Ayıp olmuyor mu?
Milli takım, beklenmeyeni yapıp da Norveç'ten üç puanla dönünce yazarlarımızın köşelerinde bir bayram havası...
Bir de oyuncunun sakatlanmasından duyulan mutluluk! "İyi ki sakatlandı" diye başlık atanlar bile var... Bari vurup kurtulsaydınız!..
İyi ki sakatlanmışmış!.. Sanki takım süper oynuyordu, İbrahim Kaş takıma fren oluyordu...
Birkaç maç dışında hep stoper oynamış bir oyuncuyu sağ beke koymuşlar... Stoperler adam kaçırma yarışına girmiş... Ama suç yalancı sağ bekte!
Norveç golü atınca beklerini ve Tettey'i geri çekmiş, senin o zamana kadar iki pas yapamayan oyuncuların oyunu karşı alana taşımış, beklerin ancak ileri çıkabilmiş... Ama suçlu İbrahim Kaş!
Daha gencecik bir oyuncunun bunca yorum karşısında ne hale geleceğini hesaplamayan bu toplam zihniyete değil Avrupa Şampiyonası, Avrupa Şampiyonluğu bile az gelir. Şampiyonaya gidildiği takdirde sevinecek Milli Takım oyuncularına benden küçük bir uyarı! Şampiyona başladığında asıl rakipleriniz sahada değil gene gazete köşelerinde olacak. Ola ki yenilirseniz... Kalemlerini bileyip yeni bir genç kurban bulacaklar kendilerine. Herkes "oh olsun" dercesine üç puanı İbrahim Kaş'ın sakatlığına bağlasa da, ben "geçmiş olsun" diyorum ona. Umarım ciddi bir sakatlığı yoktur ve umarım hakkında yapılan bayramı umursamaz...
Holigan yazarlık!
"İyi ki sakatlandıcı" yazarlarımızdan biri var ki, Milli Takım'la ilgili yazılarında bile amigoluğu aşıp holigan yazarlığın güzide örneklerini veriyor. Yazılarla diyorum çünkü maçın ertesi günü, 18 Kasım'da, bu "yazarımızın" iki ayrı gazetede yazısı yayınlandı. Aslında büyük başarı... Maç izlerken yazı yazmanın zorluğunu bilirim, beceremem de zaten. Ama bazıları iki yazı birden çıkarıyor. Bravo demek lazım aslında... Maçı hangi arada izliyor şaştım kaldım. Bir de eski futbolcu yorumculara yazamaz derler!Bu "yazarımız" Selçuk Yula, Pas Fotomaç'ta "Eskiye dönmeyin" başlıklı yazısının başında şöyle demiş: "Yalnız gene kadroda büyük bir yanlış vardı. O da sağ kanattaydı. Gökhan Gönül dururken İbrahim Kaş ile başlamak büyük hataydı. Bir tarafta Avrupa'da sekiz gol yiyen takımın futbolcusu, diğer yanda Avrupa'da namağlup olan bir takımın oyuncusu. Bir Avrupa maçı oynadığımıza göre tercih kimden yana kullanılmalıydı?"
Bu yazdığı yetmemiş Yula'ya ki -belki de yazacak şey bulamadı- Takvim'deki "Artık finallerdeyiz" adlı eserini de şöyle bağlamış: "Takımımızı canı gönülden kutluyoruz ama şu soruları da sormadan geçemiyoruz. Ülkemizin en formda sağbeki Gökhan ayrıca Avrupa'da namağlup Fenerbahçe'de mükemmel maçlar çıkartıyor. İbrahim Kaş nerden çıktı? Avrupa'da sekiz gol yiyen takımın savunma oyuncusuyla, sapasağlam bir takımın futbolcuları arasındaki tercih bu şekilde yapılmamalıydı."
