HD'ye kurban olmayalım
Musa Çözen, futbol naklen yayını deyince bu ülkenin tartışmasız en iyisidir (tabii başlı başına bir ekol olan TRT'yi bir kenara bırakıyorum) Lig TV ekibinin tamamı için de bunu söyleyebilirim. Melih, Ercan, hepsi için.
Evet kabul ediyorum, rakipsizlik onları atalete itti biraz, doğrudur. Çok daha iyi, dünya çapında olabilirler ama rakip yok.
Bunu anlamak için Dünya Kupası yayını hatırlamanız yeterli. Beni Allah korudu oradaydım. Rejisi hazırken bile, yayıncı nasıl eline yüzüne bulaştırdıysa artık, arkadaşlarım ülkeye döndüğümde artık başka insanlar olmuştu. Bir yayın düşünün ki 40 yaşında adamların karakterini değiştirsin. Ülkenin yarısını sinir hastası yapmışlardı 30 günde. Güntekin'le, Okay olmasa ülkede beklenen sosyal patlama bu yüzden çıkacaktı belli ki. Haftada 30 maç izleyen kardeşim, "abi bir daha maç seyretmeyebilirim" diyordu düşünün.
Lig TV bu kadar farkla daha iyi yani. Ama doğrudur, bugünlerde bir şeyler oluyor. Yüksek çözünülürlüklü (HD) yayına kurban gidiyoruz gibi. HD, yakın çekimlerde farkını ortaya koyuyor daha çok. Bu yüzden gerekli gereksiz her yerde yakın çekime giriliyor ve top kaçıyor. Amaç "ne görüntü ama" dedirtmek. Maç devam ederken başka yerler göstermek konusunda HD yatırımına büyük para bağlayan yöneticilerin istekleri var sanırım. Yoksa ne Musa Çözen, ne ekibi bunları yapar!
Yöneticilerin bu durumun sorun yaratacağını bilmeleri lazım.
Acil toparlanma diliyorum.
Saracoğlu'nun yüzü
Kale arkası tribün boş. En çok görünen yer orası ama statta 43 bin kişi varken, maç özeti seyreden tribünleri boş sanır. Seyirci yerine ne var? Kalenin hemen arkasında ne işi yaptığı belli olmayan acayip bir kalabalık. Boyunlarında akreditasyon kartları. Ama gol olunca hepsi zıplıyor. Kimdir onlar ve ne işleri var orada?
Başka? Çirkin bir hapisane parmaklığı. Türkiye'nin en şık stadı ama kale arkası tribünlerde kimse oturamıyor bunlar yüzünden.
Ve sonuçta burası Fenerbahçe'nin en çok görünen yüzü. Bu tip konularda çok hassas olan yönetimin bu duruma müdahale etmesi gerkiyor. Parası olan için değil, takımını seven için en ideal yerde kimse oturmak istemiyorsa bir sorun var demektir. Lütfen parmaklıkları kaldırın ve ne işi yaptığı belli olmayan o kalabalığı oradan silin. Ki insanlar o boş koltuklarda keyıfle otursun!
Not: Böyle yazınca anlamışsınızdır artık.
Maç yazıları neden kötü?
Misal Liverpool'dayız. Son düdük çalmış. Basın tribündeki Türk gazeteciler bilgisayarlarını kapayıp kalkıyor hemen. İngilizler ise daha yeni açıyor. Manzara hep budur. Bu İspanya'da da, Almanya'da da hep böyle olur.
Biz kalkarız, onlar daha yeni oturmuştur.
Çünkü en babayiğit Türk gazetesi muhabirine yazısını 90. dakikada yollama şansı tanır. Bu bir lütuftur.
Çoğu, büyük bir matbaada, arada 5 dakikada, öyle iki ara bir derede basılan garibanlar arasında ise 60.-70. dakikada isteyenler de vardır yazıları. Çünkü gazetenin hemen baskıya girmesi gerekir. Halbuki yabancı meslektaşlarımız rahattır. Zamanları geniştir. Maç yazısının içine o golü atanın görüşünü yazacak kadar. İnerler basın toplantısını izlerler, röportajlarını yaparlar. Notlarını okurlar ve yazarlar.
Bizde baskıya gitmeleri gerekir erkenden. Mutfakta son derece güç şartlarda, son derece düşük ücretlere çalışan arkadaşlarımız da 20 dakikada sayfayı yapıp yollamak zorundadır. Matbaa beklemez, hat kaçtı mı ortaya çıkan zararın büyüklüğünü bilemezsiniz. Ve de üstüne, bu ülkede nedendir bilinmez bir gece maçı fetişizmi var.
Bugün hala 5 sene sonra bile hangi okura rastlasam bana Radikal'e Kore ve Japonyadan yazdığım yazıları hatırlatıp beğenilerini dile getiriyor. Neden?
Çünkü orada sabah seyahate çıkıyor, trenden-uçaktan notlarımı topluyor, insanlarla konuşuyor, maça gidiyor, maçtan çıkıyor, basın toplantısına mixed zone'a giriyor, futbolcularla konuşuyor, yola koyuluyor, şehir değiştiriyor ve otelime yerleşip yazımı yazıyordum.
Bilirsiniz yazmak bilgisayarın başında olmuyor. Yazıyı kafada bitirmelisiniz önce, sonra yaptığınız sadece kağıda, ekrana düşürmek. Kore'de, 7 saatlik zaman farkı bu şansı veriyordu.
Şimdi bir gözünüzle maçı seyredip, aynı anda düşünüp, aynı anda yazmak gibi bir şey yapıyoruz biz. Nice büyük yazarlara bu işi yaptırmaya çalıştık. Arkalarına bakmadan kaçtılar. Çünkü bu işin oluru bu kadar.
Bunları insanlar bilmezse, neden iyi yazılamıyor sorusunun cevabı sadece küfür olur.
Bilin istedim.
Oyuncuyu yüceltmek
Tuncay'ın Derby'e attığı gole menacer Gareth Southgate'ın yorumunu hatırlatalım. Golün, maçın ve takımının sıradanlığının ne kadar üzerinde olduğu, bu kadar zarif başka nasıl anlatırsın ki! "Bu gol sanki bu maça ait değildi". En son ne zaman duydunuz böyle şık bir cümleyi bu ülkede. Aykut Kocaman da ortalarda yok ki. Neyse biz önümüzdeki maça bakalım.mdemirkol@milliyet.com.tr

Cafe