
Güneri CIVAOĞLU
Bugün
Ufukta yeni harman
Fazıl Say'ın "gerekirse giderim" söylemi, politika kazanını kaynatıyor hâlâ.
"Olması" değil "konuşulmaya başlanması bile" üzücü...
Say'ın "biz kaybettik", saptaması "gerçeği" yansıtıyor mu?
Bence "tam" değil.
Atatürk devrimleri arasında en önemli olanlardan biri "harf devrimidir".Türkiye'de kimin gücü Latin alfabesini kaldırıp yerine "Kuran'ın dilidir" gerekçesiyle Arap alfabesini getirmeye yetebilir.
Sorunun anahtarı da budur.
Latin alfabesi Türkiye insanının çağdaş dünyayla iletişim kanalıdır. İnternetten teknolojiye, edebiyata, felsefeye, yabancı dillere açılan ufuktur. Bu ufku karartmak mümkün değil. Harf devriminin temeli sağlam atılmıştır.
Ya hukuk devrimi?
Çağdaş ceza, medeni hukuk ve onun çok önemli bir dalı olan miras hukukunun yerine şeriat hukuku getirebilir misiniz? Kadınları ikinci sınıf yurttaşlığa geri götürebilir misiniz? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne dava açma hakkı gasp edilebilir mi?
Şu satırlarımdan laik sistem için hiçbir tasamın olmadığı sonucunu kimse çıkarmasın. Elbette bir değişim sarsıntısı yaşıyoruz. Siyasi iktidarın yanı sıra ekonomik güç el değiştiriyor. Zihniyet kendi kadrolarını getiriyor. Kadrolar da zihniyet dayatıyor.
Ama...
Bunun Türkiye'ye özgü yeni bir "sentez" yaratacağını düşünüyorum. Yeni bir "harman" oluşacak. Çünkü Türkiye'nin yüzde 70'inin bu farklı iktidarın şablonuyla tamamen örtüştüğü kanısında değilim.
Demokrasi içinde, o pek güvenilen yüzde 50'ye yakın oy oranının böyle süreceğini de hiç sanmıyorum.
Onu, daha kişisel dostluk başlamadan yıllar önce, sevgili Müjdat Gezen'in bir anısıyla tanımıştım.
Müjdat'ı dinlerken gülmekten gözlerimiz yaşarmıştı.
Anıyı yansıtarak sevgili Savaş Dinçel'i uğurlayalım.
'Müjdat Gezen ve Savaş Dinçel'in ilk gençlik yıllarıdır... Kardeş kadar yakın iki arkadaştır onlar. Tiyatro ortak tutkularıdır. Savaş "dik meşrep... delikanlılık değerleri önde" bir genç.
Müjdat ise sanki doğduğunda mizah kundağına sarılmış.
Arkadaşlarıyla birlikte Savaş Dinçel'i makaraya almaya karar verirler.Sık sık yaptıkları gibi balık tutmak için Kumkapı'dan kayık kiralar ve denize açılırlar.
Kürekleri Savaş Dinçel çekmektedir.
Sahilden birkaç yüz metre uzaklaştıktan sonra Müjdat yerinden doğrulur, Savaş'ın kürek çeken ellerinin üzerine kendi ellerini koyar. Manalı ve dişi bir ses tonuyla, "Çok yoruluyorsun... Kürek çekmene yardım edeyim" der. Savaş bu garipliği yadırgar haklı olarak. "N'oluyo" gibilerden suratına bakar.
Müjdat ise manalı manalı göz süzmektedir. Ardından derin bir iç çeker. Savaş Dinçel "hasta mısın lan" diye çıkışır. Müjdat'tan cevap:
"Sevmek ayıp mı?" Savaş'ın suratı kırmızıya keser. Öfkeden kan beynine hücum etmiştir.
"Ulan yoksa sen... İ..e mi oldun?" diye azarlar.
"Sana âşığım. Uzun süre kendimi tuttum ama artık sen de gerçeği bilmelisin."
Savaş, Müjdat'ın ellerini hışımla iter, küreği ıskarmozdan çıkardığı gibi tam kafasına indirecektir ki, Müjdat kahkahayı patlatır. Nasıl da yuttun ama.
Savaş Dinçel rahatlar. O da gülmeye başlar. "Vallahi indirecektim küreği kafana, sonra da denize atacaktım" der.
Aradan birkaç yıl geçti Savaş Dinçel'le tanıştım. Dost olduk.
Bu zarif, aydın, duygulu, harika usta sanatçıyı çok sevdim.
Üzerine ışık yağsın. Sevgiyle ve rahmetle anıyorum onu. Yaşamındaki en iyi dostu olan Müjdat Gezen'e, tüm ailesine ve sanat camiasına başsağlığı diliyorum.
gunericivaoglu@milliyet.com.tr

Cafe