PROF. BİNNAZ TOPRAK MİLLİYET İÇİN YAZDI
'Türban' tartışmaları ve bilimsel araştırmalar
Tarhan Erdem'in araştırmasıyla, Prof. Toprak'ın yaptığı araştırmanın sonuçları da gündeme getirildi. Toprak, "Sayın Erdem gibi biz de 'kamuoyunu yanıltmakla' itham edildik. Türkiye'de toplumsal sorunlar, düşünce temelli değil, kamplaşmalar çerçevesinde tartışılıyor" dedi
Prof. Binnaz Toprak
Tarhan Erdem'in (KONDA) Milliyet için yaptığı "Gündelik yaşamda din, laiklik ve türban" araştırması Türk kamuoyunda büyük yankı yaptı, önemli tartışmalara yol açtı. Bu tartışmalarda, aynı konuda 2006 yılında TESEV adına araştırma yapan Prof. Binnaz Toprak ile Doç. Dr. Ali Çarkoğlu'nun yaptığı benzer bir araştırmanın sonuçları da sıkça gündeme geldi. Bu araştırma, KONDA araştırmasının aksine türban takanların sayısının azaldığını ileri sürüyordu. Prof. Toprak, Milliyet için kaleme aldığı yazıda yaptığı bu araştırmaların nasıl yorumlanması gerektiği konusundaki görüşlerini açıklıyor, kendi araştırmalarına yöneltilen eleştirilere yanıt veriyor.
Son günlerde Milliyet gazetesinde Sayın Tarhan Erdem yönetiminde yürütülmüş KONDA araştırmasının sonuçları yeni bir tartışma başlattı. Tartışmanın ekseninde, farklı sonuçlar veren araştırmalardan hangisine güvenileceği yer alıyordu.
Sayın Erdem'in ele aldığı konuları kapsayan ve Sabancı Üniversitesi'nden Ali Çarkoğlu ile birlikte Şubat 1999 ve Mayıs 2006 tarihlerinde yürüttüğümüz TESEV tarafından desteklenen iki araştırmanın sonuçları bu tartışmada tekrar gündeme geldi. Ancak, pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da tartışma suçlamalara dönüşüp medyada kimi yazar ya da konuşmacılar tarafından "kamuoyunu yanıltmakla" itham edildik. Öte yandan, aynı ithamlar Sayın Erdem'in araştırması için de yapıldı.
Ne yazık ki Türkiye'de toplumsal sorunlar düşünce temelli değil, kamplaşmalar çerçevesinde tartışılıyor. Yakın tarihimize baktığımızda, bu kamplaşmaların her döneme damgasını vurduğunu görüyoruz. Bir tarafta Tanzimat'ın Osmanlı toplumunda yeni açılımlar getirdiğini düşünenler, öbür tarafta Tanzimat'la başlayan modernleşme sürecinin imparatorluğu yıkıma götürdüğüne inananlar.
Bir tarafta Atatürkçü laik cumhuriyetçiler, öbür tarafta "yobazlar", "gericiler", İslamcılar. Bir tarafta solcular, öbür tarafta "faşistler." Bir tarafta cumhuriyeti savunanlar, öbür tarafta "Atatürk ve cumhuriyet düşmanı ikinci cumhuriyetçi enteller."
DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ AYDINLAR DA SINIRLIYOR
Bu liste uzatılabilir. Burada belirtmek istediğim husus, bu kampların zaman içinde kemikleşmesi, Fenerbahçeli-Galatasaraylı olmak gibi adeta takım esprisine dönüşmesi...Önemli olanın tartışmaktan çok, karşı tarafa gol atmak, hatta kimi zaman karşı tarafı yok etmek olarak algılanması, gri alanların kaybolması, karmaşık toplumsal sorunların neredeyse sloganvari bir basitliğe indirgenerek açıklanması ve kimsenin birbirini dinlemediği, karşıt görüşlerin suçlamalara dönüştüğü, tartışma sonucunda ortak aklın çıkmasına yol açabilecek kanalların tıkandığı bir kamusal alanın Türkiye'ye hâkim olması.
