İnsanımız, insanlarımız, yaşadıklarımız...
Türkiye'de yaşananlar, gelişen hadiseler ister istemez bizi futbol dışı bir ortama çekiyor.
Tabii ben herkesin yaptığı yorumlarla ilgili bir şey demeyeceğim. Sadece mevcut ortam futbol ortamından çok da farklılık göstermiyor. Futbolda nasıl birçok yorumcu 'kelalaka' yorumlar yapıyorsa, bu kanlı örgüte karşı da her kafadan bir ses çıkıyor. Birçoğu konuşmuş olmak için konuşuyor. Bu konuda bir şey yazmayacağım. Gerekli yerler, gerekli tepkileri gösterir, gerekli tepkileri de alır.
Engelleri aşmalılar
Hafta sonunu İzmir'de engelli vatandaşlarımız için yapılan bir organizasyonda geçirdim. Birçok engelli vatandaşımızla birlikte oldum. İzmir Büyükşehir Belediyesi ve engelli vatandaşlar derneğinin ortaklaşa çabalarıyla oluşturulmaya çalışılan bir merkezin kampanyası başlatıldı. Organizasyonda net bir şekilde gördüm ki, birçok konuda toplum olarak boş şeylerle uğraşıyoruz, boş işlerle vakit geçiriyoruz. Hayattaki öncelik sıralarımızı daha başka alanlarda kullanıyoruz.Onlarla beraber olmaktan, onların geleceğe dönük çalışmalarından, projelerinden büyük bir mutluluk duydum. Bu satırları Almanya'dan yazıyorum. Bugün PSV - Fenerbahçe maçını sizlerle birlikte izleyip, değerlendireceğim.
Tabii bu yazıya daha farklı bir ortamda girmek istiyordum... Fakat gencecik evlatlarımızın vatan uğruna hayatlarını kaybetmeleri ve benim hafta içinde böyle bir ortamda bulunmam, Türkiye'de hakikaten bazı konularda duyarsız olduğumuz düşüncesini bende yeniden çağrıştırdı.
Ben bu kampanyanın içindeyim. Özellikle İzmir'de başlayan bu hareketin Türkiye çapına yayılması için büyük çaba harcayacağım. Bu insanlara gelecek kaygısı yaşatmamamız lazım.
Almanya'da vahşet tablosu
Bu düşüncelerle Almanya'ya indim. Almanya'da çalışmış bir insanım. Almanya'ya 30 yıldır gidip, gelen bir insanım. Ama ilk defa Almanya'ya gelişimde Türk uçaklarından inen insanların bir 'vahşet' tablosuyla karşılaştıklarını gördüm.Vahşet diyorum çünkü bir ülke insanına yapılabilecek en aşağılık muamele Almanya'da maalesef uygulanıyor. Alman polisinin, Türk uçaklarından inen insanları milliyetleri ne olursa olsun eğitilmiş narkotik kurt köpekleriyle karşıladıklarını, dünyayı gezen, bütün ülkeleri dolaşan bir insan olarak ilk kez gördüm. Bu tablo karşısında içeride nasıl kısır çekişmelerle, boş işlerle ömrümüzü doldurduğumuzu, vaktimizi geçirdiğimizi anladım.
Evet ben iki gün sonra Almanya'dan döneceğim, ama Türkiye'den kalkan uçaklar, Türkiye'den gelen insanlarımız bu muameleye maalesef yine muhattap olacaklar.
Bu muameleye tabi tutulan insanlarımızın, Almanların bakış açısına, güvensizliğine tepkisi ne olacak çok merak ediyorum. Bizim insanımıza reva görülen, kabul edilebilir bir durum değildir.
Bir Türk vatandaşı olarak üç gün içinde yaşadığım üç olayı sizlerle paylaşmak istedim. Birincisi ulus olarak yüreğimizi dağlayan gencecik evlatlarımız. Türkiye'nin her yerinde bizden duyarlılık bekleyen engelli vatandaşlarımız ve büyük bir ulusun bireylerinin Almanya'da karşılaştığı muamele.
Fenerbahçe moral versin
Sadece Türklerin değil, Türk uçaklarıyla seyahat eden her ülke vatandaşının karşılaştığı davranış. Türkiye'den gelen insanları Alman gümrüğünde bekleyen hayasız, basit, seviyesiz bir karşılama... Herkesin ağzından düşürmediği, "Birlik, beraberlik" sözü hakikaten şu üç günde yaşadığım olaylarla ne kadar örtüşüyor. Belki içimizde çok güçlü olsak insanlarımız bunlara muhattap olmayacak.
Bu olumsuz tabloyu bir nebze olsun Fenerbahçe'nin alacağı iyi sonuç değiştirebilir. İnsanların kimyasını düzeltebilir. Neticede nereden bakarsak bakalım bu bir kulüp takımının maçı değil, bu ülke insanın sınavı.
Futbolun dışına çıktığım günlerde inşallah bu tür yazılar değil çok daha keyifli yazılar yazmak nasip olur.
Önümüzdeki günlerde kızlarımın pazar sabahı Mehmetçiğimiz için yazdıkları şiiri sizlerle paylaşmak istiyorum. Eğer imkan bulursam...
mdenizli@milliyet.com.tr

Cafe