
Melih AŞIK
Açık Pencere
Özsoy Operası...
Cumhuriyet ve müzik tarihimiz içinde adeta bir efsane olan "Özsoy Operası", uzun bir aradan sonra Ankara'da yeniden sahnelendi... Büyük alkış aldı...Özsoy, Atatürk'ün girişimiyle yazılıp sahnelenmiş ilk ulusal opera...
1934 yılında İran Şahı'nın Türkiye'yi ziyareti hazırlıkları sürerken Atatürk'ün aklına Türk - İran dostluğunu geliştirmek için bir opera temsili verilmesi gelir. Atatürk'e göre Türkler ve İranlılar soyca kardeştir ama mezhep savaşları yüzünden ayrı düşmüşlerdir. Opera, derindeki dostluğu işleyecektir. Ama Şah'ın ziyaretine de sadece 20 gün kalmıştır.
Korkunç bir koşuşturma başlar... Münir Hayri Egeli çağrılarak metni yazması istenir. Besteyi yapacak olan Adnan Saygun, İzmir'e giderken trenden indirilir...
İstanbul'dan Nimet Vahit Hanım çağrılır, Ankara'dan Musiki Muallim Mektebi öğrencileri seferber edilir.
O arada Ankara Halkevi binasının bir bölümü yeniden düzenlenerek opera salonuna dönüştürülür. Bahçeye büyük ağaçlar getirilerek dikilir. Atatürk salonun hazırlanmasından librettoya kadar her şeyle yakından ilgilenir... Metinde değişiklikler yapar. Özsoy (diğer adı Feridun) Operası 19 Haziran 1934 günü İran Şahı Rıza Pehlevi'nin huzurunda oynanır. Hayli başarılı olur...
Atatürk'ün uşağı Cemal Granda'nın anlattığına göre:
Atatürk daha sonraları bir bakandan bir işi çabuk yapmasını istemiş, "Efendim bu kadar kısa zamanda mümkün değil" yanıtını alınca şöyle demiştir:
- Efendi sen ne söylüyorsun... Biz yirmi günde opera yazmış, bestelemiş, oynatmış bir milletiz. Yeter ki elebaşı davasına inansın...
Opera, Osmanlı Sarayı'na ilk kez III. Murat döneminde (1500'lerde) girer.
III. Selim döneminde Topkapı Sarayı'nda 1797 yılında yabancı bir topluluğa opera temsili verdirilmiştir.
Tanzimat'tan sonra Beyoğlu'nda sık sık opera temsilleri verilir. Verdi'nin, Donizetti'nin eserleri İtalya'daki ilk temsillerinden kısa süre sonra İstanbul'a gelir. Beyoğlu'nda sahnelenir...
Günün birinde Abdullah Gül ile Ahmedinecad Ankara'da birlikte opera izler mi dersiniz!
Kapalı yerlerde sigara yasağına karşı çıkan Adalet Bakanı Şahin "Vatandaşın elinde bir sigarası kaldı zaten" demiş.
İcraatlarının acı itirafıdır bu...
Haldun Ertem
Kurduğu cumhuriyet "Eskidi, ikincisini kuracağız" diye...
Yatırımları "Özelleştireceğiz" diye...
Çizdiği sınırlar "Büyük Ortadoğu Projesi'ne uymuyor" diye...
İlkeleri "Demokratikleşiyoruz" diye...
Devrimleri "Millete dönüyoruz" diye...
Kaldırılılmak istenirken, yüce önderimizi bize bıraktığı mirasa sahip çıkamamanın utancıyla andık...
(Akif Kökçe)
Sayın Kaymakam Atatürk hakkında soruşturma açtırıp Büyük Nutuk'u da toplatmayı düşünüyor mu acaba?
Büyük Nutuk'ta Atatürk, Vahdettin ve başbakanı hakkında bakınız ne diyor:
"Vahdettin, soysuzlaşmış şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirleri araştırmakta. Damat Ferit Paşa'nın başkanlığındaki hükümet aciz, haysiyetsiz ve korkak..."
Sonunda İngiliz gemisiyle ülkeyi terk etmiş olan Vahidettin için vatansever mi diyecekti çocuk?
"... Aslında ben, çok mutlu bir insanım... Atatürk'ü yakından gördüm, bana aile arasındaki ismimle "Demir, gel buraya çocuk" dediğini duyar gibiyim!
Ve hatta yaramazlık yaptığım için tokadını da yedim..."
(Altemur Kılıç - Yeniçağ )
Sorup soruşturduk...
İstanbul'da Gebze ile Tekirdağ arasında 65'i gayrimüslimlere ait tam 320 adet mezarlık bulunuyormuş...
Bunlar peyderpey bakıma alınıyor, kabirler ücretsiz olarak çiçeklendiriliyormuş...
2004 yılında göreve gelen Genel Müdür Adem Avcı ile konuştuk... Ana hedeflerinden söz ederken bir cümlenin altını çizdi:
- Müslüman Türk milletini gayrimüslüm hayranı olmaktan kurtaracağız...
Cenazeleri de aynı müdürlük kaldırıyor... Kocatepe gibi birkaç mezarlıkta kabir ücretleri 900 YTL civarındaymış...
Ama her yerde o kadar pahalı değil... Adem Avcı dedi ki:
- Vefat eden kişi ölüm raporu ile bize intikal ettirildikten sonra gömülene kadar akla gelen bütün hizmetleri gerçekleştiriyoruz. Mezar yeri dahil vatandaştan aldığımız para sadece 80 YTL'dir...
Adem Avcı'nın yaptığı işleri çok başarılı bulduk... O zaman içimize dert olan bir konuyu da açalım...
Kadıköy ile Üsküdar arasında, Numune Hastanesi arkasından geçen yolun kenarında istimlakler sonucu Karacaahmet'ten kopmuş çok bakımsız bir mezarlık vardır. Burada kimi padişah ve paşa hanımları ile çocukları da yatar. Adeta bir mezar taşı müzesidir burası. Ancak giderek harap oluyor. Taşlar çalınıyor... Rahmetli Çelik Gülersoy burada bir mezar taşı müzesi tasarlardı. Ömrü vefa etmedi. Orada neden bir mezar taşları müzesi oluşturulmasın?
Uludağ Üniversitesi'nde konuşan Onur Öymen'e bir öğrenci sordu:
- Efendim yaşadığımız "Gül Devri" sizce tarihteki Lale Devri'ne benziyor mu ?
- Hayır... Biliyorsunuz, lalenin dikeni yoktur...
m.asik@milliyet.com.tr

Cafe