Yorumcu musunuz, teknik direktör mü?
Şunu soralım en başta: aynı davanın bir celsesinde savcı ya da hakim, diğerinde avukat olunur mu?
Ya bir hafta bir takımı dolayısıyla hocasını eleştirip ertesi hafta o takımın başına geçilir mi?
Derinine girmeden söyleyeyim, bu ne Lig TV'ye ne de başka bir basın yayın kuruluşuna yapılmış bir eleştiridir. Bu tamamen sistemdeki yanlışlığının altını çizmeyi amaçlayan bir yazı. Yoksa benim gazetemde de çok değerli iki teknik adam yazılar yazıyor. En iyilerini yazıyorlar çoğu zaman. Ve evet yarın bir takımla anlaşabilirler.
Bu tüm antrenör ve basın dünyasının sorunu.
Ne olursa olsun bu sistemde bir yanlışlık var. Son olarak Hikmet Karaman ve ardından Ersun Yanal'ın önemli 2 takımımızın başına geçmesiyle bu yanlışlık tüm çıplaklığıyla bir kez daha ortaya döküldü.
1- Ulusal televizyonlarda, özellikle de maç yayınlarında sürekli görev alan teknik adamların bu işi ne kadar süreyle yapacaklarını daha doğrusu ne kadar süreyle takım çalıştırmayacaklarını baştan deklare etmeleri gerekli.
2- Bu süre 2 yıldan az olmamalı. Hatta yorumculuk görevi bittikten sonra bir yıl takım çalıştıramamalılar. Aksi halde haksız rekabet ortaya çıkıyor.
3- Sürekli göz önünde oluyorlar ve yaptıkları maç yorumundan çok, ister istemez kendi reklamları oluyor.
4- Diğer teknik adamların asla ulaşamayacakları bilgi kaynakları tüm imkanlarla ellerinin altında oluyor. Bugün Ersun Yanal'ın lig takımları hakkında sahip olduğu bilgi bankası kimsede yok. Bu eşitlikçi bir yaklaşım mı?
5- Maçlara seyahat ederken kendi ceplerinden değil bağlı oldukları medya kuruluşunun kasasından seyahat ediyorlar. Ya durumu iyi olmayan teknik adamlar ne olacak?
6- Maç yorumlarında mecburen politik davranmak zorunda kalıyorlar. 10 hafta geçti daha bir tek maç yorumcusundan, "Hoca büyük hata yapıyor" lafını duymadım. "O çok iyi hoca bilir. Bu nefis oyuncu. Bravo. Ama olmuyor işte ne yapacaksın" E! tamam bunlar bu kadar iyiyse, sen niye gidiyorsun o zaman o takımın başına?
7- Ya da bir federasyon ya da yönetim eleştirisi yok. Neden çünkü yarın onlardan iş bekleniyor.
8- Milli Takım sapır sapır dökülüyor. Bir tek teknik direktör/yorumcudan eleştiri yok, neden? 'Biz bu işi yaparız, yeneriz,' Çünkü milli takıma yapılacak eleştiri en az 50 hocalık ve çok etkili bir ekibe yapılmış oluyor. Sonunda iş var. Kimseyi düşman etmemek lazım.
9- Yabancı ve yerli teknik adam ayrımcılığı yapılıyor. Yerliler korunuyor. Ara bozulmasın!
Yaptıkları ne olursa olsun gazeteciliktir. Bir maçlık olsa konuk dersin, ama sürekliyse artık gazeteciliktir. Ve gazeteciliğin ilk kuralı doğru mesafede durabilmektir. Ne çok yakın ne çok uzak. Bir hafta Trabzon maçı hakkında yorum yapıp ertesi hafta o takımın başına geçilmez. Nereden baksan temel bir mesleki kural ihlalidir bu. Başta sorduğumuz gibi aynı davanın bir celsesinde savcı ya da hakim diğerinde avukat olunur mu?
Bu çok ciddi bir sorundur. Evet hepimizden daha iyi biliyor olabilirler bu işi. Ama karar vermeliler. Meslekleri nedir? Bu sadece basının değil antrenör dünyasının da sorunu. Ve onlar da bu konuda bir yönetmelik çalışması yapmalılar. Herkes kararını vermeli:
Gazeteci misiniz, teknik direktör mü? İkisi birden olmaz.
Not: TRT'de Stadyum'da bir Trabzonspor yazısı yazacağımı söylemiştim. Çok detaylı ve uzun bir konu. Bu hafta yerim yetmiyor. Haftaya değilse de 15 gün sonra bu dosyayı açacağım. Kusura bakmayın!
Evlatlar ana acısı çekmesin
Bayramımız kutlu olsun.
Dün Can Dündar 'Cumhuriyet Fazilettir' başlıklı müthiş bir yazı yazdı. Kaçıranlar dünkü gazeteyi bulup lütfen okusun. Büyük derstir.
