Kalli mi, Zafer Koç mu?
Yaklaşık iki yıl önce herhalde hiç kimse Baptista ve Ramos'u kaybetmiş Sevilla'nın kısa sürede Avrupa'nın devleri arasına gireceğini tahmin edemezdi. Tarihlerinde yoktu böyle bir şey, belki hayallerinde de... İki yıl sonra, bugün Sevilla, UEFA ve Süper Kupa şampiyonu apoletlerini takmış durumda... Üstelik Şubat'ta da Şampiyonlar Ligi ikinci turunda mücadele edecekler. Uluslar arası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Federasyonu da şu anda onların dünyanın en iyi takımı olduğunu söylüyor.Sevilla'ya bu olağanüstü hamleyi yaptıran hoca Juande Ramos, sezon ortasında, son derece zamansız ve ani bir kararla Tottenham'a gitti. Artık müzelerine UEFA Kupası'ndan fazlasını koymak isteyen Sevilla yönetimi toplandı, takımın başına kimi getirmeleri gerektiğini tartıştı... Artık bir devdiler, Kanoute'li Alves'li 200 milyon euroluk bir Şampiyonlar Ligi şampiyonu adayı olmuşlardı. Dünyada pek çok hocanın rüyalarını süsleyebilecek, koşarak gelecekleri bir adresti Sevilla... Lippi, Capello hatta Mourinho bile düşünebilirdi burada çalışmayı... Ama onlar, takımı hepimizin adını ilk kez duyduğu bir isme emanet ettiler: Manolo Jimenez'e... 43 yaşındaki genç antrenör, 7 yıldır Sevilla altyapı takımını çalıştırıyordu ve halen A takımda oynayan bir çok yıldızın üretiminde başrolde idi. Altyapıdaki başarılı 7 yılın sonunda, baş antrenörlüğü gözü kapalı devraldı ve halen kusursuz yürütüyor...
Sevilla-İstanbul
Jimenez'in talebelerinin iki ay sonra Şampiyonlar Ligi ikinci tur ilk maçı oynamak üzere geleceği şehirde, İstanbul'da, onlarınkine çok benzer bir hikaye yaşanıyor. Galatasaray da, aynen Sevilla gibi 21'inci yüzyılın ilk bölümünde taraftarını UEFA Kupası ve Avrupa Süper Kupası ile tanıştırdı. Aynen Sevilla gibi bu başarıların mimarı olan hocalarını kaybetti. Ve yine aynen Sevilla gibi, Galatasaray'ın da son dönem kadrolarında çok ciddi bir altyapı başarısı var. Ama bugün, Sevilla'daki durumun aksine, Galatasaray'ın başında Abdullah Avcı ya da Zafer Koç yok...Zaten Abdullah Avcı'nın Galatasaray'a gitmemesini hâlâ anlayamıyorum. Tamam, kariyerine bir U17 Avrupa şampiyonluğu, bir dünya dördüncülüğü, bir de ikinci lig zaferi ekledi ve belki de Kalli'nin yardımcısı olmak istemedi. Peki Queiroz'un Real Madrid teknik direktörlüğünden Ferguson'ın yardımcılığına, Ten Cate'nin Ajax'ın patronluğundan Avram Grant'ın yanına geçmesine ne demeli? Üstelik de Kalli'nin görevde uzun kalmayacağı çok açık. Belki de bir yıl ko-pilotluk yapacak Avcı, ikinci yıl pilot olacaktı orada...
