Yüzde 1 nokta 2
Geçen sezon Raşit Çetiner'in 11 maçta 12 puanla bıraktığı Bursaspor'u, 4 haftada 4 galibiyetle kısa sürede orta sıralara taşıyan Engin İpekoğlu'nun bugün görevde olmamasının sebebi, ikinci yarının başında "Öncelikli hedefimiz 40 puan" demiş olması... İkinci ligden yeni çıkmış ve sezona kötü başlamış bir takımın önüne Avrupa kupaları hedefi koyamadığı için (!) istemediler herhalde Engin Hoca'yı... 4 büyüklerin tamamını yenen tek takım olarak sezonu 45 puanla orta sıralarda tamamlamalarına rağmen de gönderdiler İpekoğlu'nu... Galiba o göreve geldikten sonra Bursa'nın kalan 22 maçının tamamını kazanıp şampiyon olmasını bekliyorlardı!
Norveç-Türkiye müsabakası öncesinde Skysports'un yaptığı bir anket de, bizim hoşumuza pek gitmeyecek ve Bursaspor hadisesini hatırlatacak türden bir netice vermiş: "Aşağıdaki ülkelerden hangisinin Euro 2008'e gidememesi daha büyük bir kayıp olur?" şeklindeki anketin sonuçları içinde "Türkiye" cevabı verenlerin oranı sadece yüzde 1,2... Oysa biz Cumartesi gecesi olası bir Norveç beraberliğinin ardından, dünyanın infial edip ayaklanacağını, CNN'in yayınını durdurup bizim turnuvaya katılamayışımızı "son dakika haberi" olarak vereceğini düşünüyorduk! Zira kendimizi Euro 2008'in şampiyonluk adayları arasında kabul ediyoruz ve Yunanistan'la Norveç gibi zayıf iki takıma geçilmek çok aşağılayıcı olacaktı(!). Halbuki bu iki takımdan birisi, şu anda elemelerini oynadığımız turnuvanın son şampiyonu Yunanistan... Diğeri ise bizim uluslararası rekabete dahil olduğumuz 90'lardan itibaren (aynen bizim gibi) 3 büyük turnuvaya katılmış Norveç! Bugünkü FIFA sıralamasına göre de Yunanistan dünyanın en iyi 14'üncü takımı, Norveç 21, bizse 28'inciyiz...
Tüm bu tabloya şu bilgiyi de eklersek, bütün futbol tarihimizin devleri yenerek geçmediğini de hatırlayabiliriz: Son 7 yıl içinde FIFA sıralamasına göre bizim üstümüzde yer alan sadece "2" rakibimizi yenebilmişiz: Birisi Mart'ta 4-1 mağlup ettiğimiz Yunanistan, diğeri de Cumartesi gecesi yendiğimiz Norveç... Euro 2000'deki Belçika galibiyetinden sonra koskoca 7 yıl, yani Şenol Güneş ve Ersun Yanal dönemlerinin tamamı, kendimizden güçlü tek bir takımı bile yenemeden geçti!
Son 7 ay öncesine kadar koskoca 7 yılda kendimizden güçlü hiçbir rakibi yenememiş, bu sırada iki büyük turnuvaya da gidememiş bir futbol takımı olarak, hâlâ kendimizi nasıl bu kadar yukarıda görüp, "Norveç de kim oluyor, Yunanistan da takım mı?" gibi sözleri söyleyebiliyoruz, belki de biraz bunun üstüne düşünmek lazım... Mesela Brezilya gibi dünyanın topa en iyi hükmeden takımı mıyız ki beğenmiyoruz Norveç'in uzun oynamasını? Veya Almanya, İtalya gibi liglerde 50 oyuncumuz mu var ki, bu düzeyde mücadele eden futbolculardan kurulu Bosna-Hersek, "bize rakip olamaz" diye düşünebiliyoruz? Bütün maçlarda 20 pozisyon üretiyoruz da mı Yunanistan'ı "defansif oynuyorlar" diye aşağılayabiliyoruz? Üstelik 3 takımla mücadele ettiğimiz Avrupa kupalarında Yunanlılar'ın 6 ekibi var!
