Formalı kuzular!
Beşiktaş, "spor yapsın" diye verilen tek taş yüzük gibi arsaya alışveriş merkezi dikip köşe oluyor.Galatasaray, kendisinin olmayan stat karşılığında anahtar teslimi tesis cukkalıyarak açıkgözler şampiyonluğunu ilan ediyor.
Fenerbahçe, 58 dönümlük Ataşehir fırsatına konup "Bursa yerel gazetelerindeki resmi ilanları" takip etmenin semeresini görüyor.
Yetmedi... Kira bile ödemeyecekler üst kullanım hakkı için.
Vergi mi?..
Allah vergi koyandan razı olsun... Hiç olmazsa vergileri düşürmek, erteletmek, yok etmek için Ankara'ya giderken el ele tutuşuyorlar üç büyüklerimiz.
Yaşasın Türkiyemiz.
İş bilenin, kılıç kuşananın, arsalar yağmalayanın burada.
Kimler bu mucizeleri yaratanlar?
Becerikli kulüp yöneticileri. Ülkemizin saygın iş adamları...
Umalım ki, müthiş bir deneyim kazandıkları bu becerilerini iş hayatlarında da kullanmasınlar!
* * *
Bu kentin şaibesiz vatandaşı, sarı zarf içinde gelen "çöp vergisi" sürprizine mütevazı bütçesinden fon ayıramadığı için evine haciz memurları beklerken, bir kalemde milyonlarca dolarlık rantı nasıl gelir yazabiliyorlar kulüp bilançolarına?
"Taraftar siyasetçiler" yardımcı oluyor tabi.
Yönetici siyasetçi işbirliği ile mucizeler yaratılıyor.
Çünkü karşı çıkan yok.
Kim hesap soracak?..
O arsaların, arazilerin gerçek sahibi halk.
Onların da bir kısmı Fenerbahçeli, bir kısmı Galatasaraylı, bir kısmı Beşiktaşlı. Sadece rakiplerin avantalarına mız mız ediyorlar biraz.
Kendi takımlarına avanta sırası gelince, tısss.
* * *
Hikayenin buraya kadarki bölümünü itiraf etmese de- herkes biliyor.
Lakin bilmedikleri şu.
Necip milletimiz, canları gibi sevdiği kulüplerin üzerinden "yağma-avanta-beleş" ortamına öylesine aşina oluyorlar, bu durumu öylesine içselleştiriyorlar ki, kulüp parantezinde olmayan yağma-avanta-beleşe alışıyorlar.
Yoksa demokrasimiz bizi yağma-avanta-beleşe alıştırdı da "hiç olmazsa bizim kulübe gitsin" tevekkülünde mi insanlar?
Yumurta ve tavuk meselesi.
Biri birinden çıkıyor, bu arada İstanbul'un son parselleri de el değiştiriyor.
Artık doğal geliyor.
Peki...
Üç büyük kulübümüze sağlanan ayrıcalıkların benzerleri bir şahıs veya kuruma tekrarlandığında kim eleştirebilir ?..
Fenerbahçeli mi? Galatasaraylı mı?.. Beşiktaşlı mı?
Sanki muz cumhuriyeti.
Çeyrek asırdır vizyondaki filmin adı "formalı kuzuların sessizliği".
Aurelio gitmez!
Spor yazarı olunca, her şeyi bildiği kabul ediliyor insanın. Buna inanan bazı spor yazarları da var ama konumuz o değil.
Gündemdeki on puanlık uzmanlık sorusuna bağlayacağım cümleyi:
"Aurelio gidecek mi"?..
Yanıtı Aurelio'da bile yoktur inanın.
Gündemi yaratan menajerlik başarısı. Zam böyle alınıyor futbolda. Zam isterken kozları yanlış oynayanın kaybettiği de görülmüştür ama müthiş oynayan futbolcuya yeni fiyatlandırma yapabilmek için kaçınılmaz bir hamle.
Yine de sorular bitmiyor:
"Aurelio gidecek mi"?..
Tek tek yetişemediğin tebriklere gazete ilanıyla yanıt vermek gibi fikrimi yazayım:
Gitmez!
Çünkü gitmesine müsaade etmez Fenerbahçe yönetimi.
