
Mehmet BARLAS
Gözlem
Osmanlı'dan alınan ders değişimin hızlı algılanması gerektiğidir
Gerçekleri ve değişimi gecikerek algılamak ya da hiç algılamamak edebiyat dünyasına da konu olmuştur.
Örneğin Cervantes'in "Don Kişot"u, burjuvazinin oluşmaya başladığı dönmede, kendisini hâlâ bir şövalye sanan bir meczuptur. Ya da Gonçarov'un "Oblomov"u, gerçekleri görmezden geldiği zaman her şeyin eskisi gibi sürebileceğini sanan bir tembeldir.
"Şarklılık" diye nitelediğimiz geri kalmış Doğu'nun dünya gerçeklerini gecikerek algılamasının nedenlerinden biri ise, bu gerçeklerin Şark coğrafyalarına yansımasının, belirli kesimler tarafından engellenmesi olabilir.
Mesela Çin 15'inci yüzyılın sonuna kadar dünyaya açık, denizlere egemen bir ülkeyken, bir tutucu hanedanın tahta geçmesi sonucu içine kapanmıştır. Çin kara sularının dışına çıkan teknelerin kaptanlarının idam edilmesine kadar dayanmıştır bu durum.
Hem Doğulu hem Batılı olmak
Fiziki olarak da bir ayağı, gözü ve kulağı Batı'da, diğer ayağı, gözü ve kulağı Doğu'da bulunan biz Türkler ise, gerçekleri ve değişimi algılamak konusunda sürekli ikilemler yaşadık.
Bir bölümümüz dünü bugüne taşımayı, eski koşullara uyan kavramlarla bugünü anlamayı, dünü yarın sanmayı denedik. Bir bölümümüz ise, yurt ve dünya gerçeklerini de, değişimi de algılamak konusunda, gelişmiş ülkelerdeki düşünce odakları kadar hızlı davranabildik.
Bu durum sürekli çatışmalara, gerginliklere kaynak oldu. Medrese ile üniversite, yeniçeri ile modern ordu, inanç ile kuşku dramatik içerikli bir düalizme sebep oldu.
Daha da kötüsü, bir dönemde yeni ve ileri olan duruşların da, belirli süreler sonunda eskiyeceği ve geride kalacakları da kabul edilmedi. Dünün ilericileri bir dönem sonra yeni ve ileri olanı "tehlikeli", yurt ve dünya koşullarını güncel gerçeğe uyumlu biçimde yorumlamaya çalışanları ise "hain" ilan etmeye başladılar.
Bugünü dünde yaşamak
Bugüne de aktarılan bu düalizmin sonunda demokrasinin Cumhuriyet için bir "tehdit" ve Avrupa Birliği üyelik projesinin "2'nci Sevr" olduğunu söyleyenlere rastlamaya başladık.
Osmanlı'da yurt ve dünya gerçeklerini gecikerek algılayanların düşünce ve devlet hayatına egemen olmaları sonunda imparatorluk dağıldı, çöktü ve halk yoksullaştı.
Osmanlı geçmişimizin Cumhuriyet'e aktardığı en önemli ders ise, dünya konjonktürünün ve değişimin hızlı algılanmasının, ayakta kalmak için kaçınılmaz bir ön şart olduğu gerçeğiydi. Bu ders çok iyi özümsendiği için, 1'ici Dünya Savaşı'ndan bugüne kadar birliğini, bütünlüğünü, istikrarını barış içinde korumayı başarabilen bu coğrafyanın "tek ülke"si olabildik.
Yani gerçekleri ve değişimi gecikerek algılayanlar olsa ve bunların sesleri zaman zaman çok yüksek derecelerde duyulsa bile, Türkiye'nin yönünü dünyayı hızlı algılayan kadrolar belirledi. Ayrıca belirli süreler sonunda eskinin sözcüleri de yeni gerçekleri algıladılar.
Şimdi gündemde Güneydoğu var
Şimdi gündemimizde kronik Güneydoğu Sorunu'nu, "Bölücü terör"den nasıl soyutlayabileceğimiz konusu var. Kuzey Irak'taki oluşumun Güneydoğu'ya yansımaları da, bu konunun bir önemli maddesi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın gecikerek de olsa, bu maddeye yeni ve dünya gerçeklerine uyarlı bir siyaset önermesi önemli bir gelişmedir. Aynı şekilde konuya hep eski "Kırmızı Çizgiler" açısından yaklaşan Silahlı Kuvvetler komutanlarının da, olayı ak ve kara tercihi dışındaki boyutlarda değerlendirmeleri ve "bölge insanı" gerçeğini hesaba alarak taktik ve strateji oluşturmaları da, yine çok önemli bir gelişmedir.
Dileriz iktidardaki AK Parti'nin yöneticileri de bu gelişmeleri iyi değerlendirirler.
Çünkü AK Parti yöneticilerinin de 22 Temmuz "seçim zaferi"nin dağınıklığı içinde gerçek gündemi gecikerek algılamaya başladıkları izlenimi var hepimizde.
Örneğin bir 301'inci maddeye aylarca takılıp parmağını bile oynatamayan iktidar görüntüsü verdiler. Kendilerine hem kentli orta sınıflar hem de gelişmiş dünya katında itibar kazandıran "AB Reformları" konusunda duraklama dönemine girdiler.
Bütün ümidimiz, Osmanlı'dan alınan derslerin yine hatırlanması ve Türkiye'nin Don Kişot'a veya Oblomov'a benzememesidir.
"Grev hakkı" eğer "haber alma ve iletişim" hakkını engelleyen bir boyuta geçerse, bundan herhalde hiçbir hakkın sahibi kazançlı çıkmaz.
Sermaye de, emek de bu tablonun farkına varmalı ve bu grev artık bir uzlaşma noktasına taşınmalıdır.
mbarlas@posta.com.tr

Cafe