
Güneri CIVAOĞLU
Bugün
Siyasetin türbanı
1980'li yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde birkaç yıl iletişim derslerinde hocalık yaptım.
Sınıfım kalabalıktı.
O zamanlar "türban" lafı yoktu. En önde iki "başı örtülü" genç kız olurdu.
Anlattıklarıma odaklıydılar. Sürekli not tutarlardı. Sınıfa soru yönelttiğimde önce onların parmakları havalanırdı. Saygılıydılar. Sınıf arkadaşlarıyla da uyumluydular.
Siyasetçi günahı
Yani... Yasaklar ve siyasetçi parmağı olmadan, üniversitede "türban" ya da "başörtüsü" sorunu yoktu.
Ancak... Daha sonraları "üniversiteye başı örtülü girmek" yasağıyla birlikte bu konu şirazesinden çıktı.
Siyasetçiler, yasağa bir "oy damarı" bulmuşçasına yoğunlaştılar.
Çünkü... Olivier Roy'un "İslami Siyasetin Çöküşü" kitabında işaret ettiği gibi misyonsuz kalmışlardı.
Gerçekten "İslami siyaset" hiçbir yeni çözüm üretebilmiş değildir.
- Ekonomi, serbest piyasa pratiğiyle örtüşmüş durumdadır. Bankacılık, faiz, döviz, arz-talep kuralları, İslam ülkelerinde de uygulanıyor.
- Eğitim, özellikle teknik eğitim, tıp, iletişim Batı'dan beslenmekte.
- Dış politika ve savunma ABD himayesindedir.
- Giyim-kuşam, Batı'nın ceket/pantolonudur.
- Yöneticilerin paraları ABD, İngiltere, İsviçre bankalarındadır.
- Çocukları Amerika'da, İngiltere'de okur.
Kısaca... Topluma siyasi İslamın kendine özgü ve farklı hiçbir çözüm önerisi üretilmemiştir.
"İslami yönetim gelecek, sorunlar bitecek" sananlar hayal kırıklığına düşmüşlerdir.
Siyasi simge
Bu durumda topluma sunulacak tek farklı unsur, "kadın" kavramı olarak görülmüştür.
Başörtüsü bunun simgesidir.
İslami siyasetin renk tonlarına göre "kadın" kavramı üzerinden siyaset de katılaşır.
İşte... 1980'li yıllarda üniversitede başörtüsünü yasaklanması, farklı bir şey söyleyemeyen siyasi İslamın arayıp da bulamadığı bir "damar" olmuştur.
Yıllar içinde bu "damar" işlenerek, muhafazakâr kesimden oy üretilmiştir.
Başörtüsü artık, hiç de azımsanmayacak sayıda bir kesimin siyasi tercihini ifadesinin, hatta o tercih için mücadelesinin simgesi olmuştur.
Şimdi "üniversitede başörtüsü yasağının kalkması" bağlamında duyulan kaygılar, bu nedenledir.
Bana göre, kendi iradesiyle yaşam tarzını tayin edecek yaşa gelmiş üniversite çağındaki bir genç kızın "başını örtmek ya da açık bırakmak" özgürlüğü olabilmelidir.
Ancak... Bunun, siyaset malzemesi yapılması ve giderek sadece "hizmet alanlar" ile sınırlı tutmayarak, hocalık ve bürokrasi gibi "hizmet verenlere" de yaygınlaşacağı, böylece "laik devlet"in kundaklanacağı kuşkuları da haksız değildir.
Öte yandan... Bu da böyle gidemez. Çünkü sorun, çözülemeyerek bir yara haline geldi.
"Toplumsal ve kurumlar arası uzlaşmayla bir formül bulunmalı" görüşündeyim.
İşte tam bu süreçte Başbakan Erdoğan'ın "Başörtü, siyasi simge olsa ne olur?" söylemi talihsiz bir çıkıştır.
Önyargıları proteinlemiştir.
Bu arada Hıncal Uluç ve beni örnek gösterdi.
Ertuğrul Özkök'ün seçtiği aryalardan oluşan "ARTA KALAN ZAMANDA" adlı albümü için Hıncal'ın ve benim satırlarıma "Bir yağlamışlar, bir yıkamışlar, değme gitsin" damgasını basmış.
Önce şunu belirteyim... Benim seçtiklerimden albüm yapılmış falan değil.
Bir radyo, popüler müzikten sevdiğim 3 parçayı sordu. Ben de bildirdim.
Meğer bunu başkalarına da sormuş, her birimizin seçtiklerinden birer parçayla albüm yapmış. Sonradan haberim oldu.
Ayrıca sadece benim seçtiklerimden 10 parçayla albüm yapmak isteselerdi, belki ona da "evet" derdim.
Hıncal bu konuda daha donanımlı olduğu için elbette hakkıdır.
Ertuğrul Özkök'e gelince... Seçtiği aryalar da, albümdeki anlatımlar da güzeldi. Bunu yazdım.
Çünkü... Güzelliklere karşı olumlu duygularımı ifade etmekte hiç ifade hasisi olmadım.
Bilmem hatırlar mı? 86-87'ydi. Engin Ardıç henüz böyle ünlü bir yazar değildi.
NOKTA dergisinde bir yazı okumuş, çok beğenmiştim. Müthiş bir kara mizahtı. Tanımadığım ama bize göre hayli genç olduğunu sandığım, yazarı Engin Ardıç'a telefon etmiş, kutlamıştım. O da duygulandığını söyleyerek teşekkür etmişti.
Ayrıca bir yoruma gerek var mı?..
gunericivaoglu@milliyet.com.tr

Cafe