Altın nesil
Kim bilir, belki de Galatasaray yönetimi başaramamıştır Avcı'yı getirmeyi... Bunu da anlayabiliriz. Ama bir başka altyapı değeri Zafer Koç'un gönderilmesini anlamak daha da zor! Şampiyon Galatasaray PAF Takımının hocası Koç'un görevine, televizyonda, "Biz gençleri yetiştiriyoruz, ama dışarıdan transfer ettiklerini oynatıyorlar, bizim oyuncularımız şans bulamıyor" dediği için son verilmiş... Onun bizim oyuncular diye bahsettikleri de, Fatih Terim'in daha 14-16 yaş grubunda görüp, ülke futbolunun gelecek 15 yılını kurtaracağına inandığı bir altın nesil. Arda'nın arkadaşları... Aydın, Mehmet, Ferhat, Oğuz, Cafercan, Özgürcan, Erkan, Uğur, Anıl... Halen bazıları yedek, kimileri kiralanmış veya bonservisiyle gönderilmiş. Şimdi, sadece altyapı hocalarına gösterilen saygıyı dikkate alın ve düşünün... Hangi kulüp başarılı olur sizce orta/uzun vadede? Jimenez'li Sevilla mı, yoksa Abdullah Avcı'sız, Zafer Koç'suz Galatasaray mı? Hiç milli olmamasına rağmen Navas mı yıldız olur bu ortamda, Peru'da dünya dördüncüsü olmuş Aydın mı? İspanya futbolu mu kazanır nihayetinde, Türk futbolu mu?..
Galatasaraylılar, Kalli'nin dönmesini bekliyorlardır mutlaka. Ama artık Zafer Koç'un dönmesini de istemeliler. Zafer Koçlar, Abdullah Avcılar, bu ülke futbolu için Kalli'den daha değerliler çünkü...
Gençlerbirliği Oftaş
Ligin en renkli takımı... 22-23 yaş ortalaması ile inanılmaz enerjikler. Son derece pozitif futbol oynuyorlar. Ülkenin en olumlu teknik direktörlerinden birine, Osman Özdemir'e sahipler. Yatılı okuduğum orta okulumla bitişik nizam antrenman yapan Gençlerbirliği'ne duyduğum sempati negatif oyun anlayışları nedeniyle son bulmuştu, artık gönlümde Oftaş var. Ama gelin görün ki, televizyonda Oftaşspor'u, Gençlerbirliği'nden ayırt edemiyorum. Çünkü kırmızı-siyah çubuklu, bire bir aynı formayı giyiyorlar. Neredeyse Tozo'nun, Sandro'nun geçen yıl Gençlerbirliği için terlettikleri formayı saklayıp, bu sene Oftaş'ta giydiklerini düşüneceğim!
Ankara'da yaşayan ve şu anda takım seçme yaşında olan, Oftaşsspor'un enerjisinden/futbolundan etkilenen, idolü Serkan Atak olan 9 yaşındaki çocuk, kendisine ait forması bile olmayan bir takımı tutar mı? Bu kulübün Gençlerbirliği'nden başka bir takım olduğuna inanır mı? Hadi federasyon inandı, biz de inandık, ligde bire bir aynı formalarla karşı karşıya oynuyorlar... Ama 9 yaşındaki çocuk, size inanmayacak.
Kıbrıs'ta ırkçılık
Hadiseyi duymuşsunuzdur... Kıbrıs'ta Gönyeli-Türk Ocağı maçında Sierra Leoneli futbolcu Kargbo'ya ırkçı tacizde bulunulmuş. Bir haftadır Türkiye medyası da yakından ilgilendi bu konuyla...
Öncelikle dünyada ırkçılık probleminin en son yaşanacağı yerin Kuzey Kıbrıs olduğunu belirtmek lazım. Son derece medeni bir halk, son derece centilmen bir taraftar kitlesi var orada... Sadece futbolun değil, dartın da, atletizmin de neredeyse aynı ölçüde ilgi gördüğü bir sporsever toplum. Mesele sadece iki-üç çocuğun, rakip Afrikalı futbolcunun moralini "Vur-kır-öldür, bu maçı kazan" anlayışıyla bozma girişiminden ibaret...
Üstelik de bu topraklar, dünyadan tecrit edilmiş topraklar... FIFA ve UEFA müsabakalarında mücadele etmeyi bırakın, İngiltere ikinci ligi takımı Luton Town'la bile oynayamayan bu gençler, ayrımcılığın ne olduğunu gayet iyi bilirler, hiç kimseye böyle bir davranışı layık görmezler... Zira, en büyük ayrımcılığı bizzat kendileri yaşıyorlar.
umeleke@milliyet.com.tr

Cafe