
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Yılın son inedanlığı
İncili Çavuş'a sordular: - Çavuş, bitmesine 1 gün kalan 2007'yi, özetlemeye kalksan nasıl özetlersin?
İncili Çavuş:
- Kimliğini belirleyen sayıların sonuncu rakamı olan "7" ile, dedi.
- Nasıl özetlersin yani "7" ile?
- Bir kez hepimizin ömründen 1 yıl daha yedi; trafik kazalarında, cinayetlerde, silahlı çatışmalarda, doktorsuz hastanelerde birçok insanın başını yedi; kimileri onun sayesinde miras yedi, rüşvet yedi, bal börek yedi; kimileri de sadece bok yedi.
* * *
Kadının biri, yeni yeni açılmaya başlayan özel dedektiflik bürolarından birine gitmiş:
- Kocamın beni aldattığından kuşkulanıyorum, demiş; acaba kendisini azıcık angutça biriyle izletir misiniz?
Büronun şefi:
- Angutça biri tarafından mı, demiş; peki neden izlenmesinin angutça biri tarafından olmasını istiyorsunuz?
- Çünkü ne kadar azını öğrenirsem, o kadar daha iyi olacak benim için.
* * *
Büyüklerimiz tarafından "kapalı kapılar ardında" saatler boyu sürdürülen görüşmelerin de, tüm ayrıntılarıyla bir türlü öğrenilememesi; galiba daha iyi oluyor yönetilen yığınlar için.
Yoksa "anhası minhası" ile bir öğrenselerdi nelerin görüşüldüğünü; ne yapacaklarını bir türlü bilemeyecekler ve apışıp kalacaklardı.
* * *
Nüktedanlık prenslerinden Cin Ali Bey, dostu Ruhi Baba'yla dertleşirken, heykelci Rodin'in:
- "- Bu güzel heykelleri nasıl yapıyorsunuz, sorusuna verdiği o ünlü yanıtı:
"- Taşın fazla tarafını atıyorum, geriye heykel kalıyor, demesini hatırlatıyor ve şöyle diyordu:
- Resmi söylem, görüş, demeç, nutuk ve analizlerden de riyakârlık, sahtekârlık ve demagoji çıkarılıp atılsa; geriye sadece demokratik bir hukuksallık kalırdı.
* * *
Ruhi Baba:
- Evet ama, dedi; yine de bir kuşku düşüyor insanın içine; ya geriye hiçbir şey kalmazsa diye...
* * *
Aristo sağ olsa da, kendisine sorsalardı:
- Pakistan'ın geleceğini nasıl görüyorsun, diye.
Herhalde yanıtı şöyle olurdu:
- Mevcut olmayan bir şeyi, görme olanağı da yoktur.
* * *
Eniştemiz Dr. Ercan Alpagut'tan bir fıkra:
Vaktiyle köy muhtarlarından biri, basurundan aşırı rahatsız olmaya başladığı için kent merkezindeki bir hastaneye gelmiş.
Kendisini domaltıp, elektrikli özel bir aygıtla basurunu tedavi etmeye başlamışlar.
Ve muhtar başlamış kahkahalar atmaya.
* * *
Doktorlar şaşırmışlar:
- Ne oldu, demişler; neden böyle gülüyorsun kahkahalarla?
Muhtar:
- Kaç yıldır, demiş; bizim köyle, köydeki evlere de elektrik gelip girecek diye bekliyoruz. Elektrik, daha köye girmeden, önce geldi benim kıçıma girdi.
* * *
Her gece meyhanelerde sabahlamayı âdet edinmiş 2 kafadar, önlerindeki rakı bardaklarını tokuştura tokuştura konuşuyorlarmış.
Biri ötekine:
- Eve sabaha karşı döndüğünde ne diyor karın, diye soruyormuş.
Öteki:
- Karım yok ki benim, demiş.
- Karın yok mu, Allah Allah öyleyse neden o kadar geç dönüyorsun eve?
* * *
Tıpkı hiçbir partinin programını bilmedikleri halde, hiçbir partinin mitingini kaçırmayanların da; kalabalıkların içinde saatler boyu ne aradıkları gibi.
* * *
Nihayet Taner Aktop'un fıkra stokundan da bir fıkra:
Biri arkadaşına, aynı cinsten olmayan hayvanların çiftleşmesinden de, çok değişik yavruların doğduğunu anlatıyor ve şöyle diyormuş:
- Örneğin katır, erkek eşekle bir kısrağın çiftleşmesinden doğar; kurt köpeği de, kurtla köpeğin çiftleşmesinden.
Arkadaşı:
- Sahi mi, demiş; hiç aklıma gelmemişti. Ya peki devekuşu? Kuş mu, deveyi gebe bırakıyor; yoksa deve mi, kuşu?
Arkadaşı:
- Bunu, demiş; Soğuk Savaş yıllarında Pentagon'la sevişmeye kalkmış olan emekli militerlere sormak gerekiyor. Ancak onlar bilirler böyle bir sorunun gerçek yanıtını.
* * *
Çinli şair Tsa-O Sung'un, 1.100 yıl önce yazdığı, Can Yücel çevirisi bir şiirle bitirelim yazıyı:
Çukur ovanın tepelerini düzlerini
Yangın yerine çevirdiniz.
Şimdi ne yer ne içer ora halkı,
Aklınıza gelmedi mi hiç.
Bir daha işitmeyeyim ağzınızdan
Bu nişan, terfi lafını;
Onbinlerce yiğide mal olur beyler
Şanlı bir generalin şanı.
c.altan@prizma.net.tr

Cafe