
Ece TEMELKURAN
Kıyıdan
Çöpten adamlar çıkıyor!
Nafile sözümüz. Kırmızı, kıpkırmızı, kan kırmızı haber bültenlerini izledikçe, izleyemedikçe hep bir kez daha anlıyor ki insan, artık barıştan, kardeşlikten söz edenlere söz vermeyecekler. Parmak kaldırsan "Sıfır! Otur!" diyecek askeri ve sivil komutanlar. "Türkiye hassas bir dönemden geçiyor" diyecekler.
Oysa Türkiye'nin hassas dönemden geçmediği bir aralık, tek bir hafta var mıydı mesela? Krizlere rağmen, krizlerin kenarında başka bir şey yapmak lazım. Bu ülkenin insanları olarak biz, kerterizlerimizi krizlerden etkilenmeyecek bir yerden almalıyız. Bu yüzden önceki gün başladığım "direniş serisi"ne devam ediyor ve dün konuştuğum "Katık Ali"nin bana verdiği haberleri sizlerin de içi soğusun diye buraya yazıyorum. Şimdi haberler!
Kapitalizm beş para etmez!
Ali, Ankara'da, 400'ü aşkın üyesi olan Katı Atık İşçileri Derneği'nin kurucularından. Çöplerden kâğıt ayıklayan, o kâğıtları kiloyla satan, belediyelerin çöpün rantı yüzünden saldırıp durduğu, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan insanlardan söz ediyorum.
Ali, aynı zamanda "Katık" adlı dergiyi çıkaranlardan. Dergide ve katıldıkları bütün eylemlerde kullandıkları sloganları şöyle:
"Kapitalizmi tarihin çöplüğüne atmayın! Beş para etmiyor!"
Ali, birkaç gün önce İstanbul'da Boğaziçi Üniversitesi'nde 90 kişinin katıldığı bir söyleşiye davetliydi. Elbette diğer atık kâğıt işçisi arkadaşları Menderes ve Can Baba ile birlikte. Bugün de Mimar Sinan Üniversitesi'nde bir söyleşileri olacak. (Üniversite öğrencileri apolitik, diyenler çocukların hakiki bir hareket gördüklerinde nasıl sarıldıklarını buradan anlasın!)
Mesele şu: Ali ve arkadaşları İstanbul'daki kâğıt toplayıcılarını örgütlemeye çalışıyor. Bunun için odalar ve örgütlerle konuşuyorlar. Ali'nin izlenimi şu:
"Ankara devlet bürokrasisi ise İstanbul'da da devrimci bürokrasi var!"
Kriz geçer, insan kalır
Aydınların ve solun yoksulların yanında durmaya tenezzül etmediğini daha önceki bir konuşmamızda söylemişti Ali. Bu kez de savaşın yarattığı kafa karışıklığından ve anlık krizlere tepki vermekten başka bir iş yapamaz hale gelmiş örgütleri, aydınları eleştiriyordu:
"Krizlerden etkilenmeyen, onlara rağmen süren bir iş anlayışı olmalı."
Kendi yaptıklarını, "bildiğin ayaktakımı hikâyeleri" dediği ama hiç de bildiğiniz gibi olmayan hikâyeleri anlatıyor sonra. 18 yıl cezaevinde yattıktan sonra silahın kabzasıyla kökü sökülmüş bir gelinciği sağlamlaştıran sonra da Ankara'ya gelip bir kâğıt ardiyesini "Can Baba Akademisi"ne dönüştüren Can Baba'dan:
"Okuma yazma kursları, yoksullara yemek, kâğıt işçileri direnişi... Bildiğin ayaktakımı hikâyeleri" diyor.
Kan yerine çöp kokusu
Oysa kimse bilmiyor. Kimse onlardan söz etmiyor. Haberler kan kırmızı. Gazeteler silah fuarı broşürü gibi. Kimse insanlardan, direnen ve insan kalan insanlardan söz etmiyor. Ezilmeye, eşitsizliğe, savaşa, siyasal İslamın mahalle baskısına rağmen insan kalarak ve sadece etleriyle direnen insanlar haber değil, haberimizde değil.
Niye haberimizde olmalı peki?
Sorumluluk değil, zorunluluk değil bu. Bugünlerde benim için nefes alacak tek yer buralar. Bu ülkede iyi şeyler oluyor diyebilmek için tek kanıtım bu insanlar. Sizin de bugünlerde nefes almanız zorlaştıysa, politik bir nefes darlığı çekiyorsanız iyi gelir diye düşündüm. Çöp kokusunu, çöpten çıkan adam gibi adamların tatlı kokusunu içinize çekin istedim. İyidir çöp kokusu. Kan kokusundan iyidir hiç değilse...
Çöpten adamlara ulaşmak ve direnişlerine katılmak için:
katik_aki@mynet.com - 0505 755 33 84 (Ali)
ecetem@hotmail.com

Cafe