
Güneri CIVAOĞLU
Bugün
Erdoğan'a Ecevit izleri...
Yakın tarihte 3 askeri harekât örneği var.
1) Ecevit'in Kıbrıs Barış Harekâtı.
2) Baba Bush'un Birinci Körfez Savaşı
3) Oğul Bush'un İkinci Irak Savaşı
Bugünkü Ankara yönetimi, Ecevit'in ayak izlerinden yürüdüğü izlenimlerini veriyor.
Dönemin genç Başbakanı Bülent Ecevit de Kıbrıs harekâtı için düğmeye basmadan önce ilgili devletlerle "namlu dışı" çözümleri sonuna dek denemişti.
Aradığını bulamadığı o süreçte son kez Londra'ya gitmişti. Uyarmıştı.
Ancak başta ABD olmak üzere İngiltere dahil Batı'da "Kıbrıs'a harekât yapmayın" yazılı buz duvarlarıyla karşılaşmıştı.
Bu kadar uzattıktan, yaydıktan sonra "Türkiye'nin ABD ve İngiltere'ye rağmen Kıbrıs'ı göze alabileceği" hiç sanılmıyordu.
Ama...
Ecevit o sanılmayanı yaptı. Kıbrıs'ı vurdu. Kıbrıs'a çıktı.
Fakat, elbette Türkiye "tek başına" kaldı.
ABD'nin koyduğu silah ambargosu, Türkiye'nin beline boa yılanı gibi dolanan ekonomik cendere hatırlardadır.
Türkiye için o meşhur "70 sente muhtaç" söylemi, Kıbrıs harekâtı sonrasının simgesidir.
Ancak Türkiye doğru bildiğini yapmıştır.
Çok sıkıntı çekmiştir ama dünya bellek kütüğüne sağlam bir çivi çakmıştır: "Türkiye tek başına kalsa bile ulusal yararları ve onuru için savaşır. Bedelini öder... Ödetir de..."
Baba modeli
Türkiye, Ecevit'in izlerinde yürürken "sözel" de olsa, Baba Bush'un Birinci Körfez Savaşı öncesinde yarattığı formülün ucu görünmüştür.
Baba Bush, Körfez çıkarması öncesinde 6 ay dünyayı yanına almaya çalıştı.
Ve bunu başardı.
Koalisyon güçlerinde Müslümanlar ile Hıristiyan devletleri ilk kez bir Müslüman Arap ülkesine karşı omuz omuza getirdi. Musevi İsrail de bu gücün arkasındaydı.
Goblen gibi işledi
Böyle bir küresel güç, Körfez Savaşı'nın "haklılık karinesi" olmuştu.
Daha önce BM'de ABD'nin büyükelçisi, CIA Başkanlığı, ABD ikinci başkanlığı misyonlarının "devlet adamı" deneyimiyle gerçekten büyük bir diplomasi başarısıydı bu.
Savaş meydanı bunun devamı oldu.
Ancak baba Bush'un en büyük başarısı, askeri Bağdat kapısında durdurmak, Saddam'ı bir akrep gibi ateş çemberi içinde yaşamaya mahkûm etmek, Irak'tan çıkmaktı. Bunları yapamasaydı... Şimdi ABD'nin başına gelenler için makara öne sarmış olacaktı. Erdoğan ise bu şansın kıyısındadır.
Belki PKK'yı, ABD'yi zorlayarak, Barzani ve Talabani ile birlikte veya onların yeşil ışığıyla vurabilir. En yapılmaması ya da en son yapılabileceği şey ise oğul Bush için "tek başına" yönetimidir.
Çaresiz kalınırsa o da yapılır ama bu denli yalnızlık büyük devlet Türkiye'nin kaderi olamaz.
Ekim 2007 Türkiye'sinin ihtiyacı ikinci türedir.
Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, muhalefet liderleri tarihimize birer "devlet adamı" örneği vermek konumundalar.
Türkiye insanı caddelere, meydanlara sel suları gibi akıyor. Her yer bayrağın kırmızısına kesmiş. Askerlik şubelerinin önünde, 2. kez askerlik yapmak isteyenler yığılmış. Ulusal tepki tsunami dalgaları gibi kabarıyor.
Türkiye adına karar verecek olanlar yükselen bu oluşumdan etkin diplomasi için güç kaynağı olarak yararlanacaklar mı?
Yoksa "tepki seli" onları da önüne katıp sürükleyecek mi?
Bir harekât öncesi, Ankara'nın, ilgili tüm başkentlerde yürüttüğü en üst düzeyde diplomasi sağduyunun gereğidir.
Son bir kez uyarmak...
Diplomasi kapılarının hepsini çalmış olmak...
Her başkentte, dünya kamuoyu vitrininde bu çabayı göstermek... Dünya medyasına seslenebilmek...
Tüm olanaklar, olasılıklar denendikten sonra TSK'nın sınır harekâtı için düğmeye basmak... Vurmak...
Artık zaten yapacak başka şey yoktur. Bedeli neyse ödenir.
PKK ve onun yanında yer almaya kalkışanlar hedeftir.
gunericivaoglu@milliyet.com.tr

Cafe