Bu ulusun gönülden bağlı olduğu Cumhuriyet'in belki de en büyük başarısı, Dünya Savaşları yüzyılında, büyük savaşları bu topraklardan uzak tutmak oldu. Tabii ki Kore ve Kıbrıs var. Ama bu toprakları, bu acayip ve her yeri kaynayan coğrafyada büyük bir savaşa meydan yapmadık. Belki bu yüzden, çoğumuz evimizin bombalarla yıkılıp, hayatımızın cehenneme dönmesinin ne demek olduğunu bilmediğimiz için bu kadar kolay savaş çığlıkları atabiliyoruz.
Savaş başka bir şeydir. Ve yeryüzünün en kaotik topraklarına öylesine dalmanın sonuçlarını iyi hesaplamak gerekir. Bu ordunun ve hükümetin işidir. Bu konuyu futbol konuşur gibi konuşmak, olmuyor.
Acı çekiyoruz. Kolayca çözebileceğimiz bir konuda kan kaybediyor ve ağlıyoruz sürekli. Halbuki biz bunu çözeriz. Ama sadece birbirimize inanarak çözeriz.
Düşmanlaşarak, düşmanlaştırarak değil.
Bu ülkenin her evinde 25 yıldır analar evlat acısı çekiyor. Ama en azından evlatlar, ana acısı çekmiyor! Ki savaşın yaşadığımız bu içimizi kan ağlatan durumdan farkı budur. Bu işi bitirmek ancak birbirimize inanarak, güvenerek ve konuşarak olur. Başka ülkelerle savaşarak değil.
Bu cumhuriyetin, birbirimizin değerini bilelim. Hainle, kardeşi ayırt edelim. Lütfen!
Yapmayın arkadaşlar
Lucescu'nun Galatasaray'ından bu yana en flaş Şampiyonlar Ligi performansı Fenerbahçe'nin çizdiği. Hayranlık uyandırıcı. 3 maçta toplam 5 pozisyon vermedi Fenerbahçe. 3 maçı da koparabilecek bir oyun oynadı. Zico'nun 1.5 yıl sonra ulaştığı bu oyun üzerine hâlâ şöyleydi böyleydi demek ayıp. Geçen sezonun bitimine 5 hafta kala Zico gitmeli diyordum. Hatalıymışım. Ama bugün oyun tam da söylediğimiz gibi oynandığına göre Zico'nun oyunu oturtması biraz fazla zaman alıyor demek ki!
Bunu kişisel mesele yapan meslektaşlarımız ayıp ediyor. Hâlâ 'Ben olsam, Zico'yu bugün kovarım' demek büyük ayıptır. Semih-Deniz-Marco-Edu-Carlos-Gökhan iskeleti, Terim'in Galatasaray'ından bu yana Türk futbolunun ulaştığı en mükemmel yapı. Buna Alex'i ekleyince başka bir şey oluyor. Artık Zico'nun hakkını vermeli. Hep söylediğim ve bazı arkadaşların da kendi fikirleri olduğuna inanacak kadar benimsediği gibi, Fenerbahçe'nin büyük hocalara değil, Fenerbahçe'yle büyüyecek bir hocaya ihtiyacı var. Ve galiba bu Zico olabilir.
Statlarda ses terörü
Tribünlerin sesini duymak istiyorsunuz. Ama hayır. Ölçüüstü bir desibelde abuk subuk şarkılar çalıyor. Yanınızdakinin sesini duymayı bırakın, kendi iç sesinizi bile duymak mümkün değil. Düşünemiyor insan.
Ruh ve kulak sağlığınız, davranışlarından ruh sağlığı yerinde olmadığı çok açık olan bir DJ'in elinde. Bu kadar yüksek müziği turistik bir mekanda çalsanız, kapatılır. Evde çalsanız polis gelir. Düğünde çalsanız evlendirmezler sizi.
Peki stat terörü değil mi bu?
UEFA'dan büyük övgü
Bizde şöyle bir garip durum var. Herkes bize düşman. Türk'ün Türk'ten başka dostu yok. Ve fakat ne acayip ki bir galibiyet alındığında mutlaka yendiğimiz ülkenin basınına bir bakmak lazım. Galibiyetin ne kadar büyük olduğunu biz kendimiz anlayamıyoruz. İlla İngiliz basını biz övmeli...
Düşmanlar, ama onların övgüleri olmadan da yaşamıyoruz. Nasıl bir ruh haliyse artık. Şimdi bir de 'UEFA'dan büyük övgü 'işi çıktı başımıza. Efendim UEFA sitesi şunu bir övdü! Yahu o haberi yazan arkadaşlardan biri Fourfourtwo Dergisi'nde çalışıyor, diğeri Trabzonspor'un basın ilişkilerine bakıyor.
Sanırsınız UEFA Başkanı Platini övüyor. Hayır üç kuruşa çalıştırdığınız yabancı dil bilen umut vaat eden gazeteci arkadaşlar bunlar. Bu nasıl perhizdir!
mdemirkol@milliyet.com.tr

Cafe