı. Ama onlara kadınlar gitmez, daha ziyade erkekler giderdi. Kadınlar da kendi evlerinde oyunlar oynarlardı. Biz de çocuklar boş arsalarda çelik çomak, birdir bir, uzun eşek oynardık.Mahallelerimizde şarkılarla her şey satılırdı. Yaz günlerinde talaş içinde buzlar taşırdık eve. Ellerimiz donardı. Geçmiş günleri şimdi çok arıyorum. O zamanlar yokluk vardı ama yoksulluk yoktu. Şimdi bolluk var, herkes yoksulluk içinde. Tuhaf bir hayat yaşıyoruz.