Evet! Gökhan Gönül dururken, yani esası varken, hem de çok iyi oynarken, yalancı sağ bekle oyuna başlamak bence de yanlış. Ama birileri hatırlatmalı Yula'ya! Muhtemelen 6 Kasım 2007'den beri günde en az 10 defa tekrarladığı "Avrupa'da sekiz gol yiyen takım"da İbrahim Kaş yoktu!
Olsa ne olacak?
Yula'yla anladığı dilden konuşmak en iyisi aslında... Mesela;Sigma Olomouc'a 7-1 yenilen Fenerbahçe kadrosundaki oyuncular ne kaybetti futbolculuğundan? O maçtan sonra Engin ve Oğuz için "Sigma Olomouc diye bir takımdan 7 gol yedi bunlar, Milli Takım'da ne işleri var" mı dendi? İş tribünde orkestrasyon kurmaksa, bunu Yula'dan daha iyi yapabilecek olanlar susuyorsa bilinsin ki edep denen şeyden ileri gelmektedir.
Ya da kendisi Fenerbahçe kadrosundayken, Fenerbahçe 1983'te Bohemians Prag'a 4 - 0, 1985'te Göteborg'a yine 4 - 0 yenildikten sonra Milli Takım'da oynamamış mıydı? Onun için de birileri "ne işi var Milli Takım'da" demiş miydi? Milli düzeyde ülkenin yüzünün yerden kalkmadığı dönemlerin futbolcularından biri, bugün yazı yazmanın rahatlığını keşfetmişse bizim de hafızalarımız vardır. Yetmediği yerde internet denen şey vardır. Önüne kendisinin kariyer tablosunu sunmak pek de zor değil...
8-0'ı üç kez milli düzeyde yaşamış bir ülkenin spor "yazarı" bunu yaparsa, böyle yazarsa onun adı amigoluktur. Tamam amigoluk kötü bir şey değildir; ancak yazarlığı amigoluğa çevirmek rezalet bir şeydir. İşte o zaman buna kısaca holiganlık demek lazımdır.
Bu kadarına pes!
Hepimiz artık biliyoruz ki Hakan Şükür'e karşı olanların başında Kazım (Kanat) Abi gelir.
Hatırlarsınız Kazım Abi, Türkiye-Moldova maçında 4 gol atan Hakan Şükür için "Hakan Şükür'ün üzerinde ölü toprağı vardı. İnançsız, hedefsiz ve motivasyonsuz bir kral vardı sahada. Eleştirdim, Hakan Şükür'ü bıkmadan, usanmadan eleştirdim. Dahası, Hakan Şükür'ü övenlere 'Sen Kral'sın' diyenlere karşılık ben sınırları zorlayarak '2 yıldır gol atamayandan kral mı olur?' dedim. Onu övenler Kral'ı uyuturken benim eleştirilerimle Kral uyandı ve Moldova maçında patladı. Ben şunu kanıtladım: Eleştiri de en büyük motivasyondur. Hakan Şükür'ü eleştirdiğim için şimdi bana 'Ne oldu o dilin ve kalemin?' diyenlere cevabım şudur: O golleri Hakan Şükür'e ben attırdım" demişti...
Konu Hakan Şükür değil, sadece bir hatırlatma yapayım dedim... Sadede gelecek olursak...
Kazım Abi 19 Ekim 2007'de Sabah'taki köşesinde "Bu Fatih Terim ile... Bu futbolcu kadrosu ile... Norveç'i de, Bosna Hersek'i de yenemeyiz! Öyleyse; 2008 Avrupa Şampiyonası'na gidebilmek için tek radikal çözüm vardır. O da şudur: Sadece çok özel bu iki maç için, çok özel maçların teknik direktörü Mustafa Denizli'yi göreve getirelim. MESAJ: Terim; kendi geleceği ve Ulusal Takım'ın yüksek çıkarları için görevi bırakmak zorundadır. 'Norveç'i yenerim ve yeniden yıldızımı parlatırım' görüşüne ise cevabımız şudur: Son şansını, son kredini Yunanistan maçında bitirdin. Arkandaki halk da artık seni istemiyor. Lütfen çek git" diye yazmıştı.