Bu gözlemlerimden hareketle, Türkiye'de düşünce özgürlüğünün sadece 301 gibi maddelerle devlet tarafından değil, bizzat aydınların birbirlerine karşı uyguladıkları baskıyla da sınırlandırıldığını düşünüyorum. Hatta, ikinci tür baskının daha da vahim olduğu kanısındayım.
Devlet baskısı demokratik mücadeleyle eninde sonunda bertaraf edilebilir. Ancak, 301 vb maddelerle mücadele aydın çevrenin düşünce özgürlüğüne gerçekten inanmış olmasıyla mümkündür. Oysa, Türkiye'de aydınların büyük bir çoğunluğu, hangi "kampta" olurlarsa olsunlar, düşünce özgürlüğünü sadece kendileri gibi düşünen insanlar açısından önemsemekte, karşıt görüştekileri ithamlarla, hakaretle ya da kaale almayıp küçümseyerek susturmaya daha yatkın görünmekteler.
TÜRBAN DIŞINDA SONUÇLARIMIZ AYNI
Bu tür bir ortamın bilimsel araştırmalar için hiç de uygun olmadığını söylemeye gerek yok. Soru soruş şekli, metot, zaman farkı gibi nedenlerden dolayı ankete dayalı araştırmaların farklı sonuçlar vermesi mümkündür. Kaldı ki, anket araştırmalarında her zaman yanılma payı vardır ve bu payın ne kadar olabileceği çalışmanın kendi içinde belirtilir. Nitekim, hem bizim hem de Sayın Erdem'in araştırmasında bu oranlar belirtilmiştir.
İki araştırmanın da sonuçları, "türban" meselesi hariç, hemen hemen aynıdır. Bu tek sorudan hareketle her ikisini de rakamları çarpıtarak "kamuoyunu yanıltmakla" suçlayanların temel dayanağının kendi "kamplarının" görüşleriyle örtüşüp örtüşmediğine bakarak bu suçlamaları yönelttiklerini düşünüyorum.
Sonuçlar, kendi ideolojilerine ya da, çoğu kez belirtildiği gibi, kendi "gözlemlerine" uyuyorsa "doğrudur" diye nitelendirilmekte, uymadığında itham devreye girmektedir. Türkiye'de tartışılması gereken asıl sorunun bu olduğu kanısındayım. Bu tür bir düşünce ortamında Türkiye'nin çağdaş dünyaya eklemlenmesi olası gözükmüyor.
SON 20 YILDAKİ KAVGANIN SEBEBİ NE?
Kaldı ki, kişilerin kendi gözlemlerinden hareketle araştırma bulgularını değerlendirmeleri bile işlerine geldiği zaman gündeme girmektedir. Örneğin, Sayın Erdem'in araştırmasında "türban" takanların oranındaki artış, gene kendi şirketinin yönettiği 2003 tarihli araştırmayla karşılaştırıldığında ortaya çıkıyor.Buna göre, 2003 yılında türbanlıların oranı yüzde 3.5 iken, dört yılda 4.7 kat artarak 2007'de yüzde 16.2'ye yükselmiş gözüküyor. Oysa, biz ta 1999 yılında "türban" takanların oranını yüzde 15.7 olarak bulmuş, 2006 tarihinde bu oranın yüzde 11.4'e düştüğünü saptamıştık.
Çeşitli araştırmaların sonuçlarına değil de kendi gözlemlerine güvenenlerin, dört yıl önceki "türbanlı"oranının yüzde 3.5 olduğu bulgusunu da "gözlemlerine dayanarak" sorgulamalarını beklerdim.
Aksi takdirde, türbanın arttığı şeklindeki kaygıların nasıl olup da Türkiye'nin yirmi küsur yılına damgasını vurduğunu açıklamaları güç olurdu. Diğer bir deyişle, dört yıl öncesine kadar türban takanların oranı sadece yüzde 3.5 idiyse, son yirmi yıldaki kavga gürültünün sebebi neydi?
