
Kadri GÜRSEL
'Keşke Öcalan yakalanmasaydı' diye başlayan cümle
Asker kökenli "think tankçı"nın, 2004'te yurtdışında izlediğim bir konferansın kahve molasındaki sohbetimiz sırasında sarf ettiği o cümleyi zaman zaman hatırlar ve üzerinde düşünürüm... Şöyleydi tamı tamına: "Keşke Öcalan hiç yakalanmamış olsaydı, o yakalandıktan sonra Kürt sorunu siyasileşmeye başladı"... Adını saklı tuttuğum emekli askerin bu cümlesinin bende yarattığı şaşkınlığı gizlemek için çaba harcadığımı da hatırlıyorum...
Asker ve sivil iktidar sahiplerinin, Kürt sorunu karşısında Türkiye'yi nasıl bir açmaz içine soktuklarını daha kestirme anlatabilen başka bir cümle kurulabilir miydi, bilemiyorum.
On yıllardır süren, Kürt sorununu bir terör sorununa indirgeyerek siyasetin dışında tutma gayreti, Türkiye'yi bir çıkmaz sokağa sürüklemiştir.
"Keşke Öcalan..." diye başlayan cümlenin sahibi, belli ki, Kürt sorununu çözmek için politik yöntemlerin kullanılmasını, Türkiye'nin toprak bütünlüğünü tehlikeye atar diye sakıncalı buluyor.
Bunun yanı sıra, aynı zihniyet, Kürt sorununa Türkiye'nin AB üyeliği süreci içinde barışçı bir çözüm perspektifi sunulmasına, yine "Türkiye bölünür" gerekçesiyle itiraz ediyor. Oysa AB, Türkiye'yi bölmek şöyle dursun, daha da birleştirir. Kürtlerin, her alanda çağdaş normlara erişerek Avrupa ailesine katılmış bir Türkiye'nin onurlu ve özgür vatandaşları olmak yerine, Ortadoğu'nun dağlarına hapsolmuş bir despotizm adasında yaşamayı tercih edeceklerini sanmak basiretsizliktir.
Eleştirdiğimiz anlayış, açıkça itiraf etmese de, terörist Kürt hareketinin varlığını bir biçimde devam ettirmesini, barışçı dönüşümlerden daha az riskli görüyor.
Operasyonun siyaseti
"Keşke Öcalan..." diye başlayan cümleyi bana son olarak hatırlatan, Türk Hava Kuvvetleri'nin Kuzey Irak operasyonu oldu. Bu operasyon PKK'ya ve onu destekleyen güçlere verdiği siyasi mesaj itibarı ile de çok etkileyiciydi.
Bu operasyon PKK'ya, Türkiye ve ABD'nin kendisine karşı işbirliği yaptığını ve Kuzey Irak'ta eskisi gibi at oynatamayacağını göstermiş midir? Evet, göstermiştir... O halde bu operasyon terörizmin manevra alanını daraltıp siyasetinkini genişletmiştir, değil mi? İşte o zaman ben "Keşke Öcalan..." diye başlayan cümleyi hatırlıyorum.
Şartlı refleks
O cümleyi bu operasyondan birkaç gün önce yine hatırlamıştım. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, "PKK'nın hem siyasallaştığını, hem de legalleştiğini; insan hakları, demokrasi, özgürlük ve barış değerlerinin teröristlerin eline geçtiğini" söyleyince...
Durum bu kadar kötüyse, bunun nedeni, siyaset sahasının Kürt milliyetçilerine terk edilmesidir. Türkiye'yi yönetenler, siyasetin, Kürt sorununa barışçı bir çözüm bulmak için yapılması fikrini baskı altına alarak, kamuoyunda bir şartlı refleksin doğmasına neden olmuşlardır. Siyasetin Kürt sorunuyla ilişkilendirilmesi, bazılarının aklına hemen PKK'yla masaya oturup toprak pazarlığı yapmayı getirmektedir. Oysa siyasetin sunduğu alternatifler sonsuza yakın çeşitliliktedir.
Ankara kriterleri
Kürt sorununu barışçı bir çözüm perspektifi içinde ele alamadığınız ve bu süreç içinde PKK'yı eritecek dinamikleri yaratmayı başaramadığınız bir "Kopenhag Kriterleri" Türkiye'sinde, "sorunun siyasileşmesi" ise kaygınız, bunu önlemeyi nasıl başaracaksınız? "Ankara kriterleri" Türkiye'sine dönüş yaparak mı?
Benim de "Keşke..." diye başlayan bir cümlem var:
Keşke AKP, AB reformlarını boşlamayıp, ciddiyet ve kararlılıkla uygulasaydı da, Kürtler Türkiye'nin günün birinde tüm engelleri aşarak AB'ye girmek için gereken azim ve dirayete sahip olduğuna inansalardı.
kgursel@milliyet.com.tr

Cafe