Aurelio'suz Fenerbahçe'nin orta sahasında mikroskobik bir kısalma, miligram ölçeğinde zayıflama anında yaşanacak kitlesel sorgulamaya kimse dayanamaz.
Aynı şey Milli Takım için de geçerli. Aurelio Avrupa'ya giderse ay-yıldızlı formayı giyer mi?..
Fenerbahçe parada anlaşamazsa, aradaki farkı Federasyon karşılasa yeridir yani.
Aurelio ne zaman ki oyundan düşecek, o zaman gidecek.
Ya da futbolu bırakırsa.
İdol enflasyonuTümer, faal futbolcularımızın hayli kısa olan "entelektüel" listesinde yer alan bir sporcudur.
Uçak yolculuklarında kitaba gömülmesini arkadaşları "sosyal uyumsuzluk" olarak nitelese de okumaktan keyif alması bile önemlidir.
"Gazete okumuyorum" diye böbürlenen bozuk Türkçeli, briyantinli saçlı, arabesk hayranı meslektaşları hatırlanınca, Tümer'i öpüp başımıza koymak gerekir.
Lakin, okumak cehaleti alıyor "huy" baki kalıyor.
Ya askere ya Avrupa'ya gitmeden önce son beyanatına bakın şimdi:
"Emre az yaptı, medyaya kolunu değil bacağını sallamalıydı"!
Mürekkep yalamış, Milli Takım düzeyine gelmiş, yaşını başını almış bir futbolcumuz düşüne taşına ve soğuk kanlılıkla bunu söylüyorsa varın gerisini siz düşünün.
Kim bilir kaç tane çocuk büyüyüp Tümer ağabeyleri gibi olmak için dua ediyordur yataklarında.
Kim bilir kaç genç kız aşıktır Tümer'e...
Kapı açılsa, Tümer içeri girse; kaç kişi saygıyla kalkar ayağa.
En iyilerden biridir Tümer.
Yetenektir, örnektir...
Lakin... İşte bu kadar.
"İdol enflasyonu" var Türkiye'de.
"İdol kirlenmesiyle" birlikte.
Sivas'ın freni "sistem"
Sivasspor'un durumunu en güzel betimleyen cümleleri Çarşamba günü Milliyet'te yayınlanan haftalık "panorama"sında yazdı Ediz Sırapınar:
"Mucizenin gerçekleşeceğine yürekten inananlar bu hayatı sıra dışı kılıyor, adından söz ettiriyor, başı havada yürüyor... Tıpkı Sivasspor gibi. Şans kapıyı öyle bir kırmış ki, geri göndermek olmaz şimdi!.."
Şans kapıyı kırdı ama Sivasspor şampiyon olabilir mi?
Çoğunluk, "Sistem izin vermez" şüphesi taşıyor.
Nasıl yani?
Nedir bu "sistem"... Kimde dümeni?
"Sistem izin vermez" deyince, doğal olarak üç büyükler zan altında kalıyor.
Ne yani; şampiyon adayı üç büyükler şike mi yapacak, teşvik mi verecek, hakemleri mi satın alacak? Haşa...
Bakın, sistem biziz!.. Hepimiz.
Hatta en iyi niyetlilerimiz.
Görüyorsunuz medyadaki kanaat önderlerini; "Çok isterim Sivasspor'un şampiyonluğunu" diye başlıyor cümleler. Bülent Uygun "Şampiyonluğumuz hayal" diye yırtınsa da "Yok yok, olursunuz olursunuz" fırtınasında ayakta durması çok zor.
Neden reddediyor Bülent Hoca?.. Çünkü biliyor ki, futbolcuların hesaplarına şampiyonluk fikri taşınırsa hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Lakin iletişimin önünü kesmek imkansız... "Sivas havalimanı yenilendi", "Sivas'a iki otel yapıldı", "Sivas'a alışveriş merkezi planlanıyor", "Bölge turizmi atakta", "Sivaslı sanayiciler takıma otobüs alıyor"...
Her haber çok büyük sorumluluklar da yüklüyor Sivasspor'un sırtına.
Sivasspor şampiyon olamayacaksa, bu akıl karışıklığı yüzünden olamayacak. Şampiyonluk macerasında bu etapları da aşmak lazım.
"Sistem" dedikleri bu işte.
eguven@milliyet.com.tr

Cafe