Norveç-Türkiye maçından sonra geçtiğimiz pazar ise, "Teşekkürler Fulya Hanım" başlıklı yazısında "MESAJ: Yunanistan maçından sonra 'Fatih Terim istifa et, sen varsan Norveç maçını kazanamayız' diye yazdım. Terim'i Norveç maçı öncesi o gülümseyen yüzü ile yaptığı basın toplantısında gördükten sonra psikoloğu Fulya Hanım'ı tebrik ettim, 'İşte Terim bu' dedim. 'Bu yüzden maçı kazanacağız' dedim. Çünkü 'Terim yüreğine taş bastı, radikal kararlar aldı' dedim. Gördünüz; o takımdan 6 kişi yok. Yeni bir Terim yeni bir 11. Yani ben kıçüstü oturmadım. Doğruyu söyleyerek Terim'e doğru yolu gösterdim" demiş.
Bense artık diyecek bir şey bulamıyorum. "Bu kadarına da pes artık" bile demiyorum. Sadece susuyorum. Sustum. Nokta...
Olur Rıdvan kardeş!
İlker Abi, üçüncüyü yapalım da bir rahat edelim, ha!
(Rıdvan Dilmen, Norveç-Türkiye maçı, Kanal D)
Der Rıdvan kardeş!
İlker Abi, uzaydan gelen adamlar bile 'beyazlar gitsin sampiyonaya' der...
(Rıdvan Dilmen, Norveç-Türkiye maçı, Kanal D)
Atarız Rıdvan kardeş!
İlker Abi, bu kaleciye gol atarız...
(Rıdvan Dilmen, Norveç-Türkiye maçı, Kanal D)
Ama olmaz ki!!!
Ama böyle cinslikler yaparsanız...
(Rıdvan Dilmen, Norveç-Türkiye maçı, Kanal D)
Bilmez miyiz Rıdvan kardeş!
İlker Abi, kaleyi tuttursun biliyor musun?
(Rıdvan Dilmen, Norveç-Türkiye maçı, Kanal D)
O zaman kesin!
Bosna Hersek maçında Fatih Hoca beni de oynatsa yeneriz biz.
(Rıdvan Dilmen, Norveç-Türkiye maçı, Kanal D)
Oluuur!
Bosna maçında ben de oynamak istiyorum...
(Rıdvan Dilmen, Norveç-Türkiye maçı, Kanal D)
Çay da ısmarlayacak mısın?
Çarşamba günü Ali Sami Yen'de oynayacağımız Bosna maçına bütün Türkiye benim davetlimdir.
(Yılmaz Vural - Efsane Fotospor)
Yasak size!
Erdoğan Arıkan: Edu'nun pozisyonunu ekrana getireceğiz, kararı size bırakacağız sevgili seyirciler.
Ömer Üründül: Biz konuşmayacak mıyız?
(Stadyum - TRT1)
İyi yapıyorsun!
2 gözüm vardı, bu televizyon işine girdiğimden beri 8 gözüm oldu. Niye? Arkadaşların hepsini kesiyorum, siz de beni kesiyorsunuz. Seyirciyi kesiyorum. Yönetmeni kesiyorum. Diğer kanalları kesiyorum. Sabahtan beri bütün kasetleri çalışmışım. Beraber çalışmışız... Ben, "biz 6 Pas'ız. Biz kralız. Biz herkesi geçeriz" demiyorum.
(Ahmet Çakar - 6 Pas, Show TV)
Sabrın sonu selamet!
Sabredicem, sabredicem. Siz uyuyunca uyucam.
(Ve Gool'e mesaj gönderen seyirci - TV8)
yakantop@gmail.com

Cafe