Esasında hepsinden biraz var bizim ülke futbolumuzda... Hiçbir özelliğimiz belki dünyanın en iyisi değil ama, her bir veride de ortalamanın üstünde dolaşıyoruz. Ecnebilerin "Jack of all trades, master of none" sözü gibi yani... Hiçbir şeyde uzman değiliz ama, her konuda biraz bilgimiz var! Diğerlerinden farklı olduğumuzu zannetmemizin nedeni bu herhalde. Hiçbir konuda profesör olamayıp, kendimizi her konuda doktor kabul edebilmemiz! Ama galiba bu fahri doktorluğumuz da dünyada pek geçerli sayılmıyor ki, Euro 2008'e gidemezsek, bunu sadece biz büyük bir kayıp olarak görüyoruz... Zira 70 milyonluk Türkiye'nin 6 milyarlık dünya nüfusuna oranı da yaklaşık yüzde 1,2... Aynen Skysports'un anketinin sonucunda olduğu gibi: Yüzde 1 nokta 2 ...
İhtiyacım var bir gülümsemeye...Cumartesi günü maçın oynanacağı statta bulunan muhabir arkadaşımız Emek Ege, Norveçli futbolcuların neredeyse tamamıyla konuştuğunu, hepsinin çok güleryüzlü davrandığını, hatta Carew'le yapılan söyleşide iki kez teknik aksaklık olduğu halde Aston Villalı yıldızın üçüncü defa aynı samimiyetle röportaja geldiğini anlattı. Bizim futbolcularla ise maalesef hiç konuşma fırsatı bulamamıştı... Röportajları stüdyoda beraber izlediğimiz sevgili Ali Okancı da, Norveç'in kişi başına milli geliri 30 bin doların üstünde müreffeh bir ulus olduğunu, bir araştırmaya göre "dünyanın en yaşanılır ülkesi" seçildiğini ekledi ve "Futbolcuların rahatlığı, belki de toplumun rahatlığının bir yansımasıdır" dedi Emek'in ardından...
Bu "ufuk açıcı" sözlerin ardındansa zihnim beni birkaç gün öncesine, Antalya'daki Dünya Ampute Futbol Şampiyonası'na götürdü. Orada Sierra Leoneli sporcularla sohbet etmiştik, halbuki onlar Norveçlilerin aksine dünyanın en fakir topraklarında yaşıyorlardı. Futboldan para kazanmıyorlardı, geçimlerini temin etmek için günde 1 dolar karşılığında 8 saat taş kırmaları gerekiyordu. Üstelik turnuvada da oynadıkları her maçı kaybediyorlardı... Ama inanır mısınız, onlar da çok mutluydu! Saatlerce sohbet ettik Sierra Leoneli sporcularla. Top oynamaya ve eğlenmeye gelmişlerdi Antalya'ya... Bizim protokolün saatler süren sıkıcı konuşmaları sırasında da gülümsüyorlar ve tamtam çalıyorlardı gönüllerince...
***
Aynı günlerde Türkiye ampute milli takımı sporcularıyla da karşılaşıyorduk zaman zaman beraber kaldığımız otelin lobisinde... Sohbet de ediyorduk 5'er 10'ar dakika... Ama fazlasına izin vermiyordu teknik direktörleri! Bir kolları veya bir bacakları eksik olduğu için zaten sosyal hayatın içine yılda 360 gün girmeyen (esasında bizler bir kolumuz veya bir bacağımız fazla diye onlara uzak yaşadığımız için utanmamız gereken) adamları, oradaki 5 gün de sosyalleşmelerine engel olundu! Sierra Leoneli Musa'nın iki çocuğu olduğunu biliyoruz mesela ama bizim genç Barış'ın kaç kardeşi var, ne yer ne içer bilmiyoruz şu anda... Sempatik rehberleri Hüseyin ve Batıkan'ın rehberliğinde Sierra Leonelilerle bir ömür boyu irtibatta olacağız belki ama bir hatıra fotoğrafımız bile yok bizim milli sporcularımızla... Sebebi ise, ampute milli takımımızın üzerindeki başarı baskısı imiş!
Halbuki efsanevi basketbolcu Charles Barkley ne güzel söylemiş o konuda: "Bizim üzerimizde baskı falan yok. Sporda baskı yoktur zaten... Baskı dediğiniz, evinde ekmek bekleyen iki çocuğu için çalışmak zorunda olan memurun üzerinde vardır. Sporcunun değil..."
umeleke@milliyet.com.tr

Cafe