YÜZDE 32.6, KÖKTENDİNCİLİĞİN YÜKSELDİĞİNİ DÜŞÜNÜYOR
Araştırmalarımızla ilgili olarak bu tür suçlamalarda bulunanlara söylemek istediğim şudur: Gazete haberleriyle yetinmek yerine lütfedip yayınlarımızı okusunlar. 1999 ve 2006 araştırmalarını kapsayan iki ayrı kitapta araştırma yöntemlerimizi, beklenebilecek yanılma paylarını, bulduğumuz sonuçları ve bu sonuçlardan çıkarsadığımız yorumları uzun uzun anlattık.Yayımladığımız kitaplar okunacak olursa, Sayın Erdem'in araştırmasıyla pek çok konuda örtüştüğü görülecektir. Biz de, Sayın Erdem gibi, kendini dindar olarak tanımlayanların arttığını, buna karşın Türkiye'de şeriat özlemi olmadığını, örtünmenin yaş ilerledikçe artış, 18-25 yaş arasındaki kentli gençler arasında ise düşüş gösterdiğini saptamıştık.
Ayrıca, laik çevrenin üç beş dinozor "laikçi" ya da "ordu yanlısı Atatürkçü"den ibaret olduğunu düşünenlere bunun böyle olmadığını, nüfusun üçte birlik bir kesiminin laiklik konusunda fevkalade hassasiyet gösterdiğini, örneğin halkın yüzde 32.6'sının Türkiye'de köktendinciliğin yükseldiğini düşündüğünü, bu üçte birlik kesimin kentli, daha fazla eğitimli, daha yüksek gelirli, kendilerini laik ve solda olarak tanımlayanlardan oluştuğunu söylemiştik.
Her toplumda, bu niteliklere sahip bir grubun azınlıkta bile olsa önemsenmesi gerektiğini, bu kesimin daha hoşgörülü, liberal demokratik değerlere daha yatkın ve ordunun siyasete karışmasına en uzak duran grubu oluşturduğunu belirtmiştik.
Pek çok bulgumuz, yukarıda bahsettiğim kamplaşmadan kaynaklanan ve çoğu kez önyargılarla beslenen her iki "kamp"ın da görüşlerini sorgulamaktaydı.
YÖNELTTİĞİMİZ SORULAR FARKLI
Örtünme konusunda Sayın Tarhan Erdem'in araştırmasıyla bizimkinin örtüşmemesinin çeşitli nedenleri olabilir. Sayın Erdem'in araştırmasında sorulan soru bizimkinden farklıdır. Biz, başlarını örtüp örtmediklerini sadece kadınlara sorduk. Örtündüğünü söyleyenlere, her bir örtünme biçiminin açık tarifini yaparak nasıl örtündükleri soruldu. Oysa, Sayın Erdem'in araştırmasında soru kadınların yanı sıra erkeklere de yöneltilip, eşlerinin örtünüp örtünmedikleri ya da hane halkı arasında örtünenler olup olmadığı sorulmuş.
Ayrıca, örtünenlerin nasıl örtündükleri, farklı örtünme biçimleri tarif edilerek değil, ya kendisi, ya erkek eşin ya da soru sorulan kişinin algılamalarına dayandırılmış.
FARKLI SORU, FARKLI SONUÇ
Sorular arasındaki bu farklılıkların, farklı sonuçlar çıkarmış olması muhtemeldir. Kaldı ki bizim araştırmamızla Sayın Erdem'in araştırması arasında 1.5 yıllık bir zaman farkı vardır.Bu bir buçuk yıllık süredeki siyasal, sosyal ve ekonomik değişiklikler göz önüne alındığında, örtünme ve "türban" oranlarında artış olmuş olması da tabii ki mümkündür.
Bu tür farklılıklardan dolayı tek bir soruda farklı sonuç vermiş araştırmamız için bizi kamuoyunu yanıltmakla suçlamak olsa olsa yukarıda bahsettiğim "karşı tarafa gol atma" saikiyle açıklanabilir.
Ali Çarkoğlu ile yürüttüğümüz her iki araştırmayı Frekans şirketiyle gerçekleştirdik.
Her araştırmada olduğu gibi, bizim araştırmamızda da sahaya çıkıp soruları soranlar ve elde edilen rakamları saptayanlar biz değildik. Saha çalışması Frekans tarafından gerçekleştirildi. Elimize geçen rakamlarla "oynadığımız" düşünülüyorsa, sonuçlar Frekans'a başvurularak öğrenilebilir